İÇİMİZDEKİ SILA SEVGİSİ

20 Temmuz 2018

Halk, Sıla’yı istiyor. Sadece ben demiyorum, giderek artan konser serileri bunun ispatı... Geçtiğimiz yıl Harbiye Açıkhava’da gelen istek üzerine, ikiden beşe çıkan sahne sayısıyla zaten dikkatleri üzerine çekmişti. Bu sene daha da ötesine geçti, başlangıçta üçtü, sonra beşe çıktı. Bu hafta öğrendim ki, yedi konserle şimdilik bu yazın rekoru onun elinde.

Şimdilik diyorum, çünkü Tarkan’ın konser sayısından haberdar değilim. Ama, nihayetinde böyle talep gören, gecelerce Harbiye’yi merdivenler dahil dolduran, bir Tarkan, bir de Sıla oluyor. Peki, içimizdeki Sıla sevgisinin sebebi ne?

Birçok neden sayabilirim ama her şeyden önce o, ana damarımızı keşfedenlerden biri. Kendisi de söylüyor zaten: “Biz mutsuzluğa daha yatkınız. Damar damar üzerine bindiği zamanlarda, şarkılardan medet umuyoruz. Ayrılık varsa, kahrımızı parçalarla atmak istiyoruz, sıkıldığımızda da, eşi dostu toplayıp, gidenin ardından biraz da ‘goy goy’ yapmak istiyoruz.”

Hani ‘Anlatsam Geçer Mi’ diye şiir kitabı bile yazdı ya Sıla, geçmiyor elbet, ama zaten bizim istediğimiz paylaşabilmek, yeri geldiğinde sözlerle, şarkılarla hemhâl olup, derdimizi ummana dökebilmek. İşte o yüzden, dolduruyoruz konserlerini... Hatta, bir türlü vazgeçemiyoruz, ömrümüze musallat ettiğimiz iki satırlık adamlar yüzünden dibe vurmaktan. Yine de ‘Vur Kadehi Ustam’ diye söylerken şarkımızı, bir nebze olsun rahatlıyoruz.

Sıla da konserlerine bu kafayla hazırlanıyor. Bekar ve platonik şarkılar diyor, ‘kavuştular’ kısmını hızla geçiyor, ‘daraldılar, ayrıldılar’ derken, sonunda partiye bağlayıp, ‘kafa nereye biz oraya’ ile en serininden konseri tamamlıyor.

Kaçıranlar için bundan sonraki Harbiye Açıkhava konserlerinin tarihleri: 21, 26, 27 ve 29 Temmuz.

SENİNLE BAŞIM DERTTE!

Bir Selami Şahin Müzikali ‘Seninle Başım Dertte’, Küçükçiflik Park’ta ilk kez seyirciyle buluşuyor. Şahin’in hayatını anlatan bir müzikal değil, şarkılarının eşlik edeceği bir oyun. Metin yazarı Yavuz Hakan Tok’un anlattığına göre, iki yıl önce tohumları atıldı. Türkiye’de yaşayan bir bestecinin eserleriyle kurgulanan ilk müzikal yapım. Yeşilçam döneminin klasiklerini hatırlatan hikaye, zaman zaman parçalardan ilham alarak ilerliyor.

Yazının devamı...

MABEL ETKİSİ

13 Temmuz 2018

Ana akım Türkçe müzik için yeniden umut doğuyor. Alternatif işler yapanlar, epeydir ana akımı etkisi altına alıyor. Şu sıralar bir isim var ki, Türkçe pop müziğe çekidüzen verecek bir iddiayla pırıl pırıl parlıyor. Çıktığı günden beri kendine özgü, farklı, renkli ve sıcak bir adam; Mabel Matiz.

‘Maya’ adını verdiği 21 şarkılık yeni albümü, bir anda ses getiriyor. Projenin ilk sinyallerini verdiği iki parçası ‘Ya Bu İşler Ne’ ve ‘Öyle Kolaysa’ ile daha çıkmadan yerini belirleyen ‘Maya’, yeni bir yol açıyor. Kimi eserlerde 70, 80 ve 90’lardan çok tanıdık, kiminde Anadolu’dan esinlenen, neredeyse bildik gelen bir sentez var. Bazen elektronik bazen de folk gibi bir uçtan bir uca salınan bir yelpazesi bulunuyor. Tümüyle dinlediğinizde de her bir şarkının ayrı hikayesi mevcut. Sanatçının kendi deyimiyle “En yüklü” albümü, dinledikçe demleniyor.

Dahası var aslında... Bu albüm, Mabel Matiz’i yakından tanımak için bir fırsat. Hep gülümseyen, biraz mahcup, hatta çekingen görünen bir müzisyenin kendi içinde yaşadığı duyguları, ömründeki döngüleri, müziğine ilham verenleri ve kendini ortaya koydukça renklenen görüntüsünü izleyebilmek için bir vesile. Nihayetinde ‘Maya’ ile Matiz, kendi tarzını iyiden iyiye vurguluyor ve müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırıyor. Ne diyelim, su akıyor, yolunu buluyor. Türkçe müziğe bir ‘Mabel etkisi’ geliyor.

HAK YERİNİ BULUYOR

Selda Bağcan, 47 yıldır pes etmiyor, kendi müziğini yapıyor. İlk yıllarından beri aslında dünya onu fark ediyor, Türkiye’deyse hep bir mesafeyle yaklaşılıyor. Hikayesi malum; yasaklar, hapis derken, 20 yılı deyim yerindeyse eza ile geçiyor. Alevi zanneden oluyor, kürt zanneden oluyor. ‘Komünist’ diye yaftalayan illa ki bulunuyor. Öyle ya da böyle müziği, fısıltı gazetesiyle yayılmaya, şarkıları dilden dile dolaşmaya devam ediyor. Ne zaman ki, internet çağı başlıyor, o gün Bağcan’ın yaptığı ‘protest müzik’ dünyada çığ gibi büyüyor.

Yıl 2018 olduğunda, artık bir fenomen olarak anılıyor. Dünyanın en önemli rock festivallerinin yıldızı haline geliyor. Polonya’daki küçük bir kasabada veya Barselona’da Primavera’da farklı milletlerden dünya gençliği “Selda” diye adını haykırıyor. En büyük hayranı olan ‘Yüzüklerin Efendisi’nin Frodo’su Elijah Wood hâlâ Bağcan’ı arayıp, soruyor.

Enerji böylesine büyük olunca, Bağcan 70 yaşında bir maratona çıkıyor. Geçtiğimiz hafta Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde, 40 kişilik senfoni orkestrası ve İsrailli rock grubu Boom Pam ile verdiği görkemli konserin ardından şu sıralar da Ege’den Van‘a kadar uzanacak

Yazının devamı...

SARDUNYALARIN TOPRAĞINA TARÇIN DÖKERSENİZ ÇİÇEK AÇAR

6 Temmuz 2018

Normalden daha geç uyandığım pazar sabahında, önce pencereleri açtım, yaz havası bir an önce içeriye dolsun diye... Hazır sakin zamanı bulmuşken, uzun süredir ilgilenemediğim sardunyalara su verdim. Ama sanki keyifleri yoktu. Kırmızıya çalan çiçeklerin rengi azalmış, etraflarını sarıya dönen yapraklar sarmıştı. ‘Sardunyalara ne oldu böyle?’ diye düşünürken, okumak üzere biriktirdiğim kitaplardan biri gözüme takıldı. Adı sanki bana bir şey söylemek istiyordu: ‘Birini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım’. ‘Bu bir işaret olsa gerek’ diyerek, kapağını açtım. Bir de ne göreyim? Kitabın yazarı Kemal Hamamcıoğlu el yazısıyla ‘Gülay Hanım, sardunyanın toprağına tarçın dökerse, sardunya çiçek açarmış’ diye yazmış ve huzur dileyerek, imzalamış.

Bunca zaman sonra fark ettiğim için biraz mahcup ama bir o kadar da hevesle başladım okumaya...

Yalnız bir genç kadının, içini sakınmadan döktüğü satırlar su gibi akmaya başladı. Hiçbir özelliğiyle kendime benzetemediğim halde, her sayfa biraz daha sardı. Doğrusu bu ya, ne yaşı yaşıma, ne de yaşam tarzı benimkine uygundu ama yazdıkları neredeyse, binlerce kez içimden geçip de, açıktan söyleyemediklerimdi. En güzeli de, yazmadan yaşayamıyordu. Ama yazması için önce yaşaması ve biriktirmesi gerekiyordu. Kitap boyu yazdıkça yazdı, düşse de vazgeçmedi, kendini sarı defterine döktükçe, iyileştikçe bana da iyi geldi.

Sosyal medyada, sanal bir dünyada aşkı arayanların kuşağından... Tanımadan, dokunmadan aşkı bulduğunu zannedenlerden... Kendini kaptırdığı o sanal aşkla, gerçek hayat arasında gidip gelirken, bir an durup, ‘Aşk yoksa güven var, güven aşktan güçlü ‘ diyebilen, ‘Sevene evet demeyi, ‘orada sevgi aramayı’ da düşünebilen biri o... Ama son tahlilde, aşksızlığı kabul eden korkaklardan olamayan da yine o. Çünkü ne olursa olsun, hayat var. Kitabın son satırındaki cümle her şeyi anlatmaya yetiyor: ‘Gözlerinde hayat var.’

Bu köşeye yazmakta geç kalmış olsam da, henüz okumayanlar için bir hatırlatma: ‘Birini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım’, yarım günde hiç soluksuz okuyabildiğim bir kitap. Yazarı Kemal Hamamcıoğlu’na da teşekkür ediyorum. Mesajını okuduğumdan beridir, sardunyalarımın toprağına tarçındökmeyi ihmal etmiyorum.

MÜZİK FESTİVALİ YAKIŞIR

Yaz aylarında kültür sanat ajandamızın vazgeçilmezidir müzik festivalleri... Onlardan biri olan Bodrum Müzik Festivali, bu yıl, 4-8 Ağustos tarihleri arasında Türkiye ve dünyadan sanatçılarla, müzikseverleri ağırlayacak. Takipçilerinin çok iyi bildiği üzere ‘D-Marin Turgutreis Klasik Müzik Festivali’ olarak başlayan yolculuk, geçtiğimiz yıldan itibaren Bodrum yarımadasına doğru ilerliyor. Festivalin sanat danışmanı Tuğçe Tez’in anlattığına göre; Bodrum’un her köşesinden müzik sesleri yükselecek. Şevket Sabancı Parkı’nda gerçekleşecek Sabah Konserleri, D-Marin Turgutreis Amfi Tiyatro’da Gün Batımı Konserleri ve Akşam Konserleri, The Marmara Bodrum’daki Gece Konserleri, Bodrum Mozole Anıt Müzesi’nde rehberli turlar ve konserlerle Cinemarine Açıkhava Sineması’ndaki film gösterimleri, Bodrum’a ayrı bir tempo getirecek.

Bu yılın sürprizleri arasında Fazıl Say, Gülsin Onay, Murat Karahan, Christina Pluhar, Lauren Fagan, Alina Pogostkina, Víkingur Ólafsson ve Avi Avital gibi yıldızların yanı sıra Sevil Ulucan, Hillel Zori, İbrahim Yazıcı, Erman Türkili, Çağ Erçağ, Gülru Ensari, Dorukhan Doruk, Camille Thomas ve Veriko Çumburidze gibi virtüözler de yer alıyor.

Yazının devamı...

SEVMEYE GELDİK

29 Haziran 2018

Bilirim ki; müzik derde devadır. Bu aralar daha da fazla ruhumun ilacıdır. Özellikle, duygusu bana nüfuz eden yeni şarkılar ilk tercihim olur.

Bugünlerde tam da ruh halime denk gelen İrem Candar’ın yeni albümü ‘Gül ile Akide’yi dinliyorum. Adından başlayarak, derinlikli ve duygusal bir albüm. Bülbülün güle aşkını, hayatına mal olan o hazin aşk hikayesini bilirsiniz, işte albüm de adını böylesi dokunaklı aşktan alıyor. Nitekim, çıkış şarkısı ‘Beni Bana Bırakıp’ biten bir aşkı anlatıyor ama bir yandan umudu da saklı tutuyor. Candar’ın kendi anlatımıyla; “Her biten şey, her kapanan kapı, başka bir kapıyı açıyor.”

Sanatçıyı çok zamandır tanırım, müziğe olan tutkusunu ilk günden beri bilirim. Teoman’la söylediği ‘Bana Öyle Bakma’, ‘Seninim Son Kez’ ve ‘İki Aşk’ parçalarıyla geniş bir kesim tanıdı onu. Teoman’a eşlik ederken muazzam sesi ve yorumu, hemen herkesin dikkatini çekti. Tam da o günlerde, Candar’ı bir an önce daha geniş kitlelere hitap edecek tarzda işler yapmaya teşvik etmek istedik, ama kendi şarkılarında, müziğinde ısrar etti. Telkinlerimizi dinlemedi ve tarzını ortaya koyduğu ilk albümünü yayınladı. Ne olursa olsun “Ben böyle varım” dedi. Sonrasında da üretmeye devam etti. Nitekim beş yıl sonra ‘Gül ile Akide’ adını verdiği albümüyle, yeniden dinleyicisiyle buluştu. Şarkılarını dinlerken, anladım ki, Candar inandığı yoldan sapmadı. Kendine özgü yolculuğundan biriktirdikleri ise ‘Gül ile Akide’de pek güzel ifade buldu. ‘Yol’ adlı şarkısında söylediği gibi; “Güneş doğacak, bulut ağlayacak, su yolundan akacak.” İrem Candar haklı çıktı; su aktı ve yolunu buldu. Veya Fırat Tanış’la söyledikleri ‘Sevmeye Geldik’ adlı şarkısının sözlerindeki gibi; “Yersiz kavgalar, sevmek varken” diyebilmek güzel olandı. Böyle zor zamanlarda sevgiye davet etmekse, yine onun harcıydı. O yüzden ben de dileğine gönülden katılıyorum. Buz tutmuş kalpleri erittiğimiz, bu dünyanın geçici olduğunu unutmadığımız, keyifli ve sağlıklı günlerde hep birlikte olalım.

Bu arada İrem Candar’ın albümünün tanıtım konseri 3 Temmuz’da Moda Kayıkhane’de...

Yüreğimizin götürdüğü yerdeydik

Siz hiç gerçekten yüreğinizin götürdüğü yere gittiniz mi? Geçtiğimiz günlerde, biz kelimenin tam anlamıyla, öylece yolun akışına bıraktık kendimizi... Aile ziyaretine Bursa’ya gidip, aynı gün İstanbul’a dönmek üzere öğle saatlerinde yola çıktık. Öğleden sonra Bursa’daydık. Nedense Bursa bize iyi gelmedi. Belki de, çocukluğumun şehri, artık benden çok uzaktaydı. İçimizden gelense, yolun bu kadarını aştıktan sonra durmayıp, Ege’ye devam etmekti. ‘Olur mu, olmaz mı?’ demeye kalmadan, direksiyonu kırdık İzmir yönüne. “Varsın yanımızda hiç eşya olmasın, bir çaresini buluruz” diyerek, iki saat içinde Balıkesir’i geçiverdik. Biraz da nostalji olsun diyerek, Susurluk’ta mola verip, şimdiki deyimle bir outlet’ten 3-5 parça eşya alıp, yola devam ettik. Akşam olup Ayvalık’a vardığımızda, kekik kokusunu ve zeytinin esintisini içimize çektiğimizde, bir kez daha anladık ki, bizim için her yol Ege’ye çıkıyordu. Her daim vazgeçemediğim Cunda Oteli’nde gün batımını karşıladık. Otelin içinde, kumsalda kurulu Quaff’da müziğin keyfini yaşadık. Ertesi gün Cunda’nın içinde Ayna restoranda yediğimiz yemekle, Cunda rituelimizi tamamladık. Doğrusu bu ya, sadece iki günlük bir şeydi ama en güzel tatil anılarından biri olarak, şimdiden hatırımızda yerini aldı.

Yazının devamı...

CAZ VE DAHA FAZLASI

22 Haziran 2018

Geleneksel yaz etkinliklerimizden olan İstanbul Caz Festivali, 26 Haziran’da başlıyor. Önümüzdeki salı akşamı Zorlu PSM’deki açılış konserinde, Türkiye’de cazın dev isimlerinden oluşan geniş bir kadro, TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’yla buluşacak. Önder Focan’dan, Kerem Görsev’e, Ferit Odman’dan Okay Temiz’e kadar, 45’e yakın caz müzisyeninin bir araya gelmesi, şimdiden heyecan uyandırıyor. Festivalin devamındaki programsa, 25 yıllık tarihinde, Türkiye’den ve dünyadan sanatçılarla yeniden buluşma gibi... Nick Cave, Led Zeppelin’in usta solisti Robert Plant ve Melody Gardot gibi müzisyenler, bu isimlerden birkaçı...

Festivalin en cazip etkinliklerinden olduğunu düşündüğüm ‘Gece Gezmesi’, yine Kadıköy ve civarında yedi saat içinde bir konserden diğerine koşturduğumuz tatlı bir telaş vadediyor. 28 Haziran’da Kalben, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Cevdet Erek ve Taner Öngür gibi isimlerle farklı mekanlarda buluşacağımız hoş bir müzik akşamı bizi bekliyor.

17 Temmuz’a kadar İstanbul’un 27 farklı mekanında, 250’yi aşkın yerli ve yabancı sanatçının yer aldığı programdan kendinize bir seçki yapabilirsiniz.

İpek Yolu ve sanat

Caz Festivali kapsamında iki yıldır gerçekleştirilen ‘Vitrin’ projesi, Türkiye’den müzisyenlerin dünyaya açılmasında önemli bir misyon üstleniyor. SOCAR Türkiye’nin desteğiyle ‘Vitrin-Türkiye Güncel Müzik Buluşması’, bu yıl 27-30 Haziran tarihleri arasında yapılacak. Buluşmada, dünyadan önemli müzik kurumlarından davet edilen profesyoneller, Türkiye’nin başarılı müzisyenlerini izliyor. Ayrıca, uluslararası delegeler tarafından ‘Vitrin’e katılanlar arasından iki isme, SOCAR Türkiye ‘İpek Yolu Turne Destek Ödülü’ veriliyor. Seçilen müzisyen veya topluluklar, 2 bin 500 euro’luk ödülü uluslararası turne programında kullanabiliyor. Yani müzik, İpek Yolu’yla dünyaya taşınıyor.

Bu yıl geçtiğimiz senenin kazananları Gevende’nin solisti Ahmet Bilgiç ve saksafon sanatçısı Korhan Futacı’yla, projeye destek veren SOCAR’ın Türkiye Dış İlişkiler Başkanı Murat LeCompte, Ahmet Bilgiç’le kısa süre önce evlenen Şebnem Hassanisoughi, Caz Festivali Direktör Yardımcısı Harun İzer ve İKSV ekibinden dostlarımızla bir araya geldik. Aklımda kalanları da paylaşmak istedim:

- Azebaycan menşeili enerji şirketi olan SOCAR’ın, Türkiye Dış İlişkiler Başkanı Murat LeCompte’dan öğrendiğime göre; orada halkın müziğe ilgisi çok yüksek, özellikle caza olan talep ve Bakü’deki kulüplerin sayısı dikkate değer.

- Bilgiç’i, Tolga Karaçelik’in ödüllü filmleri ‘Sarmaşık’ ve ‘Kelebekler’in müziklerinden tanıyoruz. Oyunculuğunu hep beğendiğim Hassanisoughi’yle evlendiklerini öğrenmekse bana sürpriz oldu. Hassanisoughi’nin yeni dizi ‘Nefes Nefese’nin ara verilen çekimlerine yeniden başlayacaklarını öğreniyorum. Kayıtların temmuzda Adana’da yapılacak olması dolayısıyla da kolaylıklar diliyorum.

Yazının devamı...

EZBER BOZULSUN ARTIK!

15 Haziran 2018

Müzik piyasasında yeni nesil ezber bozuyor. Genç ve çok yetenekli müzisyenlerle Türkiye’de kısır döngüye girdiğini düşündüğümüz pop müziğe ‘taze kan’ geliyor. İşte onlardan ikisi: Simge Sağın ve Edis... Her ikisi de son dönemin yıldızı en fazla yükselen ismi. Üstelik müzik yolculukları çok benzer; tekli tekli geldiler, her yeni şarkıyla biraz daha sevildiler.

Edis’i henüz tanımazken, nakaratında ‘Hadi yine gel benim ol’ diyen ve herkesin diline takılan parçasını fark ettim. Bir anda her yerde çalmaya başladığında, yıl 2015’ti...

Aynı dönemde ‘Miş Miş Muş Muş’, dillerdeki bir diğer şarkı oldu, Simge’nin adını da öyle duydum. Birer parçayla çıkış yakalayan iki genç, üretmeye devam etti ve yükselen bir başarı grafiği izledi. Yıl 2018 olduğunda, albümleri de hazırdı. Önce ‘An’ ile Edis, geçtiğimiz günlerde de ‘Ben Bazen’ ile Simge, yine en çok alkışlananlar olarak piyasadaki yerini belirledi.

İkisinin kısa zamanda aldıkları mesafe, kuşkusuz birer başarı hikayesi... NTV’de yayınlanacak bayram sohbetleri için buluştuğumuzda, gözlerinde gördüğüm ışık, müziğe olan tutkularının ifadesi... Edis, dört yaşındayken piyano çalmaya başlamış ve İzmir’deki çocukluk yıllarında, müziğin olduğu her yerde bulunmak için yanıp tutuşmuş. Otelci olan annesinin organizasyonlarında, sahneye atlamış. Lisedeyken şarkı söyleyen, yarışmalara katılan, kendi deyimiyle ‘müziğiyle popüler’ bir gençmiş.

İstanbul’a, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geldiğinde, yine niyetinde müzik varmış. Öyle ki, konservatuvar da okumak istemiş. İki okulu birden bitiremese de, müzikten hiç vazgeçmemiş. Küçük bir rolle oyunculuk denemesi sırasında, karşılaştığı ilk menajeriyle yola çıkmış. Menajerinin Edis’i keşfettiği yerse, İstanbul’daki bir karakoe bar olmuş. Sonrasında sözü ve müziği kendine ait ‘Benim Ol’u dinletip, kabul ettireceği aranjörün peşine düşmüş.

Nitekim, Soner Sarıkabadayı’dan Ozan Çolakoğlu’na kadar birçok önemli isme ulaşması da yine bu dönemlere denk gelmiş. Sonrası malum, şarkı patlayıp, Edis’in kariyerinin dönüm noktası oldu. Ardından yeni çalışmalar takip etti ve o,

Yazının devamı...

İYİ MÜZİĞİN PEŞİNDEN GİDENLER

8 Haziran 2018

Şenay Lambaoğlu’nu, Türkiye’de cazın özel seslerinden biri olarak tanıdım. Sözüne de, müziğine de hayranlık duydum. Birkaç yıl önce yayınladığı ‘Başka Türlü Bir Şey’ albümü, ustaların eserlerini özgün yorumuyla sunduğu eşsiz bir projeydi. Kendi anlatımıyla; ‘bugüne dek kimlerden beslendiyse ve nelerle çoğaldıysa, onlarla yoğrulmuş’ bir saygı albümü olarak, ayrıcalıklı bir yer buldu. Şimdiyse, yeniden sözü ve müziği kendine ait şarkılarıyla, ‘Rüyalarıma Gir’ adını verdiği çalışmasıyla sevenleriyle buluşuyor.

Albümdeki dokuz şarkının da sözü müziği Lambaoğlu’na ait. 2.5 günde her şeyi canlı kaydettikleri projede, epey kalabalık bir kadronun ve çok kıymetli müzisyenlerin emeği var. Mesela, kemençe ustası Derya Türkan, saksofonda Korhan Futacı, çelloda Sedef Erçetin ve gitarda Bora Çeliker eşlik ediyor. Serhan Erkol nefesli enstrumanda ve Batu Şallıer yine saksofonda yer alıyor. Ortaya da ‘renkli ve pozitif, bir albüm’ çıkıyor.

Lambaoğlu’nu dinlerken, sanki bir an şehrin kalabalığı sustu, hafiften bir meltem esintisi geldi. Yüzümde küçük bir tebessüm, içimde biraz olsun umut hasıl oldu.
‘Rüyalarıma Gir’le ilgili ortak duygumuz bu olsa gerek.Çünkü o da “Hepimizin daha fazla gülmeye ihtiyacı var” diye anlatıyor. Popüler müziğe göz kırptığını kabul ediyor, hatta “Daha ‘barışık’ bir albüm oldu” diyor. Bana göre de, Lambaoğlu bir kez daha iyi müziğin peşinden gidiyor, duru sesiyle, yalın ve bir o kadar etkili parça sözleriyle, duygularıma tercüman oluyor. Aynı şarkı sözlerinde de dediği gibi; “Günaydın, gözün aydın ülkem/İyi haberler almalıyım acilen.”

MOST PRODUCTION İLE UNIQ KONSERLERİ

İstanbul’a yaz geldiğinde, açık hava etkinliklerini ballandırarak anlatmayı severim. İşte onlardan ilki: Uniq Açıkhava Film Festivali...

Yazının devamı...