SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR
You are already subscribed to notifications.

AK Parti’de değişim ve 94 ruhu

AK Parti’deki değişim İstanbul İl Başkanı ile kendini net bir şekilde gösterdi.

Hem de 1994 ruhu vurgusuyla.

Cumhur-başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul il kongresindeki yaptığı konuşma çok önemli.

Erdoğan AK Parti’deki yeni dönemin işaretlerini konuşmasının içinde açık ve net verdi.

Konuşmasında, AK Parti’nin her kongre döneminde bir değişim rüzgârı estiğini vurguladı. Yani ‘Partideki değişimlerin devamı gelecek’ mesajı verdi.

Erdoğan yeni il başkanı Osman Nuri Kabaktepe’yi ise “1994 ruhuyla 2023 hedeflerimizi gerçekleştirecek bir arkadaşımız” diye tanıttı.

Neydi 1994 ruhu?

Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçildiği tarih.

Nasıl seçilmişti? Ev ev gezerek vatandaşın sorunlarını tek tek dinleyerek.

Erdoğan değişim ve 1994 ruhundan İstanbul için bahsederken ‘İstanbul’un her ilçesini, her mahallesini, her caddesini, her sokağını, her hanesini muhabbetle kucaklayacağına inandığımız bir dava arkadaşımıza il başkanlığı görevini tevdi edeceğiz” dedi.

Yani 2023 hedeflerine giderken her alanda 1994 ruhunu canlandıracaklarının altını çizdi.

Erdoğan’ın oyu AK Parti’den hep yüksek çıkıyor.

Erdoğan 1994 ruhuna vurgu yaparak ne demek istiyor?

‘Teşkilatlar daha çok çalışacak ve herkesi daha çok kucaklayacak’ diyor. 

Bu da AK Parti’de değişim için nöbet değişimini getirecek gibi gözüküyor.

Değişim nerelerde olacak?

AK Parti’de bir süredir değişim beklentisi vardı.

Teşkilatlarda yaşandı. 

Kongre süreçleri sonunda AK Parti yönetimi ve kabinede de değişiklikler bekleniyor.

AK Parti kulislerinde Mart sonundaki büyük kongre öncesi kabine revizyonu olabileceğini de konuşanlar az sayıda değil.

Ama tabii ki zamanlamayı Cumhurbaşkanı Erdoğan belirleyecek.

Kulislerde kabine revizyonunun 3-5 bakan ile sınırlı olabileceği yüksek sesle dillendirilen konulardan biri.

Parti yönetimi ve yönetim kurullarında da bir değişim bekleniyor. 

Yani 2023 hedefleri için 1994 ruhuna uygun isimler getirilecek gibi gözüküyor.

Neden mi? Çünkü Erdoğan 1994 ruhunu çok önemsiyor ve bundan uzaklaşılmasını istemiyor.

Milli Görüş ile diyalog artacak mı?

Milli Görüş’ün partilerini uzun yıllar izledim.

Necmettin Erbakan’ın, Recai Kutan’ın, Oğuzhan Asiltürk’ün, Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi koşusunu yakın takip edenlerden biriyim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Milli Görüş’ün önemli isimlerinden Oğuzhan Asiltürk ile görüşmesi dikkat çekmişti.

Geçmişte Erdoğan’ı en çok eleştiren kişilerden biriydi Asiltürk.  

Asiltürk uzun bir süredir Erdoğan ile görüşmek istiyordu. Önce bazı AK Partili önemli isimler Asiltürk ile görüştü ve sonra ikili buluştu.

Önümüzdeki günlerde Milli Görüş ile AK Partili kurmaylar arasında görüşmeler artabilir.

Erken seçim olacak mı?

Erken seçim olup olmayacağı da siyasette en çok tartışılan konulardan biri.

Muhalefet sürekli erken seçimi dillendiriyor.

AK Parti kulislerinde bu konuyu değerlendirdim.

Görünen, erken seçimin olmayacağı ve seçimlerin zamanında yapılacağı.

Yazının devamı...

Maarif Vakfı Başkanı Akgün Milliyet’e konuştu: Türkçe’ye inanılmaz bir ilgi var

FETÖ’nün Türkiye’nin adını kullanarak oluşturduğu yurt dışı yapılanmasının eğitim ayağıyla mücadele için kurulan Maarif Vakfı, dünyada Türkçe’ye olan ilgiyi artırdı. 43 ülkede bulunan 338 okul, 1 üniversite ve 14 eğitim merkezinde toplam 41 bin 559 öğrencisi olan Maarif Vakfı, küresel eğitim markası oldu. Yurtdışındaki okullarda mezunlarla birlikte yaklaşık 48 bin öğrenci Türkçe ile tanıştı. ‘Dünya Dili Türkçe’ adıyla seferberlik ilan eden Türkiye, 2021 yılını da ‘Yunus Emre ve Türkçe Yılı” olarak duyurdu.




Dünyadaki Türkçe’ye ve Türk dizilerine olan ilgiyi dünyanın bir çok bölgesinde Türk okulları açan Maarif Vakfı’nın Başkanı Birol Akgün ile konuştuk. Türkçe’ye ve Türk dizilerine ilginin inanılmaz arttığını belirten Akgün, “her ülkede Türkçe öğrenmek isteyen var. Dünyanın neresine giderseniz gidin herkes 3-5 kelime Türkçe size ‘merhaba, nasılsın, günaydın’ demeyi öğreniyor. Ben Arjantin’de Tunus’ta Arap dünyasında bunu gördüm. Kolombiya’da kahvelerde sürekli Türk dizileri izleniyor.

Bu sadece bir iddia değil bir ihtiyaç haline geldi. Biz de özellikle okullarımızda bu konuda Türkiye adına öncü olduk ve Türkçe’nin öğretilmesinde önemli bir rol üstlendik” dedi. Akgün Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı: 

Standartlara uygun öğretim

Türkçe eğitimini okullarınızda nasıl veriyorsunuz?

Maarif Vakfı olarak özellikle okulumuzun bulunduğu her yerde Türkçe’nin öğretilmesi bizim en önemli ve öncelikli konularımızdan birisi. İyi bir matematik eğitiminin iyi bir fen eğitiminin yanında çocuklarımıza mutlaka dili de öğretmemiz lazım. Burada çok ciddi bir müfredat eksikliği vardı. Çünkü Türkiye’nin birikimi yetişkinlere yönelik Türkçe’nin öğretilmesine yönelik bir müfredat oluşmuş. Ama örgün eğitim içerisinde ana okulundan lise sona kadar olan sınıflarda eğitimde Türkçe’nin her hafta 4 saat olmak üzere çocuklara yönelik bir müfredat yoktu. Örgün eğitim sürecinde Maarif Vakfı’nın bu anlamda Avrupa dil standartları çerçevesine uygun olarak Maarif Okullarında liseyi bitiren bir öğrencimizin B2 düzeyinde Türkçeyi öğrenebileceği bir müfredat oluşturup Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’na da sunduk ve resmi onayını aldık. Gerek yurtdışındaki Maarif Okullarında gerek Türkiye’deki Millî Eğitim Bakanlığı üzerinden yürütülen mültecilere Türkçe’nin öğretilmesi konusundaki temel müfredat Maarif Vakfı tarafından hazırlandı.




Dünyanın her yerinde Türkçe

Bu sene Türkçe yılı ilan edildi. ‘Dünya Dili Türkçe’ adıyla seferberlik başlatıldı. Türkçe’ye ilgili nasıl yurtdışında?

Türkçe’ye ilgi inanılmaz ve her anlamda arttı. Gerek Türkiye’nin yurtdışında artan görünürlüğü, iş aleminin etkisi, dizilerin etkisi çok önemli oldu. Sosyal medyadan da Türkiye’yi yakından takip ediyorlar. Dolayısıyla dünyanın neresine giderseniz gidin herkes 3-5 kelime Türkçe size ‘merhaba, nasılsın, günaydın’ demeyi öğreniyor. Ben Arjantin’de Tunus’ta Arap dünyasında bunu gördüm. Kolombiya’da kahvede Türk dizileri izleniyor. Bu sadece bir iddia değil bir ihtiyaç haline geldi. Biz de özellikle okullarımızda bu konuda Türkiye adına öncü olduk ve Türkçe’nin öğretilmesinde önemli bir rol üstlendik. Öğretirken esasen bizim en önemli ayrıcalığımız bir dil öğretmek aynı zamanda o ülkenin tarihini kültürüne de öğretmek demek. Bu sene ayrıca Yunus Emre yılı. Yunus Emre için Türkçe’nin kuzu dişi derler. Hangi şiiri okursanız okuyun zevk alırsınız. Türkçe öğretirken biz Dede Korkut hikayelerinden Yunus Emre’den çok ciddi şekilde faydalanıyoruz. Türkçe’nin tarihini, Türkiye’nin tarihini, kültürünü ders kitaplarında dünyaya anlatmış oluyoruz. Bu anlamda bizim en önemli özelliğimiz Türkiye’ye özgün kültür ve tarihine uygun bir dil eğitim müfredatı geliştirmektir. Maarif Vakfı olarak bununla iftihar ediyoruz.

Öğretmenler Türkiye’den

Türkçe öğretmenleri Türkiye’den mi gidiyor?

Dünyanın dört bir tarafında görev yapan 7 bini aşkın çalışanı ile hatırı sayılır bir insan kaynağını barındıran Vakfımız, Türkiye’nin uluslararası eğitimde dünyaya açılan penceresi olmuştur. Kapsayıcı bir eğitim modeli ile küresel gelişmeleri takip edebilen, donanımlı ve küresel düzeyde iddiası olan; millî değerlerini öğrenmiş ve özümsemiş, yerel kültürünün ve geleneklerinin farkında; Türkiye’yi doğru kaynaklardan öğrenmiş ve Türkiye’ye müzahir yeni nesiller yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Vakfın eğitim kurumlarında görev yapan Türkçe öğretmenleri, Türkiye’den gönderiliyor. Eğitim programını başarıyla tamamlayan öğretmenler Maarif Okullarında görev yapmaya hak kazanmaktadır. Maarif Eğitim Kurumlarında Türkçe derslerinde kullanılması amacıyla ‘Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Programı’ hazırlandı.

Türk dizilerine talep var

Türk dizilerine talepler nasıl yurtdışında?

Dünyanın her yerinde Türk dizilerine çok ciddi şekilde talep var. Otantik dizi arıyor izleyici sosyal medyada. Bunu fark ettiği için bazı gruplar kendilerini Türkçe dizi yapmak zorunda hissetti. Bu konuda açık ihtiyaç var. Çünkü Türkiye sıradan bir ülke değil. Artık dünyada söz söyleyebilen bir ülke haline geldi. Çünkü özgün bir şeyler söylüyor Türkiye. Bizim farkımız Türkiye olarak dünya siyasetinde ve temsil ettiğimiz sosya ekonomi siyasi anlamda da daha özgün duruşumuz var. Bu dizilere de yansıyor. TRT ve özel televizyonların dizileri var beğenilen. Bugün dünyada Amerika’dan sonra en fazla dizi ihraç eden ülke Türkiye. Maddi olarak bunun karşılığı var ama en çok önemli olan da kültürel etkileşim.

Örnek olduk

Salgın döneminde uzaktan  eğitim mi verdiniz?

Vakfımız pandemi krizini birçok uluslararası kurumdan daha hazırlıklı bir şekilde yönetti. Faaliyet gösterilen ülkelerin alt yapısına uygun olarak, 12 farklı uygulama ile bütün eğitim kurumlarında senkron, asenkron ve hibrit yöntemlerle uzaktan eğitim verdi. Vakfımızca hazırlanan ‘Aile Rehberi, Evde Öğrenme Aktiviteleri’ faaliyetini uyguladık. Bazı ülkelerde, de uzaktan eğitim desteği sağladık.

Yazının devamı...

ABD’nin yanlışları ve taşeron terör örgütleri

ABD yıllardır bölgede PKK ve PYD’ye destek verdi, silah gönderdi.

Bazı Avrupa ülkeleri teröristleri ülkelerinde besledi, barındırdı.

Masum insanlara yönelik eylemleri görmezden geldi.

Yani bölgede taşeron terör örgütleri ve maşalar ile vekalet savaşları yapıldı. 

Son Gara gelişmesi sonrası ABD’nin ilk açıklaması da ortada.

ABD bu vekalet savaşlarının ve desteğin neden içinde?

Vekalet savaşlarını ve bölgede oynanan oyunları AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ile konuştum. Kurtulmuş tarihten de örnekler vererek şu tespitleri yaptı:

Türkiye’ye karşı maşa kullanıldılar

Emperyalist ülkeler, çatışma ve savaş bölgeleri oluşturmak için, bir yandan ülkeleri işgal etmek diğer yandan iç çatışma çıkartmak ve böylece siyasi istikrarsızlık oluşturarak ülkelerin bölünüp parçalanmaları süreçlerinde terör örgütlerini vekalet savaşlarının aracı olarak kullanıyorlar.

Yakın tarihimizde yaşanan siyasi tecrübeler bizatihi bu tespitin ispatıdır. Afganistan ve Irak’ın işgali, bu ülkelerde iç çatışma ve siyasal bölünmeleri kaçınılmaz hale getirmiş, taşeron olarak kullanılan eli kanlı terör örgütleri dünyanın başına bela edilmiştir.

Benzer şekilde Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesinde de terör örgütleri dış güçlerin maşaları olarak kullanılmıştır.

Eğer Afganistan’ın işgali olmasaydı El Kaide terör örgütü, eğer Irak’ın ve Suriye’nin siyaseten dağılma süreçleri olmasaydı DEAŞ, PYD gibi terör örgütleri olmayacaktı.

Türkiye’nin başına uzunca süredir bela edilen PKK/PYD ve DEAŞ’a siyasi, lojistik, istihbari ve silah destekleri verilmesinin amacı da budur. Bu eli kanlı örgütler Türkiye’ye karşı bir maşa olarak kullanılmaktadır.

Osmanlı’nın dağılma sürecinde de aynı oyun oynanmıştı. Taşnak-Hınçak gibi Ermeni çeteleri, Irgun, Haganah ve Stern gibi Siyonist çeteleri silahlandırılarak o zamanki vekalet savaşının taşeronu olarak kullanılmışlardı.

Bugün, PKK/PYD, DEAŞ’a ve diğer örgütlere verilen destek ise aynı senaryonun devamıdır. Biz bu senaryoyu biliyoruz ve hep birlikte bu oyunu bozacağız.”

Birlik beraberlik zamanı

Gara’daki PKK’ya yönelik yapılan operasyon milli meseledir.

Gün birlik ve beraberlik günüdür.

Terörü, PKK’nın eylemlerini lanetlemek ve bu mücadeleye tam destek vermek gerekir.

16 şehidimiz var ama hala tartışmalar farklı yerlere gidiyor.

Hala dışardan destekli oynanan oyunları görmek istemeyen, duymak istemeyenler var.

Numan Kurtulmuş’un tespitleri çok önemli.

Lütfen gözlerimizi açalım, kulaklarımızı tıkamayalım...

Fiyat artışlarına TMO da müdahale ediyor

Başta gıda olmak üzere fiyat artışları da tartışma konusu.

Geçen hafta Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile görüşmüş, yeni hamleleri yazmıştım.

Bu hafta Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü Ahmet Güldal ile bir araya geldim.

TMO da fiyat artışlarına zaman zaman müdahale ediyor.

Güldal, TMO olarak yeterli stoğa sahip olduklarını ve fiyat artışı durumunda gerekli müdahaleyi yapacaklarını ve yaptıklarını dile getirdi.

Güldal şunları kaydetti:

“TMO olarak görev alanımızdaki ürünleri piyasa fiyatlarının altında satışa sunuyoruz. Halkımız arzu ederlerse ülke genelindeki TMO işyerlerinden veya PTT AVM üzerinden ürünlerimizi alabilir.

Örneğin, piyasa fiyatı 8,75 ila 15 lira arasında değişen Osmancık pirinci TMO’da kilogramını 7,30 liradan satıyoruz. Piyasa fiyatı 10,5-20 lira olan baldo pirinç de kilogramı 9 liradan satışa sunuyoruz. Diğer taraftan yarım kilogram kavrulmuş fındığın fiyatı piyasada 40-50 lira iken, TMO’da 30 lira. Kuru üzüm, kuru incir ve kuru kayısıyı paketli olarak sırasıyla 10, 18 ve 19 liradan satıyoruz. Bu ürünlerin piyasa fiyatı 20, 35 ve 30 liraya çıkıyor. Biz nohudu tane boyutuna göre kilogramı 6-7 liradan, yeşil mercimeği de 6 liradan satıyoruz.”

Yazının devamı...

Cezalar artacak, fiyatlar karşılaştırılabilecek

Başta gıda olmak üzere fiyat artışları tartışılıyor. Hükümet fırsatçılara yönelik yeni projeler ve uygulamalar hazırlıyor.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan hem vatandaş hem de esnaf ile sürekli görüşerek sorunları çözmeye yönelik adımlar atıyor.

Bakan Pekcan ile bakanlıkta buluştuk ve fiyat artışlarına yönelik yeni yol haritasını dinledik. Gıdada fırsatçılığa tahammülleri olmadığını belirten Pekcan, konuyla ilgili gece gündüz, sürekli çalıştıklarını dile getirdi. Pekcan, vatandaşın evinden çıkmadan yakın marketlerdeki fiyatları karşılaştırabileceği ve hangi markette daha ucuz ürün olduğunu telefonunda gösterecek yeni projelerini Milliyet’e açıkladı. Pekcan, “Yeni bir çalışmamız var. Vatandaşımız evinden çıkmadan çevresindeki marketlerdeki fiyatları karşılaştırmalı olarak toplu görebilecek. Böylece neyi nereden daha uygun almak istiyorsa ona göre çıkıp alışverişini yapacak. Marketler de vatandaşların fiyatları karşılaştıracağını bileceği için buna uygun davranacaktır. Güzel bir uygulama olacak” diyor. Pekcan Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Fırsatçıların üzerine gidiyorsunuz, çalışmalarınızın faydası oldu mu?

Faydası oldu. Ocak ayından bugüne kadar 8 bin 224 firmanın 87 bin 851 ürününü denetledik. 329 firmanın 1325 ürününde fahiş fiyat tespit ettik. Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunu toplayacağız. Burada da Bakanlığımız ile birlikte Tarım ve Orman, Adalet, Hazine ve Maliye, Sanayi ve Teknoloji bakanlıkları ile TOBB, TESK, üretici birlikleri, tüketici dernekleri ve perakende sektörünün temsilcileri bulunuyor ve şu ana kadar kararlar oybirliğiyle alındı.

Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’nca bugüne kadar 495 firmaya 15.5 milyon lira ceza kesildi. Bir diğer denetim kurulu olan Reklam Kurulu’nca da 303 firmaya 13.3 milyon liralık idari para cezası uygulandı. Dolayısıyla haksız fiyat artışları nedeniyle toplam 798 firmaya toplam 28.8 milyon liralık ceza kesmişiz. Daha da caydırıcı olması için ceza oranlarını artıracağız.

Denetimler caydırıcı mı?

Biz marketlerin dışında bir de üretici ve tedarikçilere döndük. Ama esas burada en büyük sıkıntı tabii pandemi nedeniyle dünyadaki gıda emtia fiyatlarının yukarı çıkması. Çin ve Hindistan’ın daha önce alıcı olmadığı Karadeniz coğrafyasına alıcı olarak girmesi. Bu doğrultuda Rusya ayçiçeği tohumu ihracatında 165 euro/ton, ayçiçeği yağı ihracatında 135 euro/ ton, buğday ihracatında ton başına 50 euro, mısırda 25 euro, arpada 10 euro vergi koydu. Uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmelerle dünyada ayçiçeği tohumu fiyatları bir senede 375 dolardan 730 dolara yükseldi, yüzde 95 dolar bazında artış oldu.

Fırsatçılara yönelik yeni projeleriniz var mı?

Bakanlık olarak şu günlerde biz yeni bir çalışma daha yapıyoruz. Vatandaşımız cep telefonlarına yükleyecekleri mobil bir uygulamayla veya web sitesini kullanarak evinden çıkmadan en yakın marketteki hangi ürünün fiyatı kaç lira, bunu görsün ona göre nereden neyi almak istiyorsa evden çıkmadan karar verip alabilsin istiyoruz. En kısa zamanda hayata geçireceğiz. Vatandaşımız evinden çıkmadan çevresindeki marketlerdeki fiyatları karşılaştırmalı olarak görebilecek. Böylece neyi nereden daha uygun almak istiyorsa ona göre çıkıp alışverişini yapacak. Marketler de vatandaşların fiyatları karşılaştıracağını bileceği için buna uygun davranacaktır.

Tüm bu çalışmalarımızda tek amacımız serbest piyasa ekonomisine zarar vermeden denetimleri gerçekleştirmek. Gıdada fırsatçılığa tahammülümüz yok; gayemiz vatandaşımızı, tüketicimizi korumak.

Tüketiciler önceliğimiz ancak bu süreçte haksız rekabet nedeniyle hakkaniyetle çalışan dürüst işletmelerimiz ve esnafımızın mağdur olmaması da bizim için çok önemli.

Vatandaşa ne gibi görevler düşüyor?

Bizim Haksız Fiyat Şikayet Sistemi (HFA) mobil uygulamamız var. Vatandaşlarımız ürünün etiketinin fotoğrafını çekiyor, nereden hangi marketten olduğunu bilgilerini girip bize gönderiyor, il müdürlüklerimize bu ihbar düşüyor. ALO 175 Tüketici Danışma Hattımız da bulunuyor. Vatandaşlarımız buradan da şikâyette bulunabiliyor. Hal Kayıt Sistemi (HKS) aplikasyonumuzdan da tüketici marketlerde sebze-meyvenin künyesindeki karekodu okutarak bunu kim üretmiş, ne zaman üretmiş, üreticiden kaça çıkmış, ondan sonraki aracılarda hangi fiyatları takip etmiş görebiliyor.

TÜRKİYE PARLAYAN YILDIZ

Yurtdışı ticaretimiz ne durumda?

Çok şükür. Şimdi bu pandemide tedarik zincirinde bir kırılma yaşandı, insanlar taahhütlerini yerine getiremediler, hem de tedarik süreleri uzadı. Her şey bir ülkede üretilmiyor, belli parçalar belli ülkelerde üretilip başka bir merkezde toplanıyor. Pandemi sonrasında bu küresel tedarik zincirlerinde bir dönüşüm, değişim olmasını bekliyoruz. Türkiye’nin coğrafi açıdan, tüketim toplumuna yakınlığı açısından konumu mükemmel. Avrupa Birliği kalitesinde üretim yapma alışkanlığımız, eğitimli genç, beşeri kaynak sermayemiz ve rekabetçiliğimizle bu dönemde Türkiye’nin bir cazibe merkezi olmasını bekliyoruz. Parlayan yıldız gibi. Yatırımlar bütün dünyada yüzde 42 azalırken, Türkiye 2020’de ilk 11 ayda 6.1 milyar dolar doğrudan yatırım çekti.

Geçen hafta İhtisas serbest bölgelerimizin tanıtımını yaptık. Bununla ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’mızın kıymetli destekleri ve Sanayi Teknoloji Bakanlığı’mızın da işbirliği ile, Cumhurbaşkanlığı kararı yayımlandı. Buradaki amacımız, Güney Kore, Singapur, Hindistan, Çin gibi teknoloji odaklı yüksek katma değerli ürün üretimini ve ihracatını bu bölgelerde teşvik etmek. Yeni nesil ihtisas serbest bölgelerinde hem katma değerli üretimi hem istihdamı hem de ihracatı teşvik etmeyi amaçlıyoruz. Güzel bir teşvik mekanizması da kurguladık ve ilk İstanbul Bilişim İhtisas Serbest Bölgemiz devreye girdi ve 30 firma başvurdu, inşallah bunlar da artarak devam edecek, o yönde çalışmalarımız devam ediyor.

ŞİKAYETLER YAKİNEN TAKİP EDİLİYOR

Şikayetler yakından takip ediliyor mu?

Tabii ki yakından takip ediyoruz. Son dönemde artan şikayetleri hemen değerlendirerek, başta gıda ve temel ihtiyaç maddeleri olmak üzere, piyasadaki fiyat gelişmeleri yakinen takip ediyoruz. Bakanlığımıza iletilen vatandaş başvuruları ve re’sen yapılan çalışmalar neticesinde serbest piyasa ekonomisinin dinamiklerini de gözeterek, özellikle gıda ve temel ihtiyaç ürünlerinde arz-talep dengesiyle uyuşmayan fiyat artışlarının tespiti amacıyla 81 ilde bulunan market, pazaryeri, çarşı ve toptancı hallerinde, fahiş fiyat artışlarına yönelik olarak, il müdürlüklerimizce denetimler gerçekleştiriyoruz.

İHRACATI TABANA YAYIYORUZ

İhracatı tabana yaymak için neler yapıyorsunuz?

İhracatı tabana yayma faaliyetlerimiz devam ediyor, 81 İlde İhracata İlk Adım projemiz var. Bu kapsamda 78 ilde 18 bin 500 potansiyel ihracatçı firma tespit ettik. Bu hafta Şanlıurfa’daydık, sadece Urfa’da 513 firma tespit ettik. Biz firmalarımıza 6 ay süreyle mentörlük vereceğiz, yani önce firmanın ihtiyaç analizini yapacağız, neden ihracatçı olmamış, neye ihtiyacı var, onun ihtiyacıyla en uygun mentörüeşleştirip, Eximbank desteklerini de devreye sokarak bu firmalarımızı ihracatçı yapmak hedefindeyiz.

 

El birliğiyle, güç birliğiyle atlatacağız

Vatandaşa fiyat artışlarıyla ilgili olarak mesajınız ne olacak?

Gıda fiyatlarıyla ilgili pandemi dönemindeyiz, bu sadece Türkiye’nin sorunu değil, bu dünyanın sorunu. Dünyada ayçiçeği dolar bazında yüzde 95 artmış, bizdeki artış oranları o kadar değil, çünkü biz tamamen yurt dışına bağlı değiliz. Bunun dışında tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın da altını çizdiği üzere fırsatçılar var. Vatandaşlarımızın bu konuda bizimle iş birliği yapmaları önemli, onlar da gönüllü ticaret müfettişlerimiz olmalılar. Haksız fiyat artışı (HFA) mobil uygulamasını, HKS hal kayıt sistemi mobil uygulamasını kullansınlar, Alo 175 hattımız var, onu kullansınlar. Bu dönemi Allah’ın izniyle el birliğiyle, güç birliğiyle, devlet-millet el ele atlatacağız.

 

 

 

Yazının devamı...

Yargı reformunun içeriğinde neler var?

Yeni anayasa tartışmaları başladı.

AK Parti, ‘sivil anayasa’ için her partiden destek bekliyor.

Ayrıca AK Parti, ‘siyasi Partiler Kanunu’ndan Seçim Kanunu’na, barajın düşürülmesinden seçim bölgelerindeki daraltılmış alternatiflere kadar birçok konuyu tartışalım’ çağrısı da yaptı. Bu çağrıyı geçen yazımda vurgulamıştım.  

Anayasa çalışmalarının yanı sıra AK Parti’nin bir diğer gündemi de yargı reformu.

AK Parti MYK’da geçtiğimiz günlerde yargı reformu da masaya yatırıldı.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül MYK’ya kapsamlı bir sunuş yaptı.

Edindiğim bilgi, yargı reformu paketlerinin parça parça TBMM’ye önümüzdeki günlerde geleceği.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ile yargı reformunun sürecini ve içeriğini konuştum.

Turan yargı reformunun standartları daha yukarı taşıyacağını dile getirdi.

Nasıl gelecek, ne amaçlanıyor?

Turan, yargı paketlerinin sürecini şöyle anlattı:

“Yakın zamanda Meclis’e peyderpey yargı reformu paketlerimiz gelecek. Şu anda hazırlıklarımız devam ediyor. Çok sayıda paydaşla görüşmeler yapıldı, yapılıyor. Adalet Bakanımız MYK’da kapsamlı bir sunum yaptı, tüm MYK üyelerimizin kanaatleri alındı. Bu çalışmaların bitiminde bazı bölümler kanun teklifi olarak hazırlanacak, bazıları Cumhurbaşkanlığı kararnamesine konu olacak, bazıları da idari düzenlemelerin konusu olacak. Yeni yargı reformuyla daha güçlü bir insan hakları koruma sistemi, yine yargı bağımsızlığı ve yargılanma hakkının güçlendirilmesine ilişkin düzenlemeler, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin genişletilmesi, ifade, din ve örgütlenme özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi gibi alanlarda önemli düzenlemeler amaçlanıyor.”

Madde madde yargı reformu

Turan, düşünülen düzenleme-lerden bazılarını şöyle vurguladı:

- Daha erken ama; özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye vizyonu ile hazırlanan, büyük emek verilen bir çalışmadan bahsediyoruz. Daha güçlü bir insan hakları vurgusu, mülkiyet hakkının daha etkin korunması, ifade, örgütlenme ve din özgürlüklerinin korunmasını ve genişletilmesini de hedefleyen çalışmalar diyebiliriz.

- Örneğin insan hakları ile ilgili birçok kurum var. Bunların daha etkin olması ilgili düzenleme planlanıyor.

- Yine hakimlerin sık yer değişikliği eleştiriler söz konusu. Haklarında disiplin soruşturması olmayan hakim ve savcıların belli süre ilk derece mahkemelere atanamaması, tayinlerde bölge sistemi, coğrafi teminatın sağlanması konusunun da reform paketinde olması planlanıyor.

- Savunma makamı için tartışılan önemli konular var. Örneğin bir mesleği icra ederken aynı zamanda avukatlık stajı yapılmasına imkan tanınması, kamu avukatlarının özlük haklarının iyileştirilmesini, zorunlu müdafilikte ücretlerin geç ödenmesi eleştirisini kalıcı olarak çözecek düzenlemeler hedefleniyor.

- Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının elektronik ortamda da kullanılmasını istiyoruz.

- Yine idareye yapılan başvuruların idarenin 60 günde cevap vermesi kuralını, daha çabuk, daha pratik, sonuca ulaşabilmek adına 30 gün olarak revize etmek istiyoruz.

- Türkiye’de boşanma davalarının çok uzun sürmesinden dolayı önemli sorunlar yaşanabiliyor. Boşanma davaları iradeye bağlıdır, tarafları yıpratmayacak şekilde daha kolay ve daha kısa sürede olmalıdır. Bu konuda da adım atmak istiyoruz...

Yazının devamı...

Amerika’nın 51. eyaleti değiliz

Gündem Boğaziçi Üniversitesi’ndeki gelişmeler ve yeni anayasa çalışmaları.

İkinci bir gezi mi olacak? Arkasında kimler var? Rektörün istifasını isteyenler sadece öğrenciler mi? Bu sorular tartışılıyor.

Özelliklede ABD’nin ve AB’nin tutumu.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ile TBMM’de bir araya gelerek yeni anayasa çalışmaları, Boğaziçi Üniversitesi gelişmeleri ve erken seçim tartışmaları başta olmak üzere gündem konularını konuştuk. Boğaziçi Üniversitesi üzerinden ikinci bir gezi kurgulandığını ve toplumun sinir uçlarıyla oynandığını belirten Turan, ABD’nin tutumunu da eleştirdi. Turan, “ABD ve AB ile stratejik ortaklıklarımız, önemli ticari ilişkilerimiz var. Türkiye ve ABD’nin arasının açılmasının kime ne faydası var? Türkiye; ABD’nin 51. eyaleti değil, bağımsız bir ülke. Bu nedenle daha hassas bir dil kullanmak gerekir” diyor. Turan Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Yeni anayasa çalışmanızda neler öne çıkıyor?

Yeni anayasa Türkiye’nin temelini sağlamlaştıracak. İnanıyoruz ki yeni anayasa davetine önce milletimiz sahip çıkacaktır. Darbe ürünü olmayan, yeni sistemin ruhuna uygun, milletin teveccühünü kazanacak, sivil ve demokratik bir anayasa bu ülkenin hakkıdır. Mevcut anayasa 40 yılda 19 defa değişti. Mevcut anayasanın ruhunda sorun var. Adeta milletimize tüm kötülükleri anayasanın ardına saklanarak yaptılar. Vesayeti anayasa ile meşrulaştırdılar. Başörtü, katsayı gibi milletin yıllarını alan tartışmaları hep anayasa üzerinden yaptılar. AK Parti olarak, daha önce de yeni anayasa konusunda çalışmalarımız oldu. Ancak komisyonlar kurulmasına, 60 maddede anlaşma sağlanmasına rağmen maalesef bazı partilerin katı tutumundan dolayı süreç sekteye uğradı. Yeni bir anayasa yapılacaksa, gereksiz kavgalara, tartışmalara, sığ siyasi hesaplara heba edilmesine müsaade etmemeliyiz. Sayın Bahçeli’nin yapıcı yaklaşımı oldukça değerli. Süreç belirlenirken bu tecrübelerden de faydalanılmalı. 83 milyonun imza atabileceği bir metin tabii ki mümkün değil; ama ortak paydalarımızı büyütmeliyiz. Yeter ki iyi niyet olsun. Herkes sürece soğukkanlılıkla yaklaşmalı ve üzerine düşeni yapmalı.

Yeni sistemle birlikte özellikle ittifak yasasıyla Türkiye’de siyasi konjonktür de değişti. Siyasi Partiler Kanunu’ndan Seçim Kanunu’na, barajın düşürülmesinden seçim bölgelerindeki daraltılmış alternatiflere kadar birçok konuyu tartışmak gerektiği kanaatindeyim.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Boğaziçi Üniversitesi üzerinden ikinci bir gezi kurguluyorlar. Boğaziçi Üniversitesi’nin, mevzuata uygun rektör atanması bahane edilerek başlayan, terörle iltisaklıların eylemleriyle, öğrencilerimizi kışkırtan faaliyetlerle, milletin değerlerini, dini değerlerimizi hedef alan çirkin olaylarla gündeme gelmesinden son derece rahatsızız. Oysa Boğaziçi Üniversitesi, bambaşka gündemlerin, uluslararası başarıların konusu olmalıydı. Kabe-i Muazzama’ya yapılan saygısızlıkla toplumun sinir uçlarıyla oynandı. LGBTİ’nin ve terör örgütlerinin eylemlerini desteklemeyen öğrencileri fişlediler. Rektörlük binasının işgali gibi olmadık işlere kalkışıldı.  ‘Özgürlük adı altında her türlü çirkinliği yaparız’ demek ne kanunun ne hukukun ne de anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının konusudur. Olaylar sonucunda gözaltına alınanlara bakıyorsunuz, 108 şüpheliden sadece 7’si Boğaziçili. 15 şüpheli üniversite öğrencisi bile değil. Ayrıca gözaltına alınanların 79’u DHKP/C, TKP-ML dâhil olmak üzere terörle iltisaklı. Zaten terör örgütlerine muhabbetiyle, devlete, polise ‘katil’ demekle maruf CHP İl Başkanı daha ilk anda bu işin içine de girerek eylemlerin çığırından çıkmasına adeta kapı açmıştır. Muhalefet, nerede bir eylem varsa, nerede bir gösteri yapılıyorsa destek vermek, olayları körüklemek anlayışıyla yapılmamalıdır. Bu süreçte CHP’den ‘YÖK kaldırılsın ya da yapısı değiştirilsin’, ‘rektör atamaları yeni bir hukuki düzenlemeye kavuşturulsun’ şeklinde herhangi bir öneri geldi mi? Hayır. Yapıcı muhalefet, yıkıcı muhalefetten çok daha kıymetlidir.

ABD’nin Boğaziçi Üniversitesi yaklaşımı ve ABD Ankara Büyükelçisinin açıklamaları hakkında ne söylersiniz?

Türkiye, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanması bahane edilerek yapılan eylemlere karşı bir hukuk devletinin yapması gerekeni yapıyor. Türkiye’nin huzuru ve güvenliği sağlamak en doğal hakkı. Dünyanın normları var. Fransa’da Sarı Yeleklilerin gösterilerinde, ABD’de Başkanlık Seçimine gösterilen tepkilerde kongre binasına yapılan baskında devlet yetkilileri, güvenlik güçleri oturup seyirci mi kaldı? Elbette ki milletin huzurunu ve güvenliğini bozan her türlü olaya karşı önlem alınıyor. ABD ve AB ile stratejik ortaklıklarımız, önemli ticari ilişkilerimiz var. Türkiye ve ABD’nin arasının açılmasının kime ne faydası var? Türkiye; ABD’nin 51. eyaleti değil, bağımsız bir ülke. Bu nedenle daha hassas bir dil kullanmak gerekir.

Muhalefet eski sisteme dönmek istiyor, buna yönelik neler söyleyeceksiniz?

Mesele parlamenter sisteme dönüş değil Erdoğan düşmanlığı. Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yepyeni bir sayfa açtı. Bu bir dayatmadan değil, bir ihtiyaçtan doğdu. Milletin onayıyla yeni sisteme geçildi. Eksiklikler olabilir; tartışalım, önerileri değerlendirelim. Ama geriye dönüş söylemleri tamamen art niyet taşımaktadır. Millet kazandığı hakkı geri verir mi?

Cumhuriyet tarihimizin en önemli reformlarından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, milletimizin onayıyla reformist bir anlayışla hayata geçti. Başkanlık sisteminin ‘Ne faydası oldu?’ diyorlar. 80 Darbesi öncesi 115 turlu Cumhurbaşkanlığı seçimi ve nihayetinde darbe, 367 krizi ve nihayetinde erken seçim gibi konular hatırlanırsa aslında bu sorunun da cevabı olacak. Parlamenter sistem varken yapılan 7 Haziran 2015 Seçimlerini hatırlayın. AK Parti parlamentoda yeterli çoğunluğa sahip olamadı, koalisyon da kurulamadı ve erken seçime gidilmek zorunda kalındı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yapılan 24 Haziran 2018 Seçimlerinde AK Parti Meclis’te yeterli çoğunluğu sağlayamamasına rağmen herhangi bir hükümet krizi, bir siyasi kriz yaşandı mı? Başkanlık sisteminin istikrarlı, sorunsuz hükümet demek olduğu daha net görüldü.

Başkanlık sistemi Türkiye’ye neler kazandırdı?

Türkiye başkanlık sistemiyle iki başlılıktan kurtulmuştur. Türkiye güçlü yönetime ve siyasal istikrara kavuşarak artık çok daha güçlü, çok daha kararlı adımlar atıyor. O yüzden Doğu Akdeniz’de, Mavi Vatan’da, Libya’da, enerji, savunma sanayi alanlarında, terörle mücadele vb. konularda hem masada hem sahada daha güçlü bir irade gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, millet iradesini hem yasamaya hem yürütmeye doğrudan yansıtan bir sistem. İttifak yasası çerçevesinde seçimde ittifak yapan partilerin baraj sorunu kalmadığı için TBMM’de artık daha çok parti temsil ediliyor.

DAĞILMAMAK İÇİN ERKEN SEÇİM İSTİYORLAR

Erken seçim tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erken seçim söylemi Millet İttifakı’nın dağılmaması için acil çağrı kodudur. Cumhur İttifakı olarak bu konuda çok netiz. Bizim ittifakımız seçim ittifakı değil, değerleri olan uzun soluklu bir ittifak. Çünkü bu ülkenin geleceği için ortak bir derdimiz var. Seçime kadar olan süreyi milletimiz için kesintisiz hizmet olarak görüyoruz. Muhalefet partilerinden erken seçim çağrılarının altında şu fikirler yatıyor. Erken seçim diyerek oluşan yeni partileri kendi etraflarında toplama isteği, ittifaktaki partilerin görüş ayrılıklarının giderek artması ve kendi parti içlerindeki istifaların artması. İttifaklarının parçalanmasından ve milletvekillerinin istifasından korkuyorlar. Erken seçimi adeta kurtuluş olarak görüyorlar.

 

 

Yazının devamı...

Yeni anayasa, yeni sistem, yeni salgın

Yeni bir anayasa zamanı geldi hatta geçti bile.

Tüm partilerin destek vermesi ve tamamen sivil olan bir anayasa hazırlanması gerekiyor.

AK Parti hazırlıklara başladı.

İlk gelen mesajlar eski anayasanın bir kenara bırakılıp yepyeni bir anayasa yazılacağı yönünde. 

MHP’den olumlu mesajlar geldi. Gözler anayasayı beğenmeyen muhalefetin de adım atmasında.

Yeni hükümet sisteminin yeni anayasa ile desteklenmesi amaçlanıyor. 

Muhalefet eski sisteme dönmek istiyor ama yeni sistemden dönüş olmayacak gibi gözüküyor.

Yeni sistemin yararları ne oldu bunu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile konuştum.

Yeni sistemin faydaları

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, özellikle salgın döneminde yeni sistemin çok büyük faydasını gördüklerini dile getirerek, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin avantajını çok ciddi kullandık. Sistem kendini çok net gösterdi. Uyum halinde çalıştık ve salgında Türkiye güzel bir sınav verdi. Bu başarının ana nedeni her bir vatandaşımızı birinci sınıf gören, özgüveni olan yerli ve milli duruşumuz, hizmetkâr devlet anlayışımız, stratejik ve vizyoner bakış açımızdır. Kısacası Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde dünya sahnesinde büyük yürüyüşünü sürdüren Türkiye’nin başarı hikayesidir. Cumhur-başkanımızın liderliğinde Cumhur-başkanlığı Hükümet Sistemi’nin oluşturduğu sinerjidir” dedi.

100 bine yakın vatandaşımızı getirdik

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Türkiye’nin başarısını da sayılarla şöyle anlattı:

“Ülkemiz kendi ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra 150 ülke ve altı uluslararası kuruluşa sağlık malzemesi desteğinde bulundu, yurt dışında bulunan 90 binden fazla vatandaşımızı kurulan hava, kara ve deniz köprüleriyle Türkiye’ye getirdi. Aşı konusunda da TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu ile bilim seferberliği başlattık. 436 araştırmacımız, aşı ve ilaç geliştirme odaklı 17 proje yürütüyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Amerika ve Çin’den sonra Kovid-19 konusunda en çok aşı projesi yürüten 3’üncü ülke durumundayız.”

2021, 2020’Yİ ARATMASIN...

Salgınla mücadelede mutasyon tartışmaları yaşanıyor.

Bilim insanları uyarıyor: Çift maske takın, mesafeyi açın, kapalı alanda daha az kalın...

Mutasyon nasıl etkileyecek? Aşılar etkilenecek mi?

Aşı tartışmalarını kök hücre uzmanı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Demirer ile konuştum. Taner Hoca şu mesajları verdi:

- Koronavirüslerin yaklaşık 4 bin türü var. Bunlar sık mutasyona uğrayan virüsler. Pandemi sürecinde de mutasyonları görmeye başladık.

- Ölü aşılar mutasyondan etkilenmiyor. Ülkemizde de 2 milyon kişiye ölü aşı yapıldı.

- Son teknoloji aşılarda da yani mRNA’da şimdilik etkinliği azaltmıyor. Ama geniş çaplı mutasyon olursa yani diken proteinlerde geniş çaplı mutasyon olursa yeni aşılar etkili olmayacak, etkinliğini kaybedecek gibi gözüküyor.

- Hatta bir adım ötesi mutasyona karşı aşılananların yeniden aşılanması gündeme gelecek. mRNA aşılarının böyle sıkıntısı var.

- Güney Afrika’daki mutant virüse karşı aşıların etkinliği yüzde 57’ye düşmüş. Bu tablo dünya geneline yayılırsa pandeminin hızı artabilir ve 2021 bize 2020 yılını aratabilir.

Yazının devamı...

'Bağımlılık salgından bile daha tehlikeli!'

Oktay, 4 ana başlıkta yapılacak bağımlılıkla mücadeledeki yeni yol haritasını Milliyet’e açıkladı. Buna göre alkol ve tütün mamülleri satışı yapıldığını gösteren reklam niteliğindeki tabela ve ayaklı panoların kullanımı ile ‘meyhane, tobacco shop, nargile cafe’ gibi isimlerin dükkân ismi olarak verilmesinin önüne geçilecek. Nargilelik tütün ürünlerinde aroma yasaklanacak. Tüm internet servis sağlayıcıları yeni aboneliklerini güvenli internet hizmeti ile başlatacak. Siber zorbalık ve dijital kumara yönelik önlemler artırılacak. Bu yıl ‘Bağımlılık ile Mücadele Seferberliği’ başlatılacak...

Salgın sonrası ciddi tehlikelerden biri de bağımlılık dalgası olacak.

Özellikle siber zorbalık ve dijital bağımlılık.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay başkanlığında Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu oluşturuldu.

Kurul üçüncü toplantısını geçen hafta yaptı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay ile salgını ve 4 ana başlıkta yapılacak bağımlılıkla mücadeledeki yeni yol haritasını konuştuk. Oktay’ın Milliyet’e açıkladığı yol haritasındaki 4 ana başlık uyuşturucu, tütün ve tütün ürünleri, alkol, dijital ve kumar başta olmak üzere davranışsal bağımlılıkla mücadele. Ayrıca bu yıl birçok önlemin açıklanacağı ‘bağımlılık ile mücadele seferberliği’ başlatılacak.

Oktay Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde misafir ettiği Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ

- 2020 yılı salgınla mücadele yılı oldu ama bağımlılıkla mücadele de önemli. Neler yapıldı ve yapılacak?

2020 yılında en büyük mücadeleyi Kovid-19 salgınına karşı verdik. Bu büyük mücadeleye rağmen kanımca bağımlılık, her türlü salgından daha tehlikeli; çünkü doğrudan insanlığın geleceğinin teminatı olan gençleri hedef alıyor. Dolayısıyla koronavirüs salgını sonrası ciddi bir bağımlılık dalgasıyla karşılaşmamak için gerekli tüm tedbirleri almalı; kendimizi ve sevdiklerimizi Kovid-19’dan koruduğumuz gibi sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı maddelerden, kumar gibi kötü alışkanlıklardan ve dijital bağımlılıktan da korumalıyız. ‘Bağımlılığa feda edecek tek bir insanımız bile yoktur’ ilkesiyle tüm kurum ve ilgili örgütlerimizle vatandaşımızın yanındayız. Topyekûn bir bilinç ve mücadele ruhuyla bugün, hemen şimdi yeni bir başlangıç yapalım ve zararlı alışkanlıkların kökünü kazıyacak adımları atalım diyorum.

KİRLİ ELLERE DARBE İNDİRMEKTEN YILMAYIZ

-Bağımlılıkla mücadele kapsamında attığınız adımlar neler oldu?

Bağımlılıkla mücadele, ne yazık ki bitmeyen bir savaş. Devlet olarak hiç tereddütsüz, madde bağımlılığını toplum tabanına yayan karanlık ve kirli ellere darbe indirmekten asla yılmayız. Ancak tüm vatandaşlarıma, anne babalara, öğretmenlere, gençlerimize buradan seslenmek isterim; bağımlılık her türlü salgından daha tehlikeli bir olgudur. Bağımlılık en az Kovid kadar tehlikelidir. Kovid söz konusu olduğunda kendimiz ve sevdiklerimizi korumak için nasıl duyarlı davranıyorsak, sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı maddeler ve özellikle salgın döneminde artan dijital bağımlılık konusunda da aynı duyarlılığı göstermeliyiz. Geçtiğimiz yıl, davranışsal bağımlılık ve madde bağımlılığının etkin takibi ve vatandaşlarımızın her türlü bağımlılıktan korunması ve kurtulması yönünde önemli adımlar attık. Özellikle genç nesillerin bağımlılığın pençesinde yitip gitmemesi için tüm bağımlılık türlerinde etkin mücadelemizi sürdürdük. Bu kapsamda gençlerimizin eğilim ve alışkanlıklarını inceleyerek bağımlılıkla mücadele tedbirleri konusunda bizlere yol gösterecek Üniversite Gençliği Profil Araştırması Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızca gerçekleştirildi. Yine geçtiğimiz yıl yapılan bir araştırmaya göre; uyuşturucu kullanımına başlama yaşı 21, madde kullanımına başlamada en riskli yaş grubu ise 15-24.

MÜCADELE 4 ANA BAŞLIKTA

- 2021’de neler yapılacak?

Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu’nun üçüncü toplantısını yaptık. Toplantıda, Sağlık, İçişleri, Milli Eğitim, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler, Gençlik ve Spor, Adalet, Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman Bakanlıklarımız, YÖK, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yeşilay ve Dijital Dönüşüm Ofisi’nin katılımıyla çok verimli değerlendirmeler yaptık. Sıra dışı bir yıl olan 2020’nin etkisiyle gelecek yıl ve sonrasında ciddi bir bağımlılık dalgasıyla karşılaşmamak adına 2021’de de aynı kararlılığı gösterip, bağımlılıkla çok boyutlu mücadele anlayışını yaygınlaştırarak sürdüreceğiz. Öncelikle 2021 yılında ‘bağımlılık ile mücadele seferberliği’ başlatılması ve bu kapsamda da sigara, nargile, alkol, uyuşturucu ve dijital bağımlılıkla mücadelenin takvimlendirilerek ülke çapında bir kampanyaya dönüştürülmesi yönünde bir çalışmamız var. Mücadeleyi 4 başlık altında kategorize ettik:

- Uyuşturucu ile mücadele

- Tütün ve tütün ürünleri ile mücadele

- Alkol bağımlılığıyla mücadele

- Davranışsal bağımlılıkla mücadele (Dijital bağımlılık, kumar vb.).

MEYHANE, TOBACCO VE NARGİLE DÜKKÂN İSMİ OLAMAYACAK

- Yeni ne gibi tedbirler gelecek?

Önem atfettiğimiz ve bu bağlamda almayı planladığımız tedbirlerden bazı örnekler vereyim.

Bağımlılıkla mücadelede en etkili yöntem şüphesiz ilk denemenin önüne geçmek. Sayısız örnekler ve acı tecrübeler gösteriyor ki, ‘bir kereden bir şey olmaz’ yanılgısıyla başlayan süreç ne yazık ki bağımlılığa kadar gidiyor. Dolayısıyla gençlerimizin sigara, nargile, alkol, tütün gibi zararlı maddeleri hiç denememesini hedefliyor ve bu doğrultuda yoğun çaba sarf ediyoruz. Gençlerimizin toplanma alanları olan okullarda sigara içilmemesine yönelik tedbirleri artırıp, Milli Eğitim Bakanlığımız bünyesinde OBM (Okulda Bağımlılıkla Mücadele) programını yılsonuna kadar tüm okullara yayacağız. Alkol ve tütün mamulleri satışı yapıldığını gösteren reklam niteliğindeki tabela ve ayaklı panoların kullanımı ile ‘meyhane, tobacco shop, nargile cafe’ gibi isimlerin dükkân ismi olarak verilmesinin önüne geçmeyi planlıyoruz. Yine özendirici ve kullanım alışkanlığının yaygınlaşmasına hizmet ettiğini değerlendirdiğimiz nargilelik tütün ürünlerinde aromanın yasaklanmasına yönelik düzenlemeler yapmak da eylem planlarımız dâhilinde bulunuyor. Bu yıl içinde tütün mamullerinin içeriğinin tespitine yönelik akredite laboratuvarını da hizmete sokacağız.

SİBER ZORBALIK, DİJİTAL KUMAR ÖNLEMLERİ

- Dijital bağımlılık konusunda neler yapacaksınız?

Çağımızın gereğinden az önemsenen büyük tehlikesi dijital bağımlılık. Salgının beraberinde getirdiği, daha doğrusu tetiklediği olumsuzluklardan bir diğeri. Çok önemli bir husus ve belki de çoğunlukla gözden kaçırdığımız bir mesele, dijital bağımlılıkla mücadele. Buna yönelik de önemli kararlar alıyoruz. Güvenli internet paketi ile çocuklarımızın ve gençlerimizin daha sağlıklı bir ortamda internete erişmelerini hedefliyoruz. Buna göre tüm internet servis sağlayıcıları yeni aboneliklerini, aksi talep edilmedikçe, güvenli internet hizmeti ile başlatacak. Diğer taraftan dijital bağımlılığı da içine alan davranışsal bağımlılık meselesi var; şiddet, İslam fobi, kişisel bilgilerin ele geçirilmesi, siber zorbalık, dijital kumar gibi ciddi riskler barındıran… Çalışmalarımızda bilhassa internet oyun oynama bozukluğu ve kumar bağımlılığı konularına odaklandık. Davranışsal bağımlılıkla mücadele çalışmalarımızın temel amacı ‘bilişim teknolojileri, internetin ve sosyal medyanın bilinçli, güvenli ve etkin kullanımını sağlamak, dijital uygulamaların aşırı ve zararlı kullanımı ile kumar bağımlılığını önlemektir.’ Ve bu kapsamda; öncelikle çocuklar ve gençlerden başlayarak toplumun tüm katmanlarında farkındalık oluşturulması önem arz etmektedir. Ve tabi eğitim programlarının geliştirilmesi, bilişim teknolojilerinde rekabetçi - yenilikçi programların oluşturulması ve de bağımlılık geliştirme riski bulunan bireylerin/kuşakların tespit edilerek, önlem alınması da yine aynı derecede önem arz etmektedir. Bu kapsamda da ilgili bakanlık ve kurumlarımızla ve de sivil toplum örgütlerimizle ciddi çalışmalar yürütmekteyiz.

DÜNYAYA ÖRNEK OLDUK

- Kovid ile mücadelede ne durumdayız?

Kovid dönemi diye adlandırabileceğimiz bu zaman dilimi ülkelerin sağlık sistemlerinin, sosyal devlet anlayışının ve toplumsal duyarlılığın test edildiği bir dönem oldu. Şükürler olsun ki bu testlerin tamamından yüz akıyla çıktık ve çıkıyoruz. Salgın döneminde birçok gelişmiş ülkenin sağlık sistemlerinin çöktüğüne şahitlik ettik. Ekonomik güçlerine rağmen tedarik zincirini devam ettiremeyen, kamu düzenini sağlayamayan, başka devletlerin sağlık malzemelerine el koyan devletler gördük. Bırakın vatandaşlarına, sağlık personeline dahi maske, tulum, koruyucu tıbbi malzeme temin edemeyen, gelişmiş ülkeler dâhil, birçok ülke oldu. Bizim sağlık sistemimiz ise güçlü sağlık altyapımız ve sağlık çalışanlarımızın fedakârlığı sayesinde pandemi döneminde iftihar edilecek bir başarı sergiledi.

436 ARAŞTIRMACIMIZ YERLİ AŞIYA VE İLACA ÇALIŞIYOR

- Yerli aşı konusunda hangi aşamadayız?

Aşı konusunda TÜBİTAK Kovid-19 Türkiye Platformu ile bilim seferberliği başlattık. 436 araştırmacımız, aşı ve ilaç geliştirme odaklı 17 proje yürütüyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Amerika ve Çin’den sonra Kovid-19 konusunda en çok aşı projesi yürüten 3’üncü ülke durumundayız. Salgınla mücadelede etkin görev alan güvenlik güçlerimiz, vefa gruplarımız, tüm kurum ve kuruluşlarımızdaki çalışanlarımız muazzam iş çıkardılar. Sanayicimiz, özel sektörümüz, sivil toplum örgütlerimiz, işçilerimiz milletimizle birlikte muhteşem dayanışma, birlik, beraberlik ve başarı hikâyesini yazmaya devam ediyoruz. Bu konuda tevazu göstermeyeceğim: hem sağlık alt yapımız, hem sağlık çalışanlarımızın fedakârlığı hem de her bir vatandaşımıza ulaşan kaliteli sağlık hizmetimizle dünyaya örnek olduk, dünyanın gıpta ile baktığı ülke olduk. Bu başarının ana nedeni her bir vatandaşımızı birinci sınıf gören, özgüveni olan yerli ve milli duruşumuz, hizmetkâr devlet anlayışımız, stratejik ve vizyoner bakış açımızdır. Kısacası Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde dünya sahnesinde büyük yürüyüşünü sürdüren Türkiye’nin başarı hikâyesidir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin oluşturduğu sinerjidir. Eminim ki bağımlılıkla mücadele konusunda da dünyanın gıpta ile baktığı bir ülke olacağız.

Yazının devamı...

© Copyright 2021

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.