KAYAN ŞİRAZE REKORLARI BOZMASIN!

20 Temmuz 2019

YouTuber ve sosyal medya fenomeni Reynmen’in, yaptığı şarkılar rekor kırıyormuş da neye yarar? Saygı, terbiye, seviye yerlere serilince yemişim rekoru! Işın Karaca başta olmak üzere bazı sanatçılar yeni şarkısındaki tık’lamaların gerçekliğini sorgulayınca; çirkin bir üslup ve şımarık tavırlarla küfüre, hakarete vurdu kendini. Bu ülkede Karaca gibi müziğe ömrünü vermiş gerçek sanatçılara “Cahil” diyor, “Ezik” diyor, “Benim adımla yan yana anılmasınlar” diyor (Kendisi çok çok önemli bir sanat duayeni olduğu için zahir!) ve bu halleriyle hepimizi çileden çıkarıyor.
Biliyorsunuz asıl ezik; olumsuz eleştiriyi sindiremeyecek kadar öz güvensiz, iki günlük şöhretle kendini Everest’in zirvesinde sanacak kadar şuursuz, daha küçücük yaşında bu ülkenin önemli isimlerine dil uzatma cüretini gösterecek kadar saygısız olandır. Biz; büyüklerimiz suratımıza tükürse kafayı önümüze eğerdik saygıdan, bu yeni neslin hali ne olacak böyle?! Yaşı daha çok genç olduğu için sessiz kurallarımızdan bi haber olabilir; bu millet birilerini tepeye çıkardığı gibi bir anda yere çakmasını da bilir. Şayet kabul edilmez hatalarla karşılaşırsak... Kaldı ki hızlı tüketim devrindeyiz, sırası geçen anlık şöhretini devredip kayboluyor. O nedenle kayan şirazesini yerine koyması ileride yeni rekorlar kırabilmesi adına mantıklı hareket olur! Gençlerin saygısızlıklarını değil, başarılarını konuşmak istiyor gönül.


AKIM SAÇMALIĞI BİTMİYOR!
Allah’ım o Instagram’da ardı ardına FaceApp’in yaşlandıran filtresiyle yapılmış paylaşımları gördükçe telefonu duvara çarpasım geliyor kaç gündür! Şişe kapağı açma akımı biter, yaşlılık akımı başlar, bir kurtulamadık şu saçmalıklardan. Onuncu kattan balıklama betona atlama akımı çıksa onu da yapacak mısınız arkadaşlar?! Ne kadar gereksiz ve manasız şeyler bunlar...

Yazının devamı...

MİLLETÇE BEYNİMİZ YOK SANKİ!

17 Temmuz 2019

Pucca’nın bugüne kadar çıkardığı ‘çok satanlar’ listesine giren tüm kitaplarını; gülmekten gözümüzden yaşlar gelerek, kendi yaşadıklarımıza benzer birçok yaşanmışlık görerek okuduk. Onca kitabın tek bir satırında uyuşturucunun ‘u’suna, imasına dahi rastlamadım! Zeki ve esprili tavrıyla yaptığı eğlenceli paylaşımlarını, hayatını filtresiz bir şekilde en doğal haliyle gösterişini, hep ilgiyle takip ettim. Yeni kitabını sabırsızlıkla beklerken, ki ‘Peki Ya Şimdi?’ nihayet raflarda, yedi yıl hapis cezası aldığı haberi patladı. “Ben onca sene ne yapacağım, ben size ne yaptım?” diye ağlayan Pucca’yı öyle görmek canımı acıttı dostlar... Çocuğunu büyütmeye devam edeceği, yeni kitabının başarısıyla keyifleneceği yerde...

Yedi yıl hapsi hak etmiyor
Bunca yıldır yüzümüzü güldüren, yaşadığımız en kötü olaylarla bile dalga geçebilmeyi öğreten Pucca, attığı bir tweet’le yedi yıl hapsi hak etti mi sizce? Uyuşturucuya özendirdiği iddiasıyla ceza almış olmasını büyük zevkle, acımasızca savunanlar var. Yani biz milletçe bir tweet’le uyuşturucuya başlayacak kadar aptalız öyle mi? Hiçbirimizde bir gram beyin ve irade yok, öyle mi! Bu ceza orantısız kaçtı. Pucca keşke yanlış anlaşılabileceği ihtimalini
göz önüne alıp, daha dikkatli davransaymış ama bu kadarı çok ağır. İlla “İbret olsun” deniyorsa; para cezasına veya kamu yararına çalışma mecburiyetine falan çevrilecek bir ceza olabilirdi. Üst mahkemenin kararı umarım Pucca lehine olur.

EDİS VE BEN FERO MU?
Twitter’da bir kullanıcı ‘Gereksiz abartılanlar listesi’ yapmış, haklı olduğu maddeler var ama Edis, Ben Fero (Bu ara 7/24 sadece onu dinliyorum, çok iyi! Ama zirveye çıkana, kimsenin tahammülü yok memlekette!) ve ‘La Casa de Papel’in bu listede işi olamaz. Zira üçü de birbirinden efsane!
Edis, Gökhan Özoğuz’un listeyi onayladığı tweet’ine son derece saygılı bir karşılık verdi. Sadece müzikteki başarısıyla değil, karakteriyle de sevilmeyi hak ettiğinin beyanıdır bu... Athena Gökhan’ın sonrasında “İroni yaptım” açıklaması ise tatmin edici olmadı, kurduğu cümlede ironiyi ara ki bulasın!

O AYAKLAR KOKAR, NET!

Yazının devamı...

ÇOK GÜZEL BİR BOŞANMA!

6 Temmuz 2019

Eşinden boşanan oyuncu Akasya Asıltürkmen; “Çok güzel bir boşanma oldu” demiş. Beni çok güldürdü, Allah da onu güldürsün! Kavgasız, dostça ayrıldıklarını anlatmak için kurduğu cümle boşanma oranlarını düşününce biraz trajikomik... Maşallah millet zincirleme boşanma halinde, daha da kimse, “Neden evlenmiyorsun?” diye sormaz umarım!.. Asıltürkmen’in lafına güldüm ama yıllar süren evliliklerden, yapılan çocuklardan sonra birbirinin adeta gözünü oyan, en büyük iki düşman haline dönüşen çiftlerden olmaktansa, ‘güzel boşanmak’ daha iyidir!
Hayat arkadaşı olarak devam etmese bile, dostluk baki kalabilir ve kalmalı da; hele ki çocuklar varsa... Emre ve Yağmur Aşık mesela; korku filmi gibi bir ayrılık süreci yaşıyor ve en kötüsü çocuklarına hayat boyu izlerini taşıyacakları ağır travmalar yaşatıyorlar. Ebeveynler çocuklarının sağlıklı bir psikolojiyle yetişmesinden sorumludur! Bunu yapamayacak olan çocuk da yapmasın!

HAYATTA MUTLAKA YAPILMASI GEREKENLER…
Erol Evgin; sevilen kadın sanatçılarla birlikte seslendirdiği, unutulmaz şarkılarından oluşan ikinci albümünü çıkardı. Serinin ilki olan ‘Altın Düetler’ büyük ilgi görmüştü. Valla ben daha onun tadına doyamadım, şimdi yenisi de geldi, yaşasın! Ajda Pekkan, Ceylan Ertem, Kalben ve Nil Karaibrahimgil gibi önemli isimlerin yer aldığı albümde düzenlemeler; 70’li ve 80’li yılların dönem ruhunu güncel soundlar’la buluşturan İskender Paydaş’a ait...
Erol Evgin arşivime bir efsane albüm daha eklendi. Siz de koşun alın dostlar, ‘Altın Düetler’ serisi hem sonsuz kez dinlemelik, hem evladiyelik! Ama tabii; “Nasıl olsa Evgin hiç değişmeyen yakışıklılığı, enerjisi, muhteşem sesi ve şarkılarıyla, gelecek nesilleri hayran bırakmak için de sahnede olacak, çocuklarım kendi alır albümü” derseniz onu bilemem! Bu arada ben hâlâ Zorlu’da gerçekleşen 50’nci yıl konserinin etkisinden çıkamadım. Yaz konserlerinden birine mutlaka gitmelisiniz, onu canlı dinlemek herkesin ‘Hayatta mutlaka yapılması gerekenler’ listesinde olmalı...
Gerçekten anlatılmaz, yaşanır!

KEDİ ÇIKABİLİR!

Yazının devamı...

AĞZINA SAĞLIK YAĞMUR ÜNAL!

3 Temmuz 2019

Bir süredir görmediğin biriyle karşılaşırsın, “Selam, naber” sohbetinden sonra gelen tipik soruların başında şu gelir: “Eee aşk, meşk, evlilik yok mu artık?”... “Artık” derken? Bunun mecburi bir yaş sınırı mı var?
Hele büyüklerimiz daha fena: “Bir kısmet çıkmadı mı hâlâ, düğününü ne zaman göreceğiz?”… Ya sabır, Yarabbim! Vallahi evlenesim gelse bile evlenmeyeceğim inadımdan ha, bir huzur verin insanlara, herkes kendi işine baksın.
Evlenmek her kadının olmazsa olmazı değil, hatta bazılarımızın ‘Olmasa da gayet güzel olur’u! Özellikle de hedeflerine ve hayallerine konsantre olarak yaşayan, çalışan, kendi ayakları üzerinde duran, kendi kendine zaten ‘tamam’ ve fazlasıyla mutlu olan, yani tamamlanmak için bir erkeğe ihtiyaç duymayan bazılarımızın… Ayrıca bence yalnız olmak hem çok eğlenceli, hem de çok daha güvenli!
Yağmur Ünal’ın evlilikle ilgili söylediği; “Doğru insanla tabii ki evlenirim ve çocuğumun olmasını isterim. Evlenmek için nikah masasına oturacak yapıda değilim.
Aşk evliliği istiyorum. Evlilik hiçbir zaman hayat amacım olmadı” sözlerini okuyunca, aklıma geldi bunlar. O kadar yerinde, kendinden emin ve oturaklı bir bakış açısı ki “Helal olsun” dedim. “Evlilik ne zaman?” sorusu altında gizli olan ‘Geri kafalı mahalle baskısı’ zihniyetine verilecek daha güzel bir cevap olamaz, aynen Yağmur gibi düşünüyorum.

ÇOCUKLARI DA HAYVAN DÜŞMANI YAPIYORLAR!
Adana’da sokak kedilerini besleyen Merve öğretmen, mahalledeki insan müsveddesi anne-kızın saldırısına uğradı. Bir Adanalı olarak memleketimden utandım be! Neymiş? ‘Kedileri besleyerek mi bu hayvanlara çare bulacakmış? Oraya mama koyunca, kediler apartmanda doğuruyormuş’ bilmem ne! Ve bayağı hırpalamışlar hayvansever kadıncağızı... Bu arada saldırganların yanındaki çocuklardan biri mama yiyen kediye vurmaya başlayınca tepki gösteren öğretmene; “Vurur vurmaz, sana ne!” deyip, bir de küfürler etmişler. Ee Allah sizi ıslah etsin reziller! Sokakları, parkları ve yaşadığınız çevreyi hayvanlarla paylaşmak zorundasınız, çünkü her boşluğa bina dikip, onların yaşam alanına tecavüz eden bizleriz! Vicdanınız yoksa bile bunu idrak edeceksiniz!

Üstelik böyle tipler çocuklarını da hayvan düşmanı olarak yetiştiriyor. Kediye vuran çocuğa müsaade etmek nasıl hastalıklı bir kafa? Böyle yaparak; hayvanlara işkence eden canavar çocuklar yaratıyorlar. Hiç unutmam bir üniversite arkadaşım vardı, kediye, köpeğe asla dokunamaz ve onlardan korkardı. Ne yaptıysam ona bu masum canları sevdiremedim. Meğer annesi çocukluğu boyunca; “Aman dokunma, ısırır, tırmalar ve sakın sevme” der dururmuş. Hayvanların verdiği tarifsiz sevgiyi hiçbir zaman tadamayanlara ne kadar yazık… Adana’daki iki kadın gibi hayvan düşmanlarıyla aynı havayı solumak zorunda olduğumuz için de bize çok yazık!

Yazının devamı...

BU ‘DOLAP’ BOZAR ASAP!

29 Haziran 2019

Yıllar içinde dolup taşan dolaplarda detoks yapmanın insanı ruhen çok rahatlattığına inanırım. Genelde ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktan yanayım ama dolabımızdaki her şey de yardım kurumlarına verilecek tarzda olmuyor. <#comment><#comment>
Allı pullu gece elbisesini, yüksek topuklu ayakkabıyı, süslü bluzu nereye bağışlayacaksın? Bir arkadaşım ikinci el alışveriş uygulaması ‘Dolap’tan bahsetti. Kullanmadığım ürünleri, isteyenlerle düşük fiyatlarla paylaşmak mantıklı geldi, “Kazandıklarımı da sokak hayvanlarına harcarım” dedim. Her ne kadar uygulamayla ilgili internette birçok olumsuz yorum görsem de, severek alışveriş yaptığım ve köşemde defalarca beğeniyle bahsettiğim Trendyol’la aynı grupta olmasına güvendim. Hay güvenmez olaydım!
Komisyon sağlam, hizmet değil
İki gündür uygulamada başıma gelen saçmalıklar nedeniyle, ki haksızlık ve adaletsizlik aşırı tahammülsüz olduğum konular, burnumdan soluyorum. İşin en fenası karşında derdini anlatacak, sana gerekli açıklamayı yapacak bir muhatap yok, sadece sinirini iyice tepene çıkaran ve dalga geçer gibi “İstersen üyeliğini kapat” diyen otomatik mesajlar! Gazeteci olarak her yere daha kolay ulaşma fırsatım varken bile muhatap bulamıyorsam, diğer yüz binlerce kullanıcının vay haline! Halbuki satıcılardan yüzde 20 gibi uçuk bir komisyon alan sistemden; özenli ve etik hizmet beklersin değil mi? Daha çok beklersin! Bence sloganları “Yüksek komisyon, yüksek mağduriyet” olmalı!

‘PAZARA KADAR’ YENİDEN…
Radyoda ‘Pazara Kadar’ı duyunca yıllar öncesine gittim, ne kadar çok dinlerdim, avaz avaz söylerdim, dinledikçe nasıl coşardım belli değil! Hatta erkek arkadaşımla şarkımızdı, “Pazara kadar değil mezara kadar... Ayrılmak yok en son gün bile, tarih bizi yazana kadar...” Bizdeki iddiaya gel!

Yazının devamı...

TEMBELLİĞİN KİTABINI YAZMIŞLAR!

26 Haziran 2019

Aylık dergilerden birini karıştırırken karşıma çıkan konu dikkatimi çekti, boş geçirdiği her dakika için kendine kızanlardanım ben... Oysa yazıda birçok dünyaca ünlü yazarın tembelliği öven düşüncelerine vurgu yapan, tembelliğin anlamsız bir boşluk değil, bir disiplin ve yaratıcılık alanı olduğundan, tüketim toplumunun hepimizde robot gibi sürekli çalışma baskısı yarattığından bahseden ‘How to Be Idle’ (Boşta Olmak Nasıl?) kitabından bahsediliyor. Ve son zamanlarda şehirden kaçıp sakin yerlere yerleşenlerden... Bu şehirden kaçış konusundan ben de zaman zaman bahsederim, o kadar çok arkadaşım, “Başlarım şehrin stresine, karmaşasına” deyip, güneye yerleşiyor ve aşırı mutlu oluyor ki... Biz de büyük şehirlerde, “Çalışmam, daha çok çalışmam lazım” diye kendimizi kemire duralım!<#comment><#comment>
Tembelliği öneriyor değilim ama boş zaman geçirince suçluluk duymanın, kendini bir çalışma girdabında boğmanın da anlamı yok. En son ne zaman yağmur yağdığında toprağın kokusundan, her gün geçtiğiniz yoldaki açan çiçeklerin güzelliğinden veya bacaklarınıza dolanan bir kedinin sevgisinden keyif aldınız? Koşturmaktan yaşamayı, durup nefes almayı unutuyoruz. Bir-iki gün tembellik etsek, hemen suçluluk duygusuna kapılıyoruz, Montaigne’in, “Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya!” sözünü arada hatırlamak lazım!

SİNEMASEVERLER YAZIN DERTLİ!
“Hadi güzel bir film bul da, sinemaya gidelim” annemden en çok duyduğum cümlelerin başında gelir! Bayılırız patlamış mısırımızı alıp, birlikte sinemaya gitmeye, izlediğimiz filmler üzerine yorum yapmaya, kadın karakterlerin giyiminden saçına stillerinden bahsetmeye... Ama yaz geldi mi gidecek güzel film bulmak imkansız! “Netflix’e yüklenelim” desen, filmlerin çoğu gerilim ve korku; gülecek, eğlenecek bir şey yok. E hayatlar zaten yeterince gerilimli ve stresliyken, hiç değilse film izlerken eğlenmek istiyor insan!
En son Jennifer Aniston’la Adam Sandler’ın Netflix’e özel ‘Murder Mystery’ (Gizemli Cinayet) filmi geldi, arada bir-iki güldük ettik ama filmi bitiremedik valla, absürtlüğün de bir sınırı olur! Vasatlığına rağmen belli ki insanlarda dünya çapında bir eğlenceli film arayışı var ki; ilk üç gününde 30 milyon 869 bin 863 hesap tarafından izlenerek, bir Netflix filmi için en iyi hafta sonu açılışını yaptı. Apple TV desen tam bir boşvermişlik halinde! Ayrıca herkes bu platformlara sahip olamıyor ve sinemada film izlemenin keyfi de bambaşka. Açık hava sineması iyi bir alternatif olabilir, tabi iyi film olmayınca, o da hikaye. Yani yaz geldi mi, filmsiz kalıyoruz a dostlar!

Yazının devamı...