DİZİLER YERİNE BUZ PATENİ

28 Ocak 2020

1976 yılından beri TRT, ‘Biz bunu yayınlıyoruz’ mesajıyla ekrana getirdi. Şöyle bir film şeridi geçti. Çocukluğumuz ve gençliğimizin önemli anları diyecek kadar eminim ‘artistik buz pateni’ geceleri için... İtiraf edeyim ki, sonraları hele 2000’li yıllarda biz de terk ettik. Lafı uzattık yine, birden ev ahalisinin dolaşırken kumandası sabitlendi. Avrupa Artistik Buz Pateni Yarışması’nda bulduk kendimizi. Genç ev ahalisinin ilgi ve alakası görülmeye değerdi doğrusu. Elemelerin bir bölümü ve finalleri izledik diyeyim.

4’lü lutz yapabilmek

Zafer Akyol anlattı... Bu işin piri dediklerinden. Bir spikerin birçok disiplinden haberdar olması ne kadar önemli. Bu onun cümlelerine yansıyor. Müzikten nasiplendiğiniz zaman o sporculara eşlik eden eserin sadece adını söylemekle yetinmez, bir de bilgisini verirsiniz mesela... Hatta daha ileri gidip, bu eserin sporcuya uyum sağlayıp sağlamadığını da anlatabilirsiniz. Zaten bu spora olan hakimiyetinden söz etmiyorum bile Akyol’un. Onu, nasıl denir ‘yemiş yutmuş’ bir isim. Kadınlarda ilk üç Ruslar’ın oldu. Alena Kostornaia’nın 3’lü axel ve 3’lü toeloop yapan ender sporculardan biri olduğunu söyledi Akyol... Düştü, yine de birinci oldu. Üçüncü olan Alexandra Trusova 4’lü toe loop ve ikinci Anna Shcerbakova 4’lü lutz ve 4’lü flip denediler. Yani dünyada bu işleri yapabilen üç isim arka arkaya sıralandı. TRT Spor 2’ de yayınlandı. Sordum ‘Neden TRT Spor değil?’ diye... Anladığım bu sorum bile şaşırttı. ‘Pek izlendiğini düşünmedikleri’ kanısına vardım doğrusu. Biraz da bu kanalı tanıtmak amaç. Biz yeniden keşfettik ve izledik. Bilemem, belki bizim gibi izleyenler de olmuştur. Ekranın büyük bölümü ‘seviye düşük’ programlara imza atarken, böyle bir estetik şölen, bir kenarda kalmamalı.

Yazının devamı...

DEPREM VE EKRAN

26 Ocak 2020

Ekran, depremle bir sınav daha verdi. Türkiye’de çok sayıda haber kanalı var. Benim gördüğüm her kanal olabildiğince muhabir ve kameramanla Elazığ’a ulaştı. Deprem ve sonrası yaşananlar içinde CNN Türk muhabiri Fulya Öztürk’ün gözyaşları, durumun ne kadar vahim olduğunun belgesi gibiydi. Bir kurtarma çalışmasına da tanık olduk.
UMKE görevlisi Emine Kuştepe’nin enkaz altında kalan Azize Hanım’la yaptığı telefon konuşmasını izledim. Umut vermenin anlamı belki de Kuştepe’nin kurduğu cümlelerdi. Bunları söyleyebilmenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu da hissettirdi. Yaşama tutunmanın ne demek olduğu, o görüntülerde saklıydı. Sanırım bu depremin unutulmayacak ismi olacak.

CNN TÜRK’TE SÖYLEDİ

‘Depremi bildi’ haberleri vardı. “Doğu Anadolu fay hattı suskun uzun zamandır. 1500 yıldır Maraş civarında deprem olmadı. Elazığ-Bingöl arası risk var. Malatya fayı üzerinde uyarı verdi arkadaşlar” diyordu üç ay önce Hakan Çelik’e Naci Görür Hoca... O zamanlar deprem üzerine bir konuşma diye arşivdeki yerini almıştı
bu program.
Nice bilim insanı ekranda, Türkiye sallandıkça çıkıp anlatıyor. Araştırmaları, haritaları boy boy sıralıyor ve ‘deprem ülkesi’ olduğumuz gerçeğini stüdyolarda, kameralar karşısında söylüyor. Türkiye’nin bu gerçeği görmesi lazım. Çünkü çok sık yüzünü göstermeye başladı.

Yazının devamı...

AH BU DİZİ SÜRELERİ!

24 Ocak 2020

Ev ahalisinin hafta içi izlediği beş dizi var. Tabii ki ben daha fazlasına ‘mecburen’ bakıyorum. Takip ettiklerimin başında ‘Afili Aşk’ geliyor. Şahsen romantik-komedi dizileri arasında bugüne kadar en ‘sempatik’ ikili, Kerem ile Ayşe diyebilirim. Genç ev ahalisi, “Ama eski bölümleri gibi değil” dedi. Çünkü öyle istekli izlemediğini fark ettik. “Yine de güzel canım, evet süre uzun olunca, zorlanıyorlar” dedik ama sanırım, pek inandıramadık. Yapımın devamını sağlayacak malzeme var. Ama bu uzun süre... Özellikle komedi projelerinde... Dram olunca, bakışsınlar uzun uzun, burada olmuyor işte. Ev ahalisinin önerisi; “Şu diziyi bir saate çeksinler, bak nasıl rahatlayacaklar. Bu arada açık kanallarda bir ‘Afili Aşk’, bir de ‘Tutunamayanlar’ komedi adına mevcut!

FRENE BASMA...

‘Gerçek hayat hikayesi’ diye yazıyor. Ben de “Bak bunlar gerçekmiş” dedim eşime... “Gerçek olması diziyi izletmesi için yeterli mi yani? Bak sahne, bitmek bilmiyor” dedi. ‘Doğduğun Ev Kaderindir’de bir frene basma durumu mevcut. Konu ilerlemek istiyor ve önünde engel var. Hani nereden izlemeye devam etsen, konuyu kaçırman mümkün değil. Bu arada seyrettiğim bölümde Zeynep’in (Demet Özdemir) sahneleri fena durmadı. “Eğriye eğri, doğruya doğru, bak hiç rahatsız etmiyor oynuyor” dedim. Evlilik öncesi, kız isteme sonrası gelin olması filan... Eşim, “Bu sahnelere bakışı uymuştur. Yoksa hep aynı bakıyor” demez mi?

BİR CENTER HİKAYESİ

Hani Mecidiyeköy, hani Ali Sami Yen, hani center, hani inşaat, hani 10 can... ‘Zemheri’yi izlerken resmi geçit bu oluyordu. Asansör, dizideki gibi mi düştü bilemiyoruz. ‘Zemheri’ sonrasında Firuze’yi aldı, güya intikam almak niyetine, ‘zengin kulübüne’ soktu. Halbuki Firuze o mahallenin, o çilenin kadını olabilirdi. Sendika mücadelesi verebilirdi ve inadına direniş saflarında yer alabilirdi. Saf, duru güzelliği yine olur, yine aşkları ve nefretleriyle dolu dolu bir hikayenin içinde yerini alırdı. Yok illa ‘zengin sosuna’ batırılacak. ‘Zemheri’nin o ‘değişik konusu’ böyle evriliyor post modern Yeşilçam’a!

Yazının devamı...

KADINLARI SEVMEK...

23 Ocak 2020

‘Hekimoğlu’nda Ateş ile Orhan’ın muhabbetlerinin kendine has bir havası var. Yıllar geçer, arkadaşlıklar sürer ve o dostlukların kendi cümleleri ve kendi konuları vardır. Sihirli sözcükler tekrarlanır her defasında... Yaşanmışlıklar artar, çocuk, eş, iş ve başka şehirler... Ne olursa olsun, yine bir araya geldiklerinde kendi dünyalarına giderler. Kimse bilmez oraları... Tahta bir kapısı vardır bahçenin ve kilidi biraz paslıdır. Açarsın, o ağaçlar hep oradadır, gökyüzüne perde çeker, saklı olanın korunması gibi... Böyledir arkadaşlıklar ve ben bu iki karakteri izlerken, bu hisse kapılıyorum. Meşhur Aslı’sı var Orhan’ın eşi, akşamları eve gitmiyor Orhan.
Dizinin devamında bu durum tekrarlandı. Son bölümde yine konusu açıldı;
“Ya bizim Aslı’yla aramız bozuk. Düzelteceğiz, ben karımı seviyorum.”

Aslı ile tanışacak mıyız?

“Biliyorum” dedi Hekimoğlu; “Onu da biliyorum. İlk karını da sevmiştin. İkinci karını da çok seviyordun. Aslı’yı da çok seviyorsun. Sen hatta hayatına giren nasıl olduysa evlenmediğin, bütün kadınları da çok seviyorsun. Senin patolojin bu, sevmek.” Orhan, “Ne var bunda, ne güzel” diyor. Ateş’inki bir tespit... “Mutluluğu nihayet buldum” dediğimiz tekerrür eden ilişkilerimiz olmadı mı? İlişkiler zordur. Her iki tarafın çuvaldızı kendine batırması acı verir. “Mutluluğu nihayet buldum”, biraz da işte bu iğneden korkmanın kaçış yoludur. “Bitti artık” dediğin anlar olmaz mı? Bizim Bulutsuzluk Özlemi’nin bir şarkısı vardır ‘Özgürlük Emek İster’... Sevmek soyut, bir bakış, ‘aşık oldum’ gibi anlık parlayan bir şey değildir. Sevmek, emek ister. Hayatın imtihanlarından geçmektir. Böyle cümlelerin yer aldığı onlarca kitap var değil mi? Hayatı çözmek üzerine... Ben bu iddiada değilim. Sadece hissettiklerimi yazdım. Yaşıyorsak ve kendimize soruyorsak, söyleyecek iki çift lafımız da vardır mutlaka. Tüm bunları yazarken, birgün Aslı Hanım’la tanışmak istediğimizi söyleyelim. Hep Orhan’ın tarafından izliyoruz. Bir de Aslı Hanım anlatsa neler olup bittiğini...

Yazının devamı...

GÜNDÜZ EĞLENCESİ!

22 Ocak 2020

Gündüz kuşağı cinayetler, insan kaçırma ve aile içi muhteşem ilişkiler resmi geçidi gibi... Yemek programlarında ise lezzetten ziyade, bir gerginlik hali mevcut. Ev hanımlarını soğan kavururken, ekranda eğlendiren isim, Kanal D’de ekrana gelen ‘Gelinim Mutfakta’yı sunan Fatih Ürek oluyor. Dedikodu tabii ki mevcut, ama tadında... Al Ürek’i evde sohbet et, valla doyum olmaz.

OYUNCU DEDİĞİN...

TRT 2 ‘Filmönü/Arkası’nı kaçırmayın. Sevgili Alin Taşçıyan ile Mehmet Açar sunumuyla filmin önünde ve bitiminde çok bilgilendirici bir sohbete tanık oluyorsunuz. Ev ahalisi, TRT 2 filmlerini yakaladıkça izliyor. Mesela ‘Maudie’yi izledik. Sonra ‘Taxi Driver’ sözünü ettiğim programdaydı... Bir daha nerede göreceksin bu filmi? Mehmet Açar aldı sözü, başrolde Robert de Niro var ve nasıl hazırlanmış anlattı:
“Tam bir metot oyuncusu (Elia Kazan tarafından kurulan Actor’s Studio’yu bitirmiştir. Bu yöntemle oyunculuk öğretilir. Karakteri bir aktörün parçası haline getirmek özetle). Bu rolü için taksiyle çalışıyor. O sırada İtalya’da Bertolucci ile film çekiyor. New York’a gelip taksi şoförlüğü yapmayı ihmal etmiyor.” Alin, biraz daha ekleme yaptı: “Taksi şoförü olmak için de ayrıca ehliyet almak gerekiyor. Üşenmemiş izinleri almış bilfiil taksi şoförlüğü yapmış. Bizde şöyle bir bakıyorum da dizilere... Meslekler çok, onun elbisesini giyen yok gibi. Ne avukatlar, ne yüzücüler, ne atletler, ne ressamlar, ne doktorlar ve ne dansçılar gördük sadece kartivizitlerinde yazan rollerini!

SPİKERLİK TEKLİF EDİLSİN!

‘Yasak Elma’da Yıldız, son bölümde tesadüfen girdiği stüdyoda hava durumu sunucusu oldu. Zehra’ya destek vermek için televizyon kanalına giden Yıldız, sonra yolu karıştırır ve kendini birden bu stüdyoda bulur. Yayına çok az bir süre vardır dinletemez, o sunucunun, kendisi olmadığını ve yayın başlar. Yıldız’ın kendi meşrebindeki hava durumu yorumu, stüdyoya ayağa kaldırır. Fakat çok beğenilmiştir tarzı ve teklif gelir genel müdürden... İzlerken aklıma, “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun” sloganıyla ekran tarihimizine damgasını vuran, Hülya Uğur geldi. Mimikler, saç, baş duruş, birebir Hülya Uğur. Acaba Eda Ece’ye hava durumu sunuculuğu teklif edilir mi?
Ben olsam, kaçırmam...

Yazının devamı...

TUTKULUYUZ TV İZLİYORUZ

20 Ocak 2020

Discovery araştırma yapmış; spor, yemek, dekorasyon, doğa, yaban hayatı, motor, otomobil gibi ilgi alanları söz konusu olduğunda, insanların ilham ve bilgi almak için televizyonu kaynak olarak aldıklarını ortaya koyuyor. Türkiye’de tutkuları tetikleyen mecralar arasında yüzde 93 ile televizyon ilk sıradayken, ardından sosyal medya ve diğer insanlar geliyor... 13 ülkeden 13 bin katılımcıyla gerçekleşmiş. Bizde tutku her anlamda tavan yapmış durumda bu araştırmaya göre...Discovery araştırma yapmış; spor, yemek, dekorasyon, doğa, yaban hayatı, motor, otomobil gibi ilgi alanları söz konusu olduğunda, insanların ilham ve bilgi almak için televizyonu kaynak olarak aldıklarını ortaya koyuyor. Türkiye’de tutkuları tetikleyen mecralar arasında yüzde 93 ile televizyon ilk sıradayken, ardından sosyal medya ve diğer insanlar geliyor... 13 ülkeden 13 bin katılımcıyla gerçekleşmiş. Bizde tutku her anlamda tavan yapmış durumda bu araştırmaya göre...

Tutku zenginiyiz

Araştırmaya göre, başka milletlerin dört tane tutkusu varken bizde bu 4.8’miş. Tutku sayısında G. Afrika’dan sonra ikinci geliyoruz. Tutku yaşı 16 dünyada, bizde onun da altında. Bu tutkuların kaynağı neler? Yüzde 30 ebeveynler, yüzde 22 televizyon. Yani Discovery kanallarını seyrediyoruz kısacası! Bir yerde araştırmayı yapan ve istediği sonucu elde eden bir DMAX, TLC, Discovery, Science, Eurosport, HGTV, Food Network, Investigation Discovery, Travel Channel ve Animal Planet ‘tutku üreten’ kanallar var. 

Hayatta mı, ekranda mı?

Yeri gelmişken durum ‘Gerçeğin şovu’ demek daha doğru olur. Televizyonun toplum ile ilişkilerdeki yorumu değişeli epey bir zaman oldu. Televizyon önceleri hayatımıza fazla karışmıyordu. Daha saf ve temizdi. Sonra ‘En iyi rehber ben olurum, her şeye karışayım’ dedi. Yaşama dair ne varsa ekrandan öğrenmeye başladık. Saçımızdan başımıza, dünya görüşümüzden cinsel hayatımıza, ağlamak gülmek, yemek yemek, doğa, kitap, müzik, sağlık, kıl dönmesi, evlilik, gezmek ve çok daha fazlası... Her alanda uzman, her alanda akıl veren, her alanda hükmedici... Ve bu yukarıda saydığım kanalların hepsi işte bu anlayışın ürünü. İzlemiyor muyuz? Bal gibi izliyoruz ve etkileniyoruz. Bu tutku mu oluyor? Onu bilemem bir merak, bir hayal, bir ulaşma arzusu belki... 

Yazının devamı...