SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

Diyarbakırlı Anneler zaten HDP’yi kapattı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu ile açıklanan insan hakları eylem planını, HDP’ye açılan kapatma davasını, Diyarbakır’daki evlat nöbetindeki anneleri, batının insan hakları karnesini ve kadına yönelik şiddet olmak üzere birçok konuyu değerlendirdik...

Gündemde öne çıkan başlıklar arasında insan hakları eylem planı, Diyarbakır’daki evlat nöbetindeki anneler, HDP’ye açılan kapatma davası ve kadına şiddet var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu hafta yapılacak kongrede 2023 manifestosu adı altında insan hakları konusunun ayrıntılarını anlatacak.

Bu hafta TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu ile insan hakları konularını konuştuk. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı eylem planını ‘memnuniyet verici’ olarak değerlendiren Çavuşoğlu, HDP’nin tavırlarının ise demokrasi açısından kabul edilemez olduğunu vurguladı.

HDP’ye açılan kapatma davası ve Diyarbakır’da evlatlarını PKK’nın elinden kurtarmak için HDP önünde bekleyen annelerle ilgili olarak da Çavuşoğlu, “600 güne yaklaşan bu evlat nöbetindeki kritik soru, annelerin çocuklarını neden HDP’den istedikleridir. Bu durum annelerin HDP’yi PKK’nın bir uzantısı olarak gördüklerini ve evlatlarının dağa götürülmesinde HDP teşkilatlarının rol oynadığını düşündüklerini, bildiklerini gösteriyor. Eylemi yapanlar içinde HDP’ye oy verenlerin de olması, bu algının olgusal karşılığının çarpıcı bir tezahürü. Yasal bir siyasi parti olarak HDP’nin yasallık sınırları dışında hareket etmesi, demokrasimiz açısından kabul edilemeyecek bir durumdur. Kapatma davası ile ilgili kararı yargı verecek. Ama anneler zaten tepkileriyle ve eylemleriyle HDP’yi kapattı” diyor. Milliyet’i ziyaret eden Çavuşoğlu sorularımı şöyle yanıtladı:

EYLEM PLANI MEMNUNİYET VERİCİ

- Açıklanan insan hakları eylem planını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklanan ve Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye İnsan Hakları Eylem Planı, AB İnsan Hakları ve Demokrasi Eylem Planı muvacehesinde yürütülen çalışmalara ülke düzeyinde bir karşılık oluşturmaktadır. Plan, ‘Özgür Birey, Güçlü Toplum’ şiarıyla takdim edilmiştir. Bu plana yansıyan önerilerin ortaya çıkmasında Komisyon çalışmalarımızın çıktılarının küçümsenemeyecek bir katkısı var. Plan, kozmetik dokunuşlardan değil çok iyi çalışılmış ve günlük hayata dokunan, insan haklarının özellikle sosyal boyutunu şimdiye kadar hiç olmadığı kadar öne çıkaran bir içeriğe sahip. Engelliler, yaşlılar, çocuklar ve gençler gibi farklı sosyal grupları hedefleyen ‘kırılgan kesimlerin desteklenmesi’ amacının da altını çizmek isterim. Kamuoyunda çokça tartışılan cezaevinde anneleriyle kalan çocuklar konusunda anne-çocuk ünitelerinin önerilmesi ve bunun mesela Sincan Cezaevinde hayata geçirilmiş olması, tahliye edilen hükümlülerin topluma yeniden uyumları için iş ve çalışma hayatına katılımını sağlayan işverenlere teşvik imkanları getirilecek olması, cezaevlerinde dijital dönüşüm gerçekleştirilerek hükümlü ve tutukluların yakınları ile görüntülü olarak görüştürülecek olması gibi hedeflere yer verilmesi memnuniyet vericidir.

HDP’NİN TAVRI DEMOKRASİ AÇISINDAN KABUL EDİLEMEZ

- HDP’ye açılan kapatma davası ve Diyarbakır’da evlatlarını kurtarmak için HDP önünde bekleyen anneler ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

Diyarbakır anneleri, PKK tarafından kaçırılan çocuklarına kavuşma ümidiyle HDP’ye karşı, 3 Eylül 2019’dan bu yana HDP Diyarbakır İl Binası önünde oturma eylemi yapıyor. 600 güne yaklaşan bu evlat nöbetindeki kritik soru, annelerin çocuklarını neden HDP’den istedikleridir. Bu durum annelerin HDP’yi PKK’nın bir uzantısı olarak gördüklerini ve evlatlarının dağa götürülmesinde HDP teşkilatlarının rol oynadığını düşündüklerini, bildiklerini gösteriyor. Eylemi yapanlar içinde HDP’ye oy verenlerin de olması, bu algının olgusal karşılığının çarpıcı bir tezahürü. Yasal bir siyasi parti olarak HDP’nin yasallık sınırları dışında hareket etmesi, demokrasimiz açısından kabul edilemeyecek bir durumdur. Kapatma davası ile ilgili kararı yargı verecek. Ama anneler zaten tepkileriyle ve eylemleriyle HDP’yi kapattı. Türkiye’nin her tarafından annelerin büyük bir sabır, cesaret ve özveriyle sürdürdüğü bu nöbete, Komisyon olarak onları ziyaret etmek suretiyle biz de destek verdik. Kandırılarak ailelerinden koparılan gençlere uzanan anne elleri karşılıksız kalamaz.

TOPLUMSAL BİLİNÇ VE FARKINDALIK ÖNEMLİ

- Kadınlara yönelik şiddeti nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum nasıl sıfırlanabilir?

Kadına karşı şiddetin nerede, hangi ortamda, kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın önlenmesi elbette temel önceliklerimizden biri olmalıdır. Kadına karşı şiddetin günlük hayatın rutin bir parçası haline gelmesine ve bu olayların artarak devam etmesine müsaade edilemez. Nitekim kadına karşı şiddetle mücadele için yapılması gerekenleri tespit etmek amacıyla TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmuş bulunmaktadır. Kadınların ölümü, yaralanması ya da sakat kalmasıyla sonuçlanan şiddet olaylarının failleri çoğunlukla onların en yakınlarındaki insanlardan oluşmaktadır. Buna ek olarak cinsel taciz, cinsel şiddet ve tecavüz vakaları da kadına şiddetin önemli görünümleri arasında yer almaktadır. Kadına karşı şiddetin önlenmesinde Türkiye’de vakaların sayısal artışı biraz da görünürlük artışıyla ilişkilidir. Kadına karşı şiddetle mücadele konusunda Türkiye hem mevzuat hem de idari uygulamalar açısından çok ciddi adımlar atmış bulunmaktadır. Kadına karşı Şiddetle Mücadele için 2020 yılında tüm il valilerine gönderilen genelge, Devletin kolluk güçlerinin bu konuda eğitilmesini ve farkındalığının arttırılmasını öngörmekte ve bunun için yapılacaklar sıralanmaktadır. Şu da unutulmamalıdır ki, kadına karşı şiddetin önlenmesinde devlet kurumlarının yanı sıra toplumsal bilinç ve farkındalık da önem taşımaktadır.

SÖZLEŞME CİDDİ TAHRİBATLAR OLUŞTURDU

- İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmamızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anayasamıza göre aile toplumun temelidir. Kadın da ailenin temelidir. İstanbul Sözleşmesi aile yapımızda ciddi tahribatlar oluşturdu. Bundan sonra aile yapımızın korunmasına dönük çabalarımızı, sözleşmeden bağımsız olarak artırarak devam ettireceğiz.

Batının karnesi kırıklarla dolu

- Dünyaya baktığımızda Türkiye’nin insan hakları raporu nasıl? Dünyanın karnesi nasıl?

Hem soğuk savaş döneminde hem de sonrasındaki ABD hegemonyacı sistemde, özellikle güçlü devletler insan haklarını, zayıf olarak gördükleri ülkelerin içişlerine müdahale etme ve siyasi baskılama aracı olarak kullanmaya başladı. ABD’nin 11 Eylül saldırılarına karşılık olarak Afganistan ve Irak’ta yol açtığı insani yıkım, uluslararası insancıl hukukun kavramlaştıramayacağı bir yıkımdır. Dolayısıyla, dünyadaki insan haklarının durumunu retorik üzerinden değil reel durum üzerinden okuduğumuzda göreceğimiz çıplak gerçek budur. Hiç şüphesiz, bu durum, insan hakları ideallerinin yanlışlığını ya da önemsizliğini göstermez. Sadece, insan hakları düzeninin ‘büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerin takıldığı’ bir ağ muamelesi olduğunu gösterir. Türkiye’ye gelirsek, ülkemiz 15 Temmuz 2016’da benzeri olmayan bir darbe girişimine maruz kaldı. Bir yandan bu darbenin sorumluları ile mücadele süreci diğer yandan Suriye iç savaşı ve Türkiye’nin dünyanın en büyük göçmen misafir eden ülkesi haline gelmesi, PKK ile mücadele, AB’nin Türkiye’ye taahhütlerini Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın çıkarlarını esas alarak yerine getirmemesi ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin çevrelenerek buradaki haklarının gasp edilmek istenmesi Türkiye’nin üzerinde büyük bir baskı üretti. Buna rağmen Türkiye, insan hakları durumunu iyileştirmek konusunda güçlü bir yönelime sahiptir ve İnsan Hakları Eylem Planı da bunun somut bir tezahürüdür. Ben Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit durumunu göz ardı ederek yapılan değerlendirmelerin hakkaniyetli bir bakış olmadığını düşünüyorum. Türkiye’nin İnsan Hakları karnesi düne nazaran bugün çok daha iyidir. Buna karşılık Batı’nın insan Hakları karnesindeki kırıklar her geçen gün daha da fazlalaşmaktadır.

AVRUPA DEMOKRASİDE İKİRCİKLİ

- Avrupa’nın teröristleri ülkelerinde barındırmasını insan hakları ihlali açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB ülkeleri PKK’yi terör örgütü olarak tanımalarına rağmen faaliyetlerine müsaade ederken, PKK’nın Suriye kolu YPG’yi terör örgütü olarak görmüyor ve bu örgütle diplomatik ilişkiler kuruyor. PKK Avrupa’da haraç topluyor, uyuşturucu satıyor, insan kaçakçılığı yapıyor. Dahası, PKK Avrupa’yı silah tedariki ve üye toplamak için lojistik üs olarak kullanıyor. AB üye ve kurumları ise, terör örgütüne karşı adım atmak yerine sokaklarını bu örgütün propagandasına açıyor ve siyasi olarak da destek sunmaktan çekinmiyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, önde gelen isim ve üyelerinin Almanya ve İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerine kaçmasıyla birlikte FETÖ, PKK ile birlikte AB ülkelerindeki terör gündemine dahil oldu. Örgüt, Türkiye karşıtı çevrelerce Türkiye’yi siyaseten köşeye sıkıştırmanın ve baskı yapmanın bir aracı olarak görülmektedir. Darbe girişiminde bulunan bir örgütün bazı AB ülkeleri tarafından desteklenmesi demokrasi ve hukuk devleti konusunda Avrupa’nın ikircikli bir tavır benimsediğini gösteriyor.

Yazının devamı...

Kongreler ve sonrası...

Cumhur ittifakında kongreler haftası.

Dün MHP’nin yapıldı, haftaya AK Parti’nin yapılacak.

Bir yenileşme, bir 2023 hazırlığı.

2023 vizyonuna yönelik yeni ekip. 

AK Parti’de özellikle değişim bir süre önce başlamıştı.

Gözler parti yönetimi ve teşkilattan sonra şimdi de kabine değişikliğinde.

Kulislerde kongre sürecinde en çok konuşulan kabine revizyonu.

Beklenti büyük ama son karar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da.

Özellikle MHP kongresi sonrası ve AK Parti kongresi öncesi de yapılabilir diyenler de çok fazla.

Bu bir kaç hafta hareketli geçecek gibi gözüküyor.

Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kongrede vereceği mesajlarda çok önemli.

Yani kongreler ve sonrası siyasette yeni günleri getirecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MHP Lideri Devlet Bahçeli ile üst üste yaptığı görüşmeler de önümüzdeki günlere yönelik önemli temaslardı. 

Sonuçlarını da yakında göreceğiz.

Önümüzdeki günlerde gündeme gelecek konulardan biri de seçim barajının düşürülmesi.

Kulislerde konuşulan yüzde 7’ye çekilebilir.

Terörle arasına mesafe koyamayan HDP’ye de kapatılma davası açıldı.

Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesine yönelik temaslar da artacak.

ÇANAKKALE RUHU

Çanakkale geçilmez.

Çanakkale’de bir destan yazıldı.

Tüm dünya gördü bir ülkenin birlik ve beraberlik içinde düşmana gereken dersi vermesini.

Kısacası Çanakkale ruhu.

Bu ruh hiç bitmemeli.

Çanakkale Şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

18 Mart 1915’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları büyük bir zafer kazandı. 

Çanakkale Zaferimizin 106. yıldönümü kutlu olsun.

SEYİT ONBAŞI ANLATIYOR

Çanakkale Boğaz Muharebesi’nin en önemli isimlerinden birisi Seyit Onbaşı idi.

Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı, 2021 Çanakkale Muharebeleri Takvimi hazırlamış.

18 Mart 2021 perşembe günü Seyit Onbaşıya ayrılmış.

Bakın takvim yaprağında neler var:

“Seyit Onbaşı görev yaptığı topun vinç kolunun bozulması nedeniyle, tabyasındaki ağır toplardan kaldırarak işlemez hale gelen topunun atışını devam ettirmişti. Seyit Onbaşı 1936 yılında kendisiyle yapılan mülakatta 18 Mart 1915 tarihini şöyle anlatmıştı: ‘Ben Kilitbahir Mecidiyesi’ndeki uzun 24’lüklerin üçüncü topunda idim. Ortalık yeni ağarıyordu. Tam saat sekizde boğaz tarafından doğru bir gümbürtü koptu amma bu evvelkilerine hiç benzemiyordu. Düşman bu sefer çok şiddetli ateş açmıştı. Biz de mukabele ediyorduk. Bir aralık bizim tabyayı buldurur gibi oldu. Önce bir kaç gülle tepemizden aşarak denize düştü. Sonra önümüzde deniz sularını minareler gibi havaya kaldırdı. Bir aralık toz duman içinde kaldık. 38’lik bir düşman mermisi bizi biraz körlemiş. Büyük bir çukur açarak sağa sola zarar yapmıştı. Topun mataforası kırılmış, ihtiyat mermi yolunu bozmuştu. Asıl yol sağlamdı. Yalnız toprak altında kalmıştı. Topumuza çok şükür bir zarar olmamıştı. Hemen yolu temizledik. Bu sırada kumandan bir kırılan matafora bir taraftan boğaza doğru bakıyordu. Ben de baktım boğaza. Ne göreyim? Düşman gemileri ağır ağır içeriye girmiyor mu? Hemen geriye fırlayarak araba üzerinde duran koca merminin başında boyunlarını bükmüş bakmakta olan arkadaşları araladım. Bir kere mermiyi kucaklayacak oldum, yağlı olduğundan elimden kaydı. Elimi biraz topraklayarak bir dizimi yere koydum ve mermiyi sırtladım. Kendimi topun ağzında buldum. Merdivenleri ilk defa nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. Gene aşağıya atlayarak ikinci üçüncü ve dördüncü mermileri sıra ile taşımaya başladım. Kısa bir zaman sustuktan sonra aslan topumuz gene gürlemeye başlamıştı. Dördüncü mermiyi attıktan biraz sonra idi. İki mermimizin isabeti bildirilmişti. Bu haberi de duyduktan sonra bana gülleler ufak bir saman çuvalı kadar hafif geliyordu. Bir aralık kumandan artık yeter Seyit gel bak düşman kaçıyor diye çağırdı. Sanki denizin üzeri yanıyordu. İki gemi kara dumanlar, kızıl alevler içinde yana yana batıyordu. Bu sıra biri daha tutuştu. Arkadakiler dönmeye bile vakit bulamadan geri geri giderek boğazdan çıktılar...’

Yazının devamı...

‘Nükleer’le ileri teknoloji üretilecek

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ile geçtiğimiz hafta Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşaatını gezdik. Bakan Dönmez bu gezimizde hem santrallerle ilgili yeni gelişmeleri, hem de enerji politikalarını anlattı. 2023 yılında Türkiye’nin nükleer enerji ile tanışacağını belirten Dönmez ile sohbetimizde şu mesajlar öne çıktı:

İthalat payı düşecek

Nükleer enerjinin getirisi ne olacak?

Türkiye geliştikçe enerjiye olan ihtiyacımız da artıyor. Enerjide arz güvenliğimizi sağlamak için kaynak çeşitliliğinin artırılması ve sürdürülebilir enerji arzının sağlanması öncelikli hedeflerimiz arasında.

Nükleer enerjinin devreye girmesiyle de ithal kaynakların payı bir miktar daha düşecek. Bu sayede enerjide hem kaynağın hem de maliyetlerin daha yönetilebilir olması açısından önemli bir avantaj sağlayacağız.

Yine Akkuyu ile birlikte, 7 gün 24 saat, ikim ve mevsim koşullarından bağımsız bir şekilde kesintisiz ve temiz enerji üreteceğiz. Özellikle geçtiğimiz kış ağır mevsim şartlarından dolayı pek çok ülkede elektrik kesintileri yaşandı. Bu durum nükleer santraller gibi baz yük elektrik tesislerinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Akkuyu’nun tasarımı çok sayıda doğal olay ve insan kaynaklı iç ve dış riskler en ince detayına kadar göz önüne alınarak belirlendi.

Akkuyu tam kapasite devreye girdiğinde yılda üreteceği 35 milyar kWh enerjiyle, tek başına tüm Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacak. Akkuyu işletmede kalacağı 60 yıl boyunca 2 bin 146 teravatsaat elektrik üretecek. Sıfır emisyon değeriyle elektrik üretecek Akkuyu, yeşil enerji hedefimizin de önemli bir parçası. Akkuyu, yıllık 128 milyon ton, 60 yıl boyunca da 2.4 milyar ton karbon emisyonunu engelleyecek. Bu, 9 milyon hektar ormanın tutacağı karbon miktarına eş.

Nükleer sadece elektrik üretiminde mi kullanılacak?

Nükleeri, sadece elektrik üretiminde değil ileri teknoloji üretiminde de kullanacağız. Özellikle son dönemlerde haberleşme, telekomünikasyon, savunma, sağlık, uzay bilimleri gibi alanlarda yakaladığımız başarının çıtasını, nükleer teknolojiyle bir adım daha öteye götüreceğiz.

Türkiye, nükleer enerjiyle sınıf atlayacak. Üst düzey yerli teknoloji üretimi için gereken know - how transferiyle de yerli sanayimizin gelişimine katkıda bulunacağız. Nükleer teknolojiyle birlikte, ekonomimize yaklaşık 6 milyar dolarlık yerli katkı hedefliyoruz.

AB KARBON VERGİSİ NASIL ETKİLEYECEK?

Atom Enerjisi Kurumu’yla ilişkiler nasıl?

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’yla yakın iş birliğimiz var. Uzun yıllardır üyesiyiz.

Nükleer teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanılmasına dönük uluslararası bir anlaşma var ve onun tarafıyız. Tarafı olmanın getirdiği bir başka husus uluslararası örgütlerin burada projeleri izleme hakları ve yetkileri var. Ajans bizden de zaman zaman bir başka ülkedeki projeye uzman talep ediyor. Çünkü Allah göstermesin burada bir risk oluştuğunda sadece bu ülkeyi değil komşu ülkeleri de etkileyebileceği için böyle bir uluslararası mutabakat var. Dolayısıyla, Atom Enerjisi Kurumu’yla bu anlamda çok yakın temasımız oluyor.

AB’nin sınırdaki karbon vergisi konusundaki çalışmasına ne diyeceksiniz?

Avrupa Birliği (AB), sınırda karbon vergisiyle ilgili son dönemde belli hazırlıklar içinde. Bu bizim ticaretimizi nasıl etkileyecek? Bunu zaman gösterecek ama Avrupa Komisyonu’nun ifade ettiği sadece Türkiye için değil, karbon açısından belli yükümlülüklerini yerine getiremeyen ülkelerden ithal edilecek ürünlere ilişkin sınırda bir karbon vergisi olursa bu anlamda sadece Türkiye’yi değil birçok ülkeyi etkileme imkânına ve kapasitesine sahip.

Yenilenebilirdeki üretim ve kurulu kapasite artışımız, artı nükleer güç santrali, bunların hepsi emisyonsuz projeler. Bunlar tabii ki bizim elimizi güçlendirecek işler ama bu çalışmayı Ticaret Bakanlığımız’ın öncülüğünde Çevre Şehircilik Bakanlığı ve biz de destek vererek yürütüyoruz. Henüz fotoğraf daha netleşmiş değil.

32 ülkede 443 reaktör devrede

Güvenlik standartları nasıl bir süreçle oluşturuluyor?

Nükleer güç santrallerinde mevzuatın ve teknik standartların hazırlanması inşaat kadar zaman alıyor. Burada sadece lisans almakla bitmiyor. İnşaat öncesi ÇED raporlarından arazinin kullanımına, kamulaştırmaya kadar iş güvenliğiyle ilgili alınacak tedbirler var. Ya da tarım arazisine denk geliyorsa, tarımla alakalı izinlerin alınması gerekiyor.

Onlarca izin süreci var. Projenin yapım sürecinde ve sonrasında, işletme esnasında yeterli güvenlik standartlarının oluşturabilmesi için bunların da yerine getirilmesi gerekiyor. Bir de nükleer güç santralleri dünyanın her yerinde son derece kritik teknolojiler olduğu için tedbirlerin daha önceden alınması da son derece önemli.

Zaman zaman kamuoyunda bu tip santrallere niçin ihtiyaç var, niye Türkiye bu alana girdi şeklinde birtakım eleştiriler almıyor değiliz. Ama hâlihazırda dünyada 32 ülkede 443 reaktör işletme halinde.

Akkuyu’da kaç reaktör yapılıyor?

Akkuyu, 4 reaktörden oluşuyor. Aslında bir defada 4’ü bir yerde santral yapıyoruz gibi düşünebiliriz. Bu reaktörler büyük oranda birbirinden bağımsız çalışabiliyorlar ama deniz deşarj üniteleri, elektrik hattına bağlantı üniteleri gibi birtakım ortak elektromekanik aksamları var.

Ama her birisini bağımsız birer santral olarak düşünebilirsiniz ki 1200 megavat bunlardan her birinin gücü. Toplamda 4 bin 800 megavata ulaşacak. Yılda da 35 milyar kilovatsaatlik bir elektrik üretim kabiliyetine ulaşacak.

Bu da Türkiye’nin ihtiyacının bugünkü şartlarda yüzde 10’unu bu santralden karşılıyoruz demektir.

Bacadan bir şey çıkmayacak...

Konuyu sıfır emisyon açısından nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Günümüzde ülkeler enerji açısından emisyonu en az olanı listenin başında olacak şekilde bir planlama yapıyor. Baktığımızda da nükleer santraller bugün sıfır emisyonlu, yani bacasından herhangi bir şey çıkmayacak. Bu yönü itibariyle iklim değişikliğiyle mücadelede nükleer güç santrallerinin ben önemini önümüzdeki dönemde de yitirmeyeceğini, tam tersine artarak devam edeceğini düşünüyorum.

ALMANYA NEDEN İPTAL EDİYOR?

Almanya’nın 2022 yılına kadar bütün reaktörleri iptal etme düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Almanya ilginç bir örnek. Komşusu Fransa’da hala elektriğin yüzde 70 - 80 kısmını nükleer santrallerden karşılanıyor.

Almanya’nın ekonomisi, sanayisi güçlü, şüphesiz kendi planlarını yapmıştır. Ama orada Avrupa Birliği’yle birlikte tek piyasa mantığı var. Yani ülkelerin birbirine sınır ticareti mümkün, fiyatlar harmonize olabiliyor.

Diğerleri devam...

Bizler mesela Avrupa iletim sisteminin parçasıyız, ama biz güneydoğu Avrupa’nın parçasıyız. Almanya’nın içinde bulunduğu coğrafyada ülkelerin birbirine enterkonnekte sistemlerinin bağlılığı ve kapasite transferleri bize göre çok yüksek.

Buna sadece dışarıdan bir değerlendirme olarak bakmamızda fayda var. Aksi takdirde nükleeri kapatıp kömürden de çıkacağım dediğinde ya komşu ülkelerden elektrik alması ya da doğal gaz çevrim santralleriyle elektrik ihtiyacını karşılaması gibi bir durumla karşı karşıya bırakabilir.

Ama Avrupa’da Fransa, İspanya başta olmak üzere birçok ülkede nükleer güç santralleri var. Rusya’nın Macaristan, Bulgaristan ve Finlandiya’da devam eden projelerini saydım.

Asya’da Çin başta olmak üzere Güney Kore var. Ortadoğu’da Mısır ilgileniyor. Ürdün’ün girişimleri var, Birleşik Arap Emirlikleri’nin var. Bunlar doğal gaz gibi enerji kaynağına sahip olmasına rağmen bunun daha ekonomik olacağını öngörüyorlar.

Suudi Arabistan’ın da mesela buna benzer nükleer güç santraliyle ilgili bazı hazırlıkları olduğunu biliyoruz.

 

Yazının devamı...

'Tek kaynakla enerji güvenliği sağlanmaz'


dediAKKUYU

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Tek kaynağa bağımlı bir enerji sistemiyle bir ülkenin enerji güvenliğinin sağlanamayacağını düşünüyoruz. O açıdan bir tarafta nükleer, bir tarafta doğal gaz, kömür, elbette yenilebilir içinde olacak bir modelle ilerlemeyi düşünüyoruz” dedi. Bakan Dönmez Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) Üçüncü Ünitesinin Temel Atma Töreni’nde sohbet ettiği gazetecilerin neden nükleer santral yapıldığı, çevreye etkisi ve Türkiye’ye faydası başta olmak üzere bir çok konudaki sorularını yanıtladı. Sadece yenilenebilir enerjiyle bir ülkenin sanayi, ticari ve konutlar dahil elektrik ihtiyacını karşılayabilmenin mümkün gözükmediğini belirten Dönmez, “Biz kaynağın çeşitlenmesini sağlıyoruz” dedi. Dönmez soruları şöyle yanıtladı:

32 ülkede 443 reaktör

Nükleer santrale niçin ihtiyaç duyuldu?

Zaman zaman kamuoyunda ‘Bu tip santrallere niçin ihtiyaç var? Niye Türkiye bu alana girdi?’ şeklinde birtakım eleştiriler almıyor değiliz. Ama hâlihazırda dünyada 32 ülkede 443 reaktör işletme halinde. Rosatom Genel Müdürü’ne de sordum, ‘İlk reaktör ne zaman yapıldı?’ diye... ‘Biz 1954’te yapmıştık. 10 yıl kadar önce emekliye ayırdık ve orayı da müze yaptık’ dedi. Bu santrallerin işletme dönemi diğer santrallere göre çok daha uzun.

Akkuyu’da nasıl bir sistem olacak?

Yatırımcı ve işletmeci Rosatom. 15 yıl süreli bir alım garantimiz var. Ürettiği elektriğin yaklaşık yarısına alım garantisi veriyoruz, diğer yarısını da serbest piyasa fiyatlarından kendileri satacak. 15 yıldan sonra da işletme dönemi boyunca yatırımcı her türlü ticari ve işletme riskini üzerine almış durumda. Biz burada finansmanla alakalı bir yükümlülük üstlenmiş değiliz. Her türlü finansman, piyasa ve işletme riskleri, sorumluluk olarak tanımlayacak olursak, Rosatom’a ait.

‘Şehre yakınlığın olumsuz etkisi yok’

Nükleer santrallerin şehirlere yakınlığı için neler söyleyeceksiniz?

Zaman zaman nükleer santrallerin şehirlere yakınlığı, uzaklığı tartışma konusu oldu. Paris’e çok yakın, 70 kilometre mesafede bir santral var. Dibinde üzüm bağları olan bir santral. Yine Madrid’e 50 kilometre uzaklıkta bir başka santral var. Amerika’da Indian Point Nükleer Santrali var ki, New York’a çok yakın, neredeyse 60 kilometre mesafede. Şehre yakınlığının veya uzaklığının o anlamda herhangi bir olumsuz etkisi yok. Nerede olursa olsun bu santraller son derece yüksek güvenlik standartlarına göre donatılmak ve ona uygun işletilmek zorundalar.

‘Yenilenebilir tüm ihtiyaca yetmez’

Yenilenebilir enerji ile tüm enerji ihtiyacı karşılanır mı?

Yenilenebilir enerjiler kesintili enerjiler. Kaynağa bağımlı enerji, yani rüzgâr iyiyse tam güç çalışır, esmediğinde çalışmaz. Hidrolik santraller, yağışlı - kurak sezonlarımız var, o zaman üretimlerinde zaman zaman değişiklik söz konusu olur. Keza güneş, yazın çok iyi, ama gece üretemiyorsunuz. Biz geçtiğimiz yıl tükettiğimiz enerjinin yaklaşık yüzde 42’sini yenilenebilir enerjiden elde ettik. Peki, 60’ını, 62’sini nereden karşıladık? Orada klasik ağırlıklı termik santraller devreye giriyor. Sadece yenilenebilirden büyük bir ülkenin sanayi, ticari ve konutlar dahil elektrik ihtiyacını karşılayabilir miyiz? Şu anda teorik olarak bu mümkün gözükmüyor. Bu durumda ülkeler şöyle bir durumla karşı karşıya kalıyor; ‘Evet, yenilenebilirden azami ölçüde faydalanalım, yenilenebiliri karşılayamadığımız zamanlarda onu desteklemek için önümüzde seçenekler var, doğal gaz santrali mi olsun, kömür mü olsun, nükleer mi olsun?’

‘Nükleerin önemi daha da artacak’

Nükleer santrallerin geleceği nasıl?

Nükleer santraller bugün sıfır emisyonlu, yani bacasından herhangi bir şey çıkmayacak.

Bu yönü itibariyle iklim değişikliğiyle mücadelede nükleer güç santrallerinin ben önemini önümüzdeki dönemde de yitirmeyeceğini, tam tersine artarak devam edeceğini düşünüyorum.

Biz milli enerji ve maden politikasına girerken önce yenilenebilir, sonra eksik kalan kısımda yerli kaynağı öne koyalım, sonrasında da temiz enerji kaynaklarıyla, yani görece emisyonu daha az olan enerji kaynaklarıyla gidelim diye bir strateji belirlemiştik. O yolda da ilerliyoruz. Bu bir yerde kaynağın çeşitlenmesini de sağlıyor. Yani tek kaynağa bağımlı bir enerji sistemiyle bir ülkenin enerji güvenliğini -ki ülkemiz devasa bir tüketime sahip bir ülke- sağlanamayacağını düşünüyoruz. O açıdan bir tarafta nükleer, bir tarafta doğal gaz, kömür, elbette yenilebilir içinde olacak bir modelle ilerlemeyi düşünüyoruz.

‘Niyetimiz kendi santralimizi yapmak’

Teknoloji transferi söz konusu olabilecek mi?

Bizim üzerinde durduğumuz konu da bu. Yerli tedarikçilerle çalışılmasını destekliyor ve teşvik ediyoruz. Proje dönemi boyunca, yaklaşık 6 milyar dolarlık bir yerli katkı Türkiye’den sağlanacak. Ana yüklenici Rosatom. Ama o da işi yükleniciler vasıtasıyla yapıyor. Yüklenicilerin konsorsiyumu söz konusu. Yüzde 50’si bir Türk firmaya ait. Yüzde 50’si de Rus firmaya. Türk firma Türkiye’de güçlü bir inşaat firması olduğundan altyapısı müsait. Özellikle inşaat kısmında, elektromekanik aksam kısmında hem Türkiye’deki geçmiş deneyimlerini, hem de yurt dışındaki deneyimlerini buraya yansıttılar. Takvime uygun ilerleme nedenlerinden birisi, yerli partnerin ve onların yerli alt yüklenicilerinin özellikle de inşaat sektöründeki geçmiş deneyim ve performansları.

Peki, bu işten sonra ne olacak? Bunlar için hem Türkiye’de yapılabilecek nükleer santraller için ciddi bir deneyim kazanmış olacağız, hem de yurt dışında da benzer projelere teklif verebilecekler. Özellikle Ruslar yurt dışında başka projeler de yürüttükleri için onlar da diyorlar burada ciddi bir birikim kazanılıyor ve biz Türk mühendisinin tecrübelerini başka yere de taşımak isteriz.

Türkiye nükleer santral yapabilecek mi?

Teknoloji transferi en büyük arzumuz ama maalesef 50-60 yıl geriden geliyoruz. Dolayısıyla bu açığı süratle kapatmamız lazım. Bu ilk proje de bizim için önemli bir fırsat öğrenmek açısından. İnşallah ikincisinde yerlilik oranımız daha fazla, üçüncüsünde belki daha fazla olacak
şekilde devam edecek. Niyetimiz nükleer santralimizi kendimizin yapacak hale gelmesi.

‘Trakya için Çinlilerle görüşüyoruz’

Sinop’taki santral için son durum ne?

Sinop’ta benzer bir anlaşmayı Japonya’yla yapmıştık. Ama ilerleyen süreçte hem maliyetler, hem de takvim beklentilerimizin üzerinde olduğu için o projeyi fazla ilerletemedik. Fakat sahaya ilişkin, izinlerle ilgili biz sahayı hazırlayalım istiyoruz. Çünkü günün sonunda birisiyle yola çıktığınızda bunları yapmak zorundasınız. Başka biriyle de uygun şartlar oluştuğunda orası yine gündeme gelebilir.

Sinop konusunda görüştüğünüz ülke var mı?

Sinop’la ilgili henüz görüşülen ülke yok. Çin’le görüşmelerimiz var, orada da biraz Trakya öne çıkıyor. Trakya’da da bir nükleer santral projemiz var. Yerle ilgili, zemin etütleri, çevresel etkiler gibi birçok parametrede şu anda çalışmalar devam ediyor. Niçin Trakya derseniz? İstanbul’u da içine alarak söylüyorum, Trakya ülkenin en büyük talep noktası. Bölgesel arz güvenliği açısından böyle bir santrale Trakya’da ihtiyacımız olduğu için söylüyorum.

Nükleer ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ile ilgili ne yapılıyor?

Nükleer Düzenleme Kurumu’nun AYM kararı iptali KHK kapsamında yapılan bir şey. 1 yıl süre verdi. Bizim işlerimizi olumsuz etkilemez. 1 yıl içinde inşallah hazırlıklar da yapıyor arkadaşlar. Meclisimiz benzer bir kanunu geçirecektir diye bekliyoruz.

Akkuyu’da güvenlik nasıl olacak?

Güvenlik ve atık yönetimi tamamen şirketin sorumluluğunda. Önce burada bir geçici depolama oluyor, sonra da kendi ülkelerine götürüp orada yeniden geri kazanılması gibi süreçler olabiliyor. Sorumluluk onda ama Nükleer Düzenleme Kurumumuzun burada sürekli uzman bulundurmak suretiyle yakıtın hazırlanmasından, elektriğin üretilmesine ve yakıtın uygun koşullarda saklanması ve bertarafına kadar denetimi ve gözetimi söz konusu.

Yazının devamı...

10.000 Türk 1000 Rus çalışıyor

AKKUYU

Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in davetlisi olarak dün Akkuyu’da tarihi bir ana tanıklık ettik.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde 3’üncü reaktörün temeli atıldı.

En yoğun olduğu anda 16 bin kişinin çalışacağı inşaat Türkiye’nin enerji açısından dışa bağımlılığını azaltacak projelerden biri.

Şantiyeyi gezdik yetkililerle birlikte.

Şuanda 11 bin kişi çalışıyor. Bunun 10.000’i Türk 1000’i Rus.

Şantiyenin her yerinde hem Türkçe hem Rusça yazılar var. Yemeklerde menülerde ayrılmış. Hem Türk menüse hem Rus menüse var. İsteyen isteğini yiyor.

Yemek salonunda bir Rus çalışanın ‘pardon, pardon’ diye yanımdan geçmesi dikkatimi çekti. Ruslar az da olsa Türkçe de öğreniyormuş şantiyede. Bakan Dönmez dün Akkuyu’daki törene Rus mevkidaşı ile katıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin video konferans yöntemiyle konuşmalarını yaptı. Bakan Dönmez erken geldi Akkuyu’ya ve şantiyeyi uzun uzun gezdi. Çok heyecanlı gördüm Bakan Dönmez’i.



Cari açığa 6 milyar dolar katkı

Bakan Dönmez’in mesajlarından öne çıkanlar şunlar:

Ekonomiye yaklaşık 6 milyar dolar yerli katkı hedefleniyor.

Nükleer enerjinin portföyümüze dahil edilmesiyle birlikte elektrik üretiminde ithal doğalgazın payı düşecek.

Akkuyu NGS ile birlikte, ithal enerji kaynaklarına aktarılan finans azalacak ve cari açık içinde enerjinin payı düşecek.

Her biri 1200 megavatlık 4 reaktörden oluşacak ve toplam 4 bin 800 megavat kurulu güce sahip olacak santralin ilk ünitesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılının kutlanacağı 2023’te devreye alınması hedefleniyor. Kalan 3 ünitenin de birer yıl arayla 2026 sonuna kadar faaliyete geçmesi planlanıyor.

Bakan Dönmez elektrik üretimi ile ilgili de şu bilgileri verdi:

Akkuyu Nükleer Güç Santrali 4 reaktörden oluşuyor.

Akkuyu’daki reaktörler yeni nesil bir tasarım olup, en gelişmiş teknolojilere sahip. İşletme ömrü 60 yıl ama yeni teknoloji ile 20 yıl daha uzatılabilir.

Akkuyu NGS’nin kurulu gücü 4800 megavat olup, Akkuyu NGS yılda toplam 35 milyar kilovatsaat elektrik üretecek.

Akkuyu NGS’nin tüm üniteleri devreye alındığında elektrik ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 10’u karşılanacak.

Akkuyu NGS tek başına Ankara ve İzmir’in toplam elektrik talebini, İstanbul’un ise elektrik talebinin  yüzde 90’ını karşılayabilecek.

7 gün 24 saat, iklim koşullarından bağımsız ve kesintisiz enerji üretecek.

Dünyadaki nükleer santraller

Bakan Dönmez dünyada bir çok ülkede nükleer santraller olduğunu söyledi. Bakan Dönmez bunları da şöyle örnekledi:

32 ülkede 443 toplam reaktör işletme halinde.

19 ülkede 50 reaktör inşa halinde.

ABD’de 94 reaktör işletmede, 2 inşa halinde.

Fransa’da 56 reaktör işletmede, 1 inşa halinde.

Rusya’da 38 reaktör işletmede, 3 inşa halinde.

Çin’de 50 reaktör işletmede, 12 inşa halinde.

Güney Kore 24 reaktör işletmede, 4 inşa halinde.

Sıfır emisyon

Bakan Dönmez santrallerin yeşil enerji hedeflerinin bir parçası olduğunu da dile getirdi. Bakan Dönmez şunları vurguladı:

Akkuyu sıfır emisyon değeriyle elektrik üretecek.

Akkuyu, yıllık 128 milyon ton, 60 yıl boyunca da 2,4 milyar ton karbon emisyonunu engelleyecek. Bu, 9 milyon hektar ormanın tutacağı karbon miktarına eş bir rakama denk geliyor.

Yazının devamı...

Antalya’dan tropikal meyve atağı başlıyor

ANTALYA

Antalya ve çevresinde ekonomik değeri yüksek olan ve taneyle satılan tropikal meyve atağı başladı.

Muzda büyük atılım yapan ve ithalatın azalmasına neden olan bölge şimdi de ejder meyvesi, avokado, kahve çekirdeği ağacı ve papaya gibi ürünlere ağırlık verdi. Özellikle Antalya’nın Manavgat ilçesi 5 yıl içinde Türkiye’nin tropikal üretim merkezi olmayı hedefliyor.

Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Ahmet Boztaş ile seraları gezerek tropikal meyve ekimini konuştuk. Ejder meyvesi ve avokadoda büyük yol katettiklerini belirten Başkan Boztaş, şimdi kahve çekirdeği ağacı ve papayayı da ekerek adaptasyon sürecini başlattıklarını söyledi. Boztaş, “ejder meyvesi ve avokado ihracatına başladık” diyor.

MATSO Başkanı Boztaş Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Turizm bölgesinde tarım atağı görüyoruz, nedir bunun öyküsü?

Manavgat’ı herkes turizm yeri olarak bilir. Ama son yıllarda sadece turizme dayalı ekonomi büyük risk. Bu riski ortadan kaldırabilmek için farklı sektörleri ortaya çıkarmak lazım. Bu yönde adımlar attık. Hükümetin verdiği sübvanse edilmiş kredileri ve gümrük fonu uygulamasından kaynaklı bilgileri içeren bir rapor hazırladık.

Üyelere tanıtımını yaptık. Bu sayede 2014’te 21 dönüm olan örtü altı muz yetiştiriciliğini 2020 yılı sonu itibariyle 15 bin dönümü geçtik. 21 dönümden 15 bin dönüme. Bunu yapan odamız üyeleri. Şimdi tropikal meyvede yoğunlaşıyoruz. Önerimiz örtü altı tropikal meyve ekimi. Şu anda bölgede en büyük yatırımlar Manavgat’ta. Tropikal meyvede Alanya’yı, Gazipaşa’yı geçtik.

MUZDAN CARİ AÇIĞA 200 MİLYON $ KATKI

Muzdan sonra çeşitleme mi yapıldı?

Hükümetin verdiği destekleri tanıttık. Ticaret odası olarak muz yetiştiriciliği üzerine bir rapor hazırladık. Üyelere anlattık. Muzda gümrük vergisi var. Bu sonra fona dönüştü. Yüzde 148. Yani 1 lirayı aldığınız bir muz dışardan içeriye 2.5 liraya geliyor. Bir de uzun vadeli örtü altına verilen destek var.

Şimdi muzda 20 bin dönüme doğru yaklaşıyoruz. Muzdaki yığılmanın ilerde bize risk getirebileceğini görünce ürün deseninde değişiklik önerdik. Ejder meyvesi ile ilgili bir rapor hazırladık. Avokado ile ilgili bir çalışma yaptık.

Çilekle ilgili de bir çalışma yapıyoruz. Yani ürünlerimizi çeşitlendiriyoruz. Tarım Bakanımıza da söyledim, ürün planlaması yapalım diye. Havza bazlı üretim planlaması yaparak bunları kısıtlayalım dedim. 600 bin ton muz tüketimi vardı 2014’te. Bunun 280 bin tonunu üretiyorduk. 2020 rakamlarına göre 728 bin ton üretime çıkmışız. 200 milyon dolarlık ithalatı gerilettik bu üretimle. Bunun başka ürünlerde de yapılmasını istiyoruz. Mesela pamukta... Yüzde 60 ithal. Mesela susamda yapılmasını istiyoruz. Yüzde 70 ithal.

‘TROPİKAL MEYVEDE MERKEZ MANAVGAT OLACAK’

Tropikal meyve üretimi ne aşamada? Ürün çeşitlenmesinde neler olacak?

Muz iyi bir örnek oldu. Ürünü çeşitlendirme çalışmalarımız var. Manavgat’ta şimdi 2 bin dönümü aşkın avokado açıkta, bin dönümü aşkın ejder meyvesi örtü altında yetiştiriciliği oluşmaya başladı. 5-6 yıl sonra Manavgat Türkiye’nin tropikal meyvenin başkenti olacak. Avokado, çarkıfelek, ejder meyvesi, papaya...

Kahve çekirdeği ağacının adaptasyonunu deniyoruz. Adaptasyonu sağlanırsa yaklaşık 200 milyon doların üstünde de kahvede ithalat var. Bunu da durdurabiliriz.

Bu ne getirdi bize? Pandemi döneminde Manavgat’ta turizm yüzde 77.5 azaldı. Ama şirket kuruluşunda yüzde 8 artış var. Kapanmalarda durum ne? Yüzde 17 daha az kapanmışız.

Salgın sürecinde tarıma mı ağırlık verdiniz?

Salgın yılı olan 2020’de kurulan şirketlerin yüzde 60’ı tarım. Bu iş aile çiftçiliğinden çıktı, iş adamları daha çok yatırım yapıyor Manavgat’a. Şimdi ejder meyvesi, avokado ihracata gidiyor. Muzda ithalatı kesiyoruz.

Turizmde geri olmamıza rağmen farklı sektörlerle ilçe ekonomisinin çarkını döndürmüşüz.

Türkiye’de ihracatta 2019 ile 2020 kıyaslanınca yüzde 6.3 daha eksideyiz. Antalya olarak yüzde 5.6 artıdayız. Manavgat olarak yüzde 19.1 daha fazla ihracatı artırmışız. Yani tüm bunları nasıl yapmışız? Hükümetin vermiş olduğu kredilerle gümrük vergisiyle üreticiyi korumasından kaynaklanan örtü altı tarımla.

‘Susamımız Osmanlı Sarayına girmiş’

Başka hangi projeler var?

Manavgat’ın susamı da çok değerli. Manavgat susamında yaklaşık yüzde 60 yağ var. Ve aroması da farklı.

Osmanlı Sarayı, mutfağına Manavgat tahinini götürmüş. Elimizde tarihi belgeler var.

Bu belgelerle birlikte patent enstitüsüne müracaat ettik.

Manavgat susamı diye coğrafi işaret alıyoruz. 150 bin ton susam ihtiyacımız var. Bunun 130 bin tonu ithal geliyor. Biz 20-30 bin ton civarında üretebiliyoruz.

 

 

Yazının devamı...

HDP nereye gidiyor?

“PKK ile arasına çizgi çekmeyen HDP, Türkiye siyasetinde kendisine yer bulamaz”.

Bu cümle HDP’nin nereye gittiğini ve gideceğini gösteriyor.

Bu cümleyi AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan söyledi.

AK Partili Turan’a HDP ile ilgili tartışmaları sordum.

Turan şunları kaydetti:

“HDP’nin demokratik siyaseti tercih etmesi, terörle arasına, amasız, lakinsiz, net bir çizgi koyması gerektiğini defalarca ifade ettik. Ancak tüm bu çağrılarımız, ne yazık ki HDP’yi Kandil’in sözcülüğünden, terör örgütünün aparatı olmaktan alıkoymadı. Milletin vekili olmak gibi şerefli bir sıfat varken, Kandil’in sözcülüğünü tercih ettiler. Bir siyasi parti genel başkanı ‘Ben terör örgütü liderinin heykelini dikeceğim’ diyemez. Bir milletvekili teröristin telefonunu polisten saklayamaz, teröristin cenazesine katılamaz. Dünyanın hiçbir yerinde devletini yıkmak, milletini bölmek isteyen bir partiye izin verildiği görülmemiştir. 6-8 Ekim benzeri olayların başlamasına neden olan bir parti Avrupa’da kendisine yer bulabilir mi? En güzel örneği İspanya’daki ETA terör örgütünün siyasi aparatı Batasuna’nın sonu. İspanya’da Batasuna mı kaldı? PKK ile arasına çizgi çekmeyen HDP, Türkiye siyasetinde kendisine yer bulamaz. Hukuken değerlendirme ise bağımsız mahkemelerin konusu.”

Yanıt bekleyen sorular

HDP’li milletvekillerine yönelik fezlekeler TBMM’ye geldi.

Gözler şimdi partilerin nasıl tavır alacağında.

AK Parti’nin ve MHP’nin tavrı net.

Yanıt bekleyen ve tartışılacak sorular şöyle:

- CHP ne yapacak?

- İYİ Parti ne yapacak?

- Millet İttifakı ortak tutum sergileyebilecek mi?

Plan nasıl takip edilecek?

İnsan hakları eylem planı açıklandı.

İçinde her kesime dokunacak maddeler var.

Tabii herkesin kafasında ilk soru nasıl takip edilecek, pratikte nasıl işleyecek?

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu ile eylem planını konuştum.

Eylem planının öngördüğü hedef ve faaliyetlerle başlı başına bir reform olduğunu belirten Çavuşoğlu planın takibi ile ilgili de şunları söyledi:

“Bu eylem planı iki yıl olarak belirlenen uygulama ve düzenleme süresi neticesinde Türkiye’nin insan hakları görünümünü olumlu yönde etkileyecek ve insanımızın insan haklarının güçlenip geliştirilmesine ve korunmasına katkı sağlayacaktır. Hiç şüphesiz en iyi düzenlemeler olsa bile bunların pratikte uygulanması takip edilmez, analize tabi tutulmaz ise söz konusu düzenlemelerin istenilen etkiyi doğurmadığı bilinmektedir. İşte eylem planı ile bu eksiklik de giderilmiş. Eylem planının uygulanması aşamasının analiz ve değerlendirilmesi için de önlemler alınmış olmaktadır. Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanlığı sekretaryasında her dört ayda bir değerlendirmelerin yapılması ve her yıl Türkiye’nin insan hakları raporunun yayınlanması sağlanacak.”

Sınavlarda insan hakları sorulacak

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu eylem planındaki dikkat çekici başlıklardan birisinin de insan hakları konusunda bilinç ve farkındalığın artırılmasına dönük yapılacak düzenlemeler olduğunu kaydetti.

Çavuşoğlu insan hakları konusunun sınavlarda da olacağını belirterek, “Bu kapsamda ilk ve orta öğretimde insan hakları derslerinin müfredata dahil edilmesi, yapılacak KPSS ve benzeri sınavlarda insan hakları bilgi düzeyinin ölçülmesine ağırlık kazandırılması olacaktır” vurgusu yaptı.

Yazının devamı...

İhracatta 5 hedefli yol haritası hazır!

 

ABD, AB ve Çin, dış ticarette Türkiye’nin önemli partnerleri arasında.

Salgın süreci de ticarette birçok ülkeyi öne çıkardı. Bunlardan biri de Türkiye oldu. ABD, AB ve Çin ile ticari ilişkiler nasıl olacak? 2021 hedeflerimiz ne?

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile 2021 dış ticaret hedeflerini konuştuk. Pekcan Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

ABD’ye ihracat artışı

ABD’de Biden sonrası yeni dönemde ticari ilişkilerimizin nasıl olması öngörülüyor? ABD’ye 2020 yılında sağlanan ticaret artışı, 2021 yılı için de sürdürülebilecek mi? Hangi sektörler ön plana çıkacak?

ABD elbette, bizim için en önemli pazarlardan bir tanesi. 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine sahip olduğumuz bir ülke.

Kovid-19 nedeniyle, ABD ekonomisinin 2020 yılında, yüzde 3.5 oranında tarihi bir küçülme yaşadığı tahmin ediliyor. 2021’de ABD ekonomisinin yüzde 5.1 büyümesi öngörülüyor. Seçimler sonucunda göreve gelen Biden yönetimi; hem ABD ekonomisinde bir toparlanma sağlamak için uğraşacak; hem de ABD’nin dış ekonomik ilişkilerini yeniden ele alacak.

Önceki yönetim korumacı politikalara oldukça ağırlık veriyordu. ABD, İhracat Ana Planımız çerçevesindeki 17 hedef ülkeden biri. İkili ticaretimize baktığımızda; ihracatta geçtiğimiz sene pandemiye rağmen dikkat çekici bir artış kaydettik. İhracatımız yüzde 13.5 artış ile 10.2 milyar dolar olarak gerçekleşti.

ABD’den ithalatımız ise yüzde 12 oranında azaldı; ikili ticaret açığımız da 1.8 milyara dolara geriledi. Kuşkusuz, ABD’ye sağladığımız bu artışta sürekliliği temin edebilmemiz çok önemli. İkili ticari hedeflerimiz doğrultusunda ihracatımızda; hazır giyim, tekstil, ev tekstili, mücevherat, beyaz eşya ve elektrikli ev aletleri, seramik, mermer, çimento gibi inşaat malzemeleri ve mobilya sektörleri potansiyel arz eden hedef sektörler olarak belirlendi.

2021’de ABD’ye ihracatımızda otomotiv, sivil havacılık, elektronik, makine ve yazılım sektörlerinin de öne çıkacağını tahmin ediyoruz. Bir önceki yönetimle olduğu gibi yeni yönetimle de ikili ticaretimizin geliştirilmesi için yakın bir işbirliği sergileyeceğimizi değerlendiriyorum.

GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLENMELİ

AB ile ilişkilerde yeni dönem nasıl şekillenecek? Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi konusunda beklentileriniz neler?

AB; Türkiye’nin gelecek vizyonu ve hedefleri bakımından önemli bir yer tutmaktadır. AB’ye tam üyelik Türkiye için stratejik bir hedef ve bu yolda çalışmaya devam edeceğiz. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, AB ile ilişkilerimiz çerçevesinde, önemli bir pozitif gündem maddesi olmaya devam etmekte.

Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girdiği dönemden itibaren, AB ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi yüzde 373 artmış; 2020 yılı itibarıyla 143 milyar dolara ulaşmıştır.

Gümrük Birliği’nin sağlandığı 1996’dan günümüze küresel ekonomide ve teknolojide önemli değişimler yaşandı. Bu da günümüzün ekonomik gerçekliklerine adapte edilmesi ihtiyacını ortaya çıkardı.

Güncelleme, hem işleyiş ile ilgili yapısal sorunları giderebilecek; hem de tarım tavizlerinin karşılıklı olarak geliştirilmesi ile kamu alımları ve pandemi döneminde önemi iyice artan e-ticaret ve hizmetler gibi yeni alanların Gümrük Birliği kapsamına dahil edilmesinin yolunu açacaktır.

Gümrük Birliğinin güncellenmesi tüm tarafların ekonomik çıkarına olan bir durum. AB ekonomisinin önemli bir darboğazdan geçtiği böyle bir dönemde; karşılıklı açılımları genişletmek; hepimize fayda sağlayacaktır.

AB İş dünyasında da Gümrük Birliğinin güncellenmesine yönelik pozitif yaklaşım var. AB’den muhataplarımızın da bu gerçekleri görerek; en kısa sürede Gümrük Birliğini güncellemesine yönelik beklentilerimize karşılık vereceklerini düşünüyorum. 

184 MİLYAR DOLAR İHRACATI AŞACAĞIZ

2021 yılında dış ticaretimize ilişkin beklentileriniz nelerdir?

Küresel ekonomik aktivitede ve ticarette beklenen toparlanma ve iç talepteki canlanma 2021 yılında dış ticaretimize pozitif yansıyacaktır. Elbette Kovid-19 virüsünün kontrol altına alınması ile ilgili çalışmalarda sağlanacak başarı da belirleyici olacak. Dolayısıyla 2021 yılında da 2020 yılı kadar olmasa da birtakım belirsizlikler var.

Ülkemiz, 2020 yılında gösterdiği direnç ile pandemi kaynaklı belirsizliklere karşı oldukça başarılı şekilde mücadele verdi. Son çeyrekte 50 milyar dolar seviyesinin de üzerine çıkarak yıllık yüzde 6.6 artış ile 51.2 milyar Dolarlık rekor düzeyde ihracat geçekleştirmiş olmamız ve ihracatın son çeyrekteki artışının ekonomik büyümeye sağladığı katkı dış ticaret performansımız bakımından dikkat çekici ve önemli neticelerdi. 2020 yılındaki zorlu süreçte gösterdiğimiz güçlü performans 2021 yılına daha fazla umutla bakmamızı sağlıyor.

Döviz ve petrol

İhracatta 2020 yılında OVP (2021-2023) tahmin değeri olan 165.9 milyar doları geçmeyi başarmıştık. 2021 yılı hedefi olan 184 milyar doları da geçmeyi hedefliyoruz. İthalat açısından ise, 2021 yılı reel döviz kurundaki gelişmeler, kredi hacmindeki seyir ile petrol başta olmak üzere emtia fiyatlarındaki toparlanma seviyesi önemli makro belirleyiciler olacak.

Bakanlık olarak önümüzdeki dönemde sürdürebilir ihracat artışını temin etmek üzere; ihracatın tabana yayılmasının sağlanması, KOBİ’lerin ihracatta daha aktif hale getirilmesi, firmalarımızın Kolay İhracat Platformu gibi dijital platform ve desteklerden azami ölçüde faydalanması, küresel tedarik zincirleri ile entegrasyonun artırılması ve ticaret diplomasisinin kanallarının etkin kullanımının sürdürülmesi politikalarına odaklanacağız.

ÇİN’E 40 GÜN YERİNE 13 GÜNDE TESLİMAT

Çin’e ihracat treninin ardından Çin ile ticari ilişkilerin önümüzdeki dönemdeki seyri ve hedefler hakkında bilgi verir misiniz?

Çin; Almanya ve Rusya’dan sonra Türkiye’nin en büyük üçüncü ticaret ortağı. Ülkemiz ile Çin arasındaki ticaret hacmi 2020 yılında 25.9 milyar dolar oldu. İhracatımız 2.9 milyar dolar. 2020 yılında ülkemizden Çin’e yapılan ihracatın yüzde 88’i denizyolu; yüzde 9.4’ü havayolu ile taşındı.

Denizyolu taşımacılığı, Çin ile gerçekleştirilen ikili ticarette önemli bir paya sahip.

Çin’e daha yüksek katma değerli ihracat gerçekleştirerek ikili ticaretimizi daha sürdürülebilir ve dengeli bir yapıya kavuşturmaya büyük önem veriyoruz.

Türkiye’den yola çıkarak Gürcistan’ı, Azerbaycan’ı, Hazar Denizi’ni aşmak suretiyle Kazakistan’ı geçen ve yaklaşık 8 bin 700 kilometre yol kat eden ihracat trenimiz, Türkiye’den Uzak Asya’ya demir yolu sevkiyatları açısından tarihi bir süreci başlattı. Normal koşullarda denizyolu ile 35 - 40 günü bulabilen taşımacılık süresi 13 güne indi.

Önemi daha da artıyor

2017 yılında devreye alınan Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolu hattının da üzerinde yer aldığı Orta Koridor’un, demir yolu taşımacılığı ile canlandığına hep birlikte şahit oluyoruz. Bu hatla orta vadede 3 milyon, uzun vadede ise 17 milyon ton yük taşınması hedefleniyor.

Özellikle Kovid-19’un etkilerinin küresel ekonomide yoğun şekilde hissetmekte olduğu bu günlerde bu hattın önemi daha da kritik bir nitelik kazandı. Salgından diğer ulaşım şekillerine göre daha az etkilenen demir yolu taşımacılığı sektörünün stratejik önemi iyice arttı.

 

 

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.