‘HAKAN: MUHAFIZ’I DÜNYADA KİMLER İZLİYOR?

11 Kasım 2019

Netflix’in G. Amerika’da en çok izlenen dizilerinin listesi yayınlanmış. Her gün bir yenisi eklenen Netflix dizileri arasında ‘Hakan: Muhafız’ın dereceye girmesi dikkat çekici... Peru’da ‘Dark’ (Almanya) dizisinden sonra ikinci en çok izlenen dizi ‘Hakan: Muhafız’... Yani ‘La Casa de Papel’i geçmiş durumda. Brezilya’da ise durum şöyle; ‘Dark’ (Almanya), ‘Sex Education’ (İngiltere), ‘The Rain’ (Danimarka) ardından ‘Hakan: Muhafız’ geliyor. Brezilya’da iki milyon kişi bu platformu takip ediyor.

ÜCRETLİ TV İZLİYOR MUYUZ?

2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması yayınlandı. İzlerken not almışım, ülkemizin yüzde 44’ünde internet, yüzde 39’unda bilgisayar varmış. Nüfusun yüzde 18’inde ücretli televizyon yayını varmış. Ücretli televizyon yayını Avrupa’da Fransa, Almanya, İngiltere biraz İspanya’da öne çıkıyor. Türkiye’nin belirtilen oranı birçok AB üyesi ülkenin üstünde. Dünya eğlence finansının önemli kıldığı ülkelerden biri Türkiye... Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika MENA bölge verilerinde ilk sırada yer alıyor. Diyeceksiniz “Yahu oralar zaten bitik”...
Türkiye verileri hem Avrupa hem de MENA’da hissedilir rakamlara ulaşıyor. 2020 yılına kadar MENA’da 20 ülkede ücretli TV ne olacak araştırmasında Türkiye hem gelir hem de abone sayısı açısından ilk sırada. 2020’de bu ülkelerde 6.48 milyon ücretli TV izleyicisinin olması bekleniyor. Bu rakama Türkiye’nin katkısı artı 2.15 milyon toplam izleyici.
‘Türkiye Paralı TV Cenneti’ (Mart 2015 tarihli) yazımda bu konuyu yazmışım. D Smart İçerik Grup Başkanı Başar Başarır’a sordum, “Türkiye’de şu anda kabaca yüzde 25 paralı TV penetrasyonu var. Yani 20 milyon hanenin 5 milyonu TV izlemek için para ödüyor” dedi. Ve bunların arasında birden fazla aboneliğin de olduğunun altını çizdi. “Biz bu sayının 2020 yılında iki katına çıkmasını bekliyoruz” dedi. Bir yandan korsan izleme sayısı artarken öte yandan ‘dürüst bir şekilde izleyen’ sayısının bu orana gelmesi yeterli değil ama azımsanmayacak bir oran diyebiliriz.

Yazının devamı...

'Mucize Doktor' pes edecek

8 Kasım 2019

Her bölüm Ali’ye yükleniyorlar. Hastanenin yönetim kurulu sadece onun için toplanıyor! Her bölüm şaşırıyor, üzülüyor ve sonra, “Aslan Ali sen neymişsin!” diye sırtı sıvazlanıyor. Kendisi otistik savant... Bir alanda deha durumu... Ali’nin bu uçlarda dolaşan haliyle, ‘normal hastane’ halinin çelişmesi doğal. Sürekli, ‘Ama Ali böyle olmaz, biz seninle çalışamıyacağız’ mesajının finalde, “Ali sen haklıymışsın”a dönmesi böyle bir hastalığı olan bireyde nasıl bir tepki yaratır? Bu dizi tamam da, her bölümdeki gidiş gelişler,ev ahalisinde, “Yazık çocuğa” dedirtiyor. Yok mu bunun orta yolu?

BİZİM CHEF YARIŞMASI NEDEN UZUN?

‘MasterChef’in, 24 Kitchen kanalında yeni sezon bölümleri yayınlanmaya başlamış. Bizim küçük baldız kaçırmıyor. Bir bölümünü ev ahalisiyle izledik. 45 dakikada iş bitiyor. Yemeği, dedikodusu, heyecanı, gözyaşı vs... Ne varsa, bu sürede veriliyor. Yarışmacılar harbi amatör. Bu programı daha kıymetli kılıyor.
Bize gelince, kelimenin tam anlamıyla sünüyor. Jürimiz sempatik, sevdik, alıştık tamam. Bu sezon yarışmacılarla ilgili ev ahalisi, “En kalitelileri” diyor. Ama bizde işi öyle kolay bitirmek mümkün değil. Dizilerdeki gibi iki saat ‘Chef’ yarışması. Yemek hamleleri bitmiyor. Jürinin karar sahnesi bile bizim yerli yapımların bakışmaları gibi... Biraz aşk ve nefret! Format bu, zamanı nasıl dolduracak? Dedikoduyla... Tüm bölümü seyretmem mümkün değil. Aradan dalıyorum, bir müddet izliyorum yetiyor. Ha bir de tabii bizde aşçı bol!. Dükkanı olan da var. Bir yerde reklamı olur. Mesela bu bana pek hoş gelmiyor.

KAPATTIK TELEVİZYONU!

Real Madrid-Galatasaray karşılaşması... Genç ev ahalisinin felsefe sınavı vardı. “Tekrar yapalım” dediler. Maça yarım saat vardı. “Bitiririz” dedi. Bitmedi, biz devam ettik. O sırada maç başlamıştı. Neyse ilk dakikalar öyle geçer diye “Devam” dedik. Öyle geçmedi, tekrar dersimiz bitmişti. Galatasaray da... Dakika dört birinci gol, dakika yedi, yine gol... Maça döndük hani takım kendine gelir diye. Tak bir tane daha... Sonra? İzlemedik. Galatasaray’a ‘rönesans’ lazım. Her şeye sıfırdan başlayarak...

Yönetim, takım ve teknik heyet, hepsi...

Yazının devamı...

Ekranın ıspanak çeşitlemeleri

7 Kasım 2019

Ispanak zehirlenmesi, yayıldıkça yayılıyor. “Efendim, ıspanak terörün önüne geçti” diyordu spiker, not almışım. “Ot karışmış, sirkeyle yıkayın, otları da ayırın” gibi hayli kolay ve içimizi rahatlatan sözler duyduk. Karşılığında, “Durum vahim, tarım ilaçları toprağı bitirdi” yorumları da oldu.
Bir iddia dolaşıyor
a Haber’de muhabir Osman İmece: “İstanbul’da ıspanakların zehirlediğine dair bir iddia dolaşıyor” diyordu. İncelemelerden sonra anlaşılmıştı ki, zehirli otlar neden olmuş. Tarım Bakanlığı’nın açıklaması... Ebru Kayıran: (gıda mühendisi) “Bu otların içinde atropin skolomin dediğimiz iki yabancı madde, insanları zehirledi” diyordu. Kafa karıştı... Dr. Tuba Kayan Tapan: “Sebebi tarım ilaçları” diye eklemez mi? Kanal D’de Prof. Dr. Erdem Yeşilada, sanayi bölgelerindeki atıklara gönderme yapıyordu: “Çerkezköy’de ilaç sanayii var. Atromin, skolomin ilaçtır dökülmüşse, bitkiye işlemiş olabilir.” Yukarıdaki açıklamanın, neden sebep ilişkisi ortaya çıktı. Bu konuda, derdi daha büyük olanlar vardı. CNN TÜRK’te Cem Seymen; “Bu ot vakası değil, denetimsizlik” dedi ve noktayı koydu.

İşte o ot!

Avrat otuyla tanıştık. Zehirli ama doktor tavsiyesi ve miktarında kullanılınca, yararlı olduğu belirtildi. Sevgili Cem Öğretir’in önünde ıspanak... Pazardan gelmiş. İçinde avrat otu bulunmuştu. “Suçlu ıspanak değil, avrat otu” diyordu TRT... Show TV de, “Pazarcılar zehirli olmadığını ispat etmek için, çiğ çiğ yedi” diyerek, ıspanak muhabbetini yayınlıyordu. FOX da ,“Pazarcılar, o bildik yöntemleri uyguladı” diyerek, Çernobil zamanı “Bak çay içiyorum, zehirli değil” diyen bakana gönderme yapıyordu!

Töhmet altındayız

Beypazarı’ndaki ıspanakta sorun çıktığı yayılmıştı. Kamerayı alan, güzel ilçemizin ıspanak tarlalarındaydı. Ziraat mühendisi Hasan Okutan: “Beypazarı’nın suçlanması bile ağır geliyor. Bu ot, bizim bölgemizde bulunmuyor” diyordu...

Bu ot yeni mi çıktı?

Yazının devamı...

BU DİZİYİ İSRAİL YAZIYOR!

6 Kasım 2019

Dizinin adı ‘Bereketli Hilal’... (Fertil Crescent) Proje, dört farklı şirketin ortak yapımı... Dağıtımı Hulu TV (Netflix’in rakibi) ve Freemantal. Neyi anlatıyor? Suriye iç savaşında ‘Kürt kadın savaşçıların kahramanlıklarını!’ IŞİD’e karşı nasıl savaştıklarının hikayesi...

Bir Fransız abimiz var. Kız kardeşi Suriye’ye, YPG saflarına katılmış. Öldüğünü zannediyor ve onun izini takip etmek için yollara düşüyor. ‘Suriye’deki trajik olaylara toplu bir bakış’ olarak da belirtilmiş. Dizinin ismi pek manidar! Bir de işin yazan yöneten takımına bakalım. Senaryoyu Amit Cohen ile Ron Leshem yazmış. Cohen ilginç biri, ‘Kfulim’ bir İsrail gerilim-casusluk projesi, bununla ün kazandı. Biyografisinde askeri istihbarat çalışması, ABD’de terörizmle mücadele eğitim programı, yazılım mühendisliği ve Arap sorunuyla ilgili Maariv gazetesinde muhabirlik gibi gerçekten çok ilgi çekici bir geçmiş bulunuyor. Yapımın diğer senaristi de Ron Leshem, İsrailli ve ABD’de yaşayan önemli bir isim. ‘Euphoria’ dizisi en son yaptığı iş. Yazar, sinema ve televizyon yapımcısı. ‘Beaufort’ romanının filmi de yapıldı ve çok ses getirdi. Bir yerde Amit Cohen ile Ron Leshem için, “İsrail dizilerinin ideolojisini ve kurgusunu” kuran adamlar diyebiliriz. En son birlikte yaptıkları işleri ‘Gordin Cell’... Yine casusluk ve gerilim.

Bu işlerde hep ‘Ruslar’ negatif tarafta yer alır. İsrail’in bu projeden habersiz olması düşünülür mü? Seçilen isim, yine bir hayalin hikayesine götürmüyor mu? Çok konuşulacak... Şimdiden Batı’nın sinema dergileri ve gazetelerin sanat sayfalarında yerini aldı bile... Bizim için propagandanın önemi ve nasıl yapılacağı konusunda da belki çarpıcı bir örnek olabilir.

Kızmakla ve söylenmekle olmuyor.

BÜTÜN DUBLAJLAR KÖTÜ!

Ev ahalisi sık sık tematik yabancı kanallarda dolaşır. Takip ettikleri programlar var. Dün konusu geçti... İstisnasız bütün tematik yabancı kanalların dublajları kötü! Orijinalindeki diyaloglar tekrar edilmek isteniyor. Garip sesli kadın ve erkeklerden yine anlamsız cümleler duyuluyor ve izleyiciyi soğutuyor. Mesela TLC, ilk başlarda alt yazı veriyordu. Bir de Docubox mevcut.

Yazının devamı...

Ekranda işçinin adı var mı?

5 Kasım 2019

INA (Institut National de l’Audiovisuel) Fransız radyo ve televizyon görsel, işitsel arşivlerinin deposu internet sitesinde yer alan tarihçi Ludvine Bantigny ile yapılan bir söyleşinin konusunu not almışım. Başlık şöyle: ‘Medyadaki temsili bize işçi dünyasının olmadığına inandırmak istiyor.’ Peki bu başlık nereden çıkıyor? Fransız RTÜK’ü CSA’nın bir araştırması... Ekranda, “Ben işçiyim” diyenlerin oranı yüzde 4... ‘İşçi’ portresi neredeyse yok. Bantigny, “Bu işler eskiden böyle değildi” diyor ve 60’lı, 70’li yıllarda ‘işçi’ kelimesinin ekranda karşılığı olduğunu söylüyor. TV stüdyolarına davet edildikleri, hayatlarıyla ilgili detaylı sorular sorulduğunun da altını çiziyor.

‘İşçinin’ karşılığı ‘operatör’

Grevler ve sonrası görüşmelerin canlı yayınlandığı dönemler... 1980 yılından itibaren bir kayboluş başlıyor. Solun
düşüşü ve ‘neoliberalizm’in tırmanışıyla eş zamanlı. ‘Temizlik işçisi’, ‘yer, yüzey teknisyeni’ oldu. ‘İşçinin’ karşılığı ‘operatör’le örtüldü. ‘Ücretli’ ise ‘iş arkadaşı’ oldu. Örnekleri Bantigny veriyor ve “Ben işçiyim demek, 70’li yıllarda bir ayrıcalıktı” diyor. Gazeteciler, “Burjuva olmak ister misiniz?” diye sorduğunda, “Hayır” diye yanıt veriyor. Bilinçli ve gururlu...

Ne zaman TV’deler?

Polisle çatışma varsa, işlerini kaybetmişlerse, kendilerine ekranda yer veriliyor. Yaşlı ve bitmiş bir dünya olarak görülüyorlar. Onlar işlerinin başında olurken, ilgilenilmesi ise çok nadir. Sosyolog Martin Thibault ile Le Monde’da 23 Mayıs 2016’da kendisiyle yapılan söyleşide durumu şöyle özetlemiş. Bantigny, işçiler kendi onur mücadelelerini verirken, ekranın ilgilendiğinin ‘şiddet’ olduğunu belirtiyor. Ekran için ne önemli? Olayın sosyal yönü değil, ses getiren ayrıntısı... İşçi sınıfı mücadelesi bir nevi ‘adli vaka’ ya da bir ‘kaza’ haberi sınıfına giriyor.

Yazının devamı...

ABD KANALLARI ULUSAL MARŞ ÇALIYOR

4 Kasım 2019

New York Times’taki bir haber dikkatimi çekti. Yerel ölçekte yayın yapan 350 TV kanalı, kısa video’lar eşliğinde Amerikan Ulusal Marşı’nı çalmaya tekrar başlamış. Sabah ve akşam haberlerinden sonra yayınlanıyormuş. Bayrak, asker ve sanayileşmiş ülke görüntüleri eşliğinde... İçlerinde Gray Television’da, (Atlanta, Georgia merkezli Amerikan halka açık bir yayın şirketidir. 145 kanalı var) sabah ulusal marşı söyleyen bir kız çocuğu görülüyor. Adı Reina Özbay. Dokuz yaşında, muhteşem bir ses. Dört yaşından beri ses koçuyla çalışıyor. ‘Grease’, ‘Sound of Music’ ve ‘Beauty and The Beast’ gibi müzikallerde oynamış.

Neden çalınıyor?

Habere göre, ‘gelenek’ geri geldi. Nedeni ‘zor zamanda birlik ve beraberliğin sağlanması’ olarak değerlendiriliyor. Bu uygulamayı yapan kanallar, “Politik değil” dese de, gazetenin yorumunda Colin Kaepernick örneği veriliyor. Ünlü beyzbolcu ülkedeki ‘ırkçılığı’ protesto için ulusal marş çalınırken, dizinin üzerinde duruşuyla tartışmalara neden olmuştu. Onun gibi tepki gösterenlerin de sayısı artmıştı. Trump, başkan olduktan sonra, böyle davranan beyzbolcu olursa, lisansının iptal edileceğini duyurmuştu. Bazı görüşler, ekranda ulusal marş ve hazırlanan video’ların bir nevi ‘sadakat’ testi olduğu görüşünde... “Bu karara apolitik demek, mümkün değil” diyorlar.

GENÇLER GÜVENİYOR MU?

Statista, 450 çalışanıyla, ayda 12 milyon kişinin ziyaret ettiği, 80 bin konu başlığı, 1 milyon istatistik ve 170 iş koluyla ilgili çalışmalar yapan, bir Alman portalı. ‘Dünyada gençler ekranda izlediği haberlere güveniyor mu?’ konulu bir araştırma yapmış. Büyük güvensizlik var. Türkiye’de bu oran yüzde 76’ya ulaşıyor. Mısır ve Rusya, yüzde 67, Meksika, Tunus, ABD ve İtalya, yüzde 60-67... Endonezya, Brezilya, Polonya ve Hindistan yüzde 53-57 aralığında. Bir nebze güven veren Güney Afrika, Nijerya ve Fransa var, yüzde 51’le... Japonya yarı yarıya. Pakistan ilginç, yüzde 59... Gençler arasında güven var! Aynı oranda Alman gençleri de haberlerin doğruluğuna inanıyor. İngiltere’de yüzde 56 güven mevcut. Bu oranlara bakıp, ülkelerin kanallarında ‘doğru haber’ yapıldığını sanmayın. Mesela Suriye’yle ilgili olanlar... 

 

Yazının devamı...