SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

POZİTİFLİK BU ARALAR ZOR...

Geçenlerde bindiğim taksinin şoförüyle sohbet ederken şöyle dedi: “Her sabah uyandığımda her şeye rağmen pozitif olmaya, hayata devam etmeye, kendimi güne motive etmeye çalışıyorum. Ama birkaç müşteriden sonra ne motivasyon kalıyor, ne pozitiflik. Herkesin morali yerlerde”...
Hemen ertesinde ise Elazığ depremi oldu. Beterin de beteri yaşandı memlekette...
Orada bir sürü insanımız canından olmuşken, hayatta kalanlar yakınlarını kaybetmiş, aileler yok olmuşken, gel de hayata hiçbir şey olmamış gibi devam et! Ha edenler de yok değil, bazıları ne gazete okuyor ne ülkede ve dünyada olanları takip ediyor, sadece kendi küçük dünyalarında yaşıyorlar. Deprem felaketi yaşanmışken sosyal medyada güllük gülistanlık paylaşımlar yapabiliyorlar mesela. Gülmeye, eğlenmeye veya gezmeye devam edebiliyorlar. Kimsenin nasıl davranacağına da karışacak halimiz yok ama böyle hassas dönemlerde en azından cümle aleme duyurmadan keyif yapmalarının beklenmesi de normal, öyle değil mi?
Özellikle ünlü isimler böyle dönemlerde daha dikkatli olmalı, çünkü ufacık bir yanlış hareketlerinin topa tutulacağı garanti. Bazen ise ne yapsalar yaranamıyorlar. Yaptığı yardımı ilan edene; “Vay yardım dediğin sessiz yapılır” diye çıkışıyor insanlar, sessizce yardımda bulunanlar ise hiç yardım etmemekle, duyarsızlıkla, ilgisizlikle suçlanıyor. Aslında böyle zamanlarda toplum olarak herkes birbirine daha anlayışlı davranmalı. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum. Bir depreme daha uzmanlar bas bas bağırmasına rağmen hazırlıksız yakalandık, acaba büyük Marmara depremine hazır mıyız? Korkmamak, endişe duymamak elde değil...

KORONA KABUSU!

Bir diğer yanda da bütün dünyaya yayılmasından korktuğumuz, ölü sayısının hızla arttığı koronavirüs kabusu var. Birkaç gün önce İstanbul’a Çin’den gelen üç yolcu uçağının indiğini okuduğumdan beridir endişe içindeyim. Evet havaalanında termal kameralarla kontrol yapılıyor ama ya birileri virüsü kapmışsa ve henüz kuluçka dönemindeyse, ya vücut ısıları henüz yükselmediyse ve Türkiye’deyken hastalanırlarsa... Uzmanlar kuluçka süresinin 2-14 gün arası olduğunu ve yüksek ateşin bu süreden sonra başladığını söylüyor. Çin bile kendi şehirlerini karantina altına almışken, dünya alarma geçmişken, Çin-Türkiye uçak seferleri iptal edilseydi de içimiz o konuda rahat etseydi. Nitekim, Aksaray’da Çinli turistler koronavirüs şüphesiyle gözlem altına alındı,
umarım hasta çıkmazlar.

Yazının devamı...

KIVANÇ YAPMADI, UMUT TARKAN’DA!

Pencereden kafanı uzatsan burnun sızlıyor, son günlerde öyle bastırdı soğuklar. Hepimiz evlerimizde sıcak sıcak otururken, İstanbul’un
ormanlarında tam anlamıyla can pazarı yaşanıyor. Sosyal medyada, gazetelerde ve son olarak televizyondaki haber bültenlerinde bu konu gündeme getirilse de henüz çözüm namına hiçbir hareket görmedik. Silivri ve Çatalca’da ormanlık alana bırakılan yüzlerce köpek gibi, Beykoz Ormanları’nda da aralarında minicik yavruların olduğu bin 500 köpek yaşam mücadelesi veriyor. Ben Beykoz’da oturduğum ve annem diğer hayvanseverlerle aktif olarak çalıştığı için buranın durumunu iyi biliyorum.

Uzun zamandır kapalı tutulan Beykoz Barınağı’nın yenilenmeden önce kışı geçirmek için açılması adına çok mücadele ettiler. En azından hayvanlar içeri doluşup, soğuktan korunabileceklerdi. Ancak kapıları açılmadığı gibi birkaç gün önce yıkıldı. Üstelik yıkımın ardından kalan paslı çivilerle dolu inşaat molozları da öylece bırakıldığı için hayvanlar çileleri yetmez gibi bir de yaralanıyorlar şimdi.

Biliyorsunuz ‘Kıvanç Tatlıtuğ Beykoz’a barınak yaptıracak’ şeklinde haberler çıkmıştı. Beykozlu hayvanseverleri bir sevinç aldı ki anlatamam! Aslında hayvansever olmaya da gerek yok, bu habere sevinmek için vicdan sahibi olmak yeterli. Maalesef Tatlıtuğ böyle bir niyetinin olmadığını söyleyerek, büyük hayal kırıklığı yarattı. Halbuki “Böyle bir planım yoktu ama madem bu konuşuluyor, ben de elimi taşın altına koyuyorum” diyebilir ve hem açlık hem de buz gibi soğukla mücadele eden bir sürü hayvana yardım eli uzatabilirdi.

Yardım için yarış lazımdı!

Tatlıtuğ’dan ümidi kesen Beykozlu hayvanseverler, şimdi Tarkan’a ulaşmaya çalışıyor. Duyarlılığıyla bilinen sanatçının bu konuda bir şeyler yapabileceğine inanıyorlar. Aslında milyonlarca lira kazanan sanatçıların hayvanlara yardım etmek için birbiriyle yarışması gerekirdi şimdi. Hele de Beykoz’da yaşayan ne kadar çok sanatçı ve iş insanı var! Hayvan sevmek evinde kedi, köpek beslemekle olmuyor, herkes imkanı dahilinde sokak canlarına yardım etmeli.

Beykoz’da ve diğer yerlerde zavallı hayvancıkların yaşam hakkı için mücadele ediliyor ancak vicdanlı insan sayısı kendi rahatından başka hiçbir şeyi düşünmeyenlerin yanında bir avuç kaldığı için işler zor. Bizim ev de dahil olmak üzere evlerde yemekler hazırlanıyor, mamalar alınıyor, ormana kulübeler
koyuluyor ama yaşayabilmeleri için daha büyük çözümler lazım.

Yavrular donarak ölüyor!

Uzun zamandır beklediğimiz hayvan hakları yasasının çıkması yolunda sona gelindi. Hem hayvanlarını oyuncak gibi sıkılınca sokağa atanlara hem de onlarla ilgili görevlerini yerine getirmeyen belediyelere ceza öngören yasanın çıkması içimize su serpecek de, o zamana kadar koca bir kış var önümüzde.

Kendinizi onların yerine koyun, bakıma ve yardıma muhtaçsınız ama soğukta, yağmurda, karda korunmasız kalıyor, açlıktan kıvranıyorsunuz. Beykoz’da donarak ölen yavruları topluyor insanlar ormandan! Yürek kaldırmıyor.

İstanbul çevresindeki ormanlarda perişan olan, birçoğu ölen hayvanlar için belediyeler (görevlerini yapanları tenzih ediyorum) acilen harekete geçsin artık. Yeter hayvanların çektiği bu azap! En azından kışı geçirmek üzere konteynerler koysunlar ormanlara, hayvancıklar oralara sığınsın. Binlerce köpek yaşam mücadelesi verdiğine göre birileri vazifelerini yerine getirmiyor! Belediyelerin işi yardım isteyen hayvanseverlere burun kıvırmak değil, onlarla birlikte çalışıp
çözüm üretmek!

Yazının devamı...

GAZİNO EFSANESİ GERİ DÖNDÜ!

Türkiye’nin bir dönemine damga vuran gazinoları hep çok merak etmişimdir, o şaşaalı günleri görmek isterdim doğrusu. Gazino hayatına şahit olanlardan dinlediğim kadarıyla yetinirken, Büyük Kulüp’te efsane bir kadroyla gerçekleşen ‘Aile Gazinosu’ gecesi beni çok heyecanlandırdı. Mekan ve T şeklindeki sahne, gerçek gazino havasında çok şık tasarlanmıştı. Görevli ve garsonların giyimlerine, masaları dolaşarak gül satanlara, hatta tuvaletlerin önünde kolonya dağıtan kadına kadar her detay titizlikle düşünülmüştü. Geceye katılan herkes aynen eskilerde olduğu gibi son derece şıktı.
Programın başlamasıyla dev salondaki kalabalık, müzik tarihine geçmiş şarkıları hep bir ağızdan söylemeye başladık. Funda, İskender Doğan, Rana Alagöz, Ersan Erdura, Hilal Özdemir, Semiha Yankı, Gülden Karaböcek ve Seyyal Taner’in müthiş performanslarıyla adeta mest olduk. Efsaneler geçidi bu olsa gerek! Bazı sanatçılarımız o eski günlere duydukları özlemi ve kendilerini Maksim’de hissettiklerini dile getirdi. Yankı’nın göbek şovu, Taner’in çılgın dansları, Doğan’ın Atatürk selamı vererek sahneden ayrılışı, Alagöz’ün bayıldığım şarkıları, her birini tek tek anlatmak isterdim ama sayfalar yetmez. Yalnız şunu söylemek isterim ki eski sanatçıların performansları, hali, tavrı, dinleyicilerine saygıları, her şeyleri bambaşka, her biri çok özel ve kıymetliler...

Gönül Yazar 25 yıl sonra sahnede!

Ve sıra assoliste geldiğinde heyecan tavan yaptı. Türkiye’nin bir tanecik Gönül Yazar’ı tam 25 yıl sonra gerçek gazino atmosferinde sahneye çıktığında bütün salon, alkışlarla ayağa fırladı. Gördüğü sevgi karşısında gözyaşlarını tutamayan ‘Taş Bebek’, dakikalarca ağlarken dudaklarından; “25 yıl hiç bir şey yapmadım, bir başıma geçirdim o seneleri, bu akşam yine sizlerleyim” cümleleri döküldü. Yazar’ın ilk dakikalardaki heyecanını attıktan sonra sahnede eski günlerine dönüşünü an be an izledik. Bir noktadan sonra kendini Maksim sahnesinde hissetmeye başladığı, o günlere döndüğü çok belliydi, zaten kendisi de söyledi. Şarkı aralarında yaptığı esprilerle de bütün salonu kahkahaya boğdu.
O kadar tatlı, o kadar güzeldi ki, hepinizin görmesini isterdim doğrusu… O akşam Büyük Kulüp’te bulunan şanslılar olarak tarihi bir geceye tanıklık ettik, son birkaç gündür dilimde o gün söylenen unutulmaz şarkılar, elimde geceden çektiğim video’larla hâlâ etkisindeyim. Her zaman farklı ve kusursuz yapımlara imza atan Serhat Hacıpaşalıoğlu ve ekibi End Productions’ın, çalışmalarıyla müzik tarihimize ışık tutan Hakan Eren’in emeklerine sağlık, şahit olanların ömür boyu hatırlayacağı ve eminim ki hazırlanması son derece zor olan dev bir organizasyona imza attılar. Yıllar boyunca eğlence kültürümüzün büyük parçası olan gazinoların kalabalık kadrolu şıkır şıkır eğlencesi, 2020’de yeniden hayat buldu. ‘Aile Gazinosu’ gecelerinin devamı gelecekmiş, takipte kalın dostlar…

Yazının devamı...

İFŞA MAĞDURLARI ÇOĞALIYOR!

Teknolojiyle birlikte hayatımıza yeni yeni ünlü olma, tehdit ve intikam yolları giriyor günden güne... Özellikle ünlü isimler için epey korkutucu çünkü şöhretleri sebebiyle kullanılıyorlar. Sosyal medyada birçok futbolcunun kadınlara attıkları mesajların ifşa edildiğini gördük, son zamanlarda Rafet El Roman’ın başına geldi, şimdi de oyuncu Kubilay Aka, aynı kişilik hakkı ihlalini yaşıyor. Üstelik sosyal medya üzerinden mesajlaştığı ve sanıyorum bir kez görüştüğü gencecik kız hiç utanmamış, çekinmemiş bir de ekrana çıkmış geniş geniş anlatıyor yaşadıklarını. Yahu biz anamız babamız birinden hoşlandığımızı duyar diye bile korkardık! Bu nasıl bir rahatlıktır, aklım katiyen almıyor!

Kubilay Aka dava etmeli!

“Beni kullandı, intikam için ifşa ettim” diyor genç kız. Şimdi kimse kusura bakmasın da gece 02.00’de kendi rızanla bir adamın evine gidiyor ve onunla vakit geçiriyorsan “Kullanıldım” diye ortalığa dökülemezsin, sen her yaptığını bile isteye yapmışsın. Sonra da neymiş, Aka kendisini aramamış. Adamın evlilik sözü vermediğine, “Sana çok aşığım, artık hep birlikte olacağız” falan demediğine kalıbımı basarım.

Bir de oyuncuyu tehdit etmiş ifşa etmekle. Bak sen gencecik kızların şu entrikalarına! Sırf ünlü olduğu için mağdur edilen, özel hayatına ve gizlilik alanına müdahale edilen, kişilik haklarına saldırılan Aka hemen mahkeme yoluna başvurmalı. Yeni moda intikam veya ünlü olma metodu olarak iki kişi arasındaki gizli konuşma ve özel fotoğrafları ifşa edenlerin, ciddi cezası olan bir suç işlediklerini herkes görürse, belki tehditçilerin devamı gelmez.

ÇOCUKLAR İÇİN RENKLİ TARİFLER

İş hayatlarında da ortak olan iki yakın arkadaş Esra Evci Atay ve Esra Akbalık Emirgil’in hazırladığı ‘Mutfağın Sihirli Kapısı’ kitabının her sayfası ve içindeki her tarif o kadar renkli ve lezzetli görünüyor ki elden bırakmak imkansız. 2010 yılından beri doğum günü partileri, anaokulu yemekleri, yaratıcı workshop’lar, sağlıklı çocuk menüleri gibi birçok çalışmalarıyla kendilerini çocukların mutluluğuna ve gelişimine adamışlar. Bu eğlence dolu kitapta da her yaştan miniğin keyifle hazırlayabilmesi için değişik seviyelerde hazırlanmış tarifler var. Gıdaların mevsiminde ve doğal kullanılabilmesi için tarifler dört          mevsim altında ayrılmış.

Hayvanları unutmamışlar!

 Çocukların ellerine birer tablet verilip yaratıcılıklarının sınırlandığı, çocukluklarının tadını gerçek anlamda çıkaramadıkları bu devirde ‘Mutfağın Sihirli Kapısı’ onlar için hem yararlı hem de çok eğlenceli bir dünya sunuyor. Mutfağa küçük yaştan alışmak ve el becerisini geliştirmek ilerisi için gerekli bir yatırım aynı zamanda. Kitapta çocukların hayvan dostu olmaları için de çeşitli projeler üretilmiş. Hatta patili dostlarımız için özel olarak hazırlanmış tarifler de var. Çocuklarınızla birlikte hazırlayıp sokak hayvanlarını, evdeki hayvanlarınızı sevindirebilirsiniz. Kardeşim Yasemin hemen köpeği Brownie’ye kitaptaki köpek kurabiyelerinden hazırladı, bizimki kendinden geçti!

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

MUSTAFA SANDAL’DAN BEKLENMEYEN HAREKETLER!

“Mustafa Sandal’ın yeni çıkan kitabını okuyan var mı?” desem, henüz yoktur ama herkes konuşuyor. Çünkü sanatçı kendi hikayesini anlatırken, geçmişte aşk yaşadığı ünlü kadınlara da yer vermiş kitabında... Üstelik isimlerini kullanırken hiçbirinden izin almamış. Bunun için de; “İzin almadım çünkü onları onore ettim” diyor ki, maalesef kabul edilebilir bir açıklama değil. Haklarında güzel şeyler söylemiş olmasının önemi yok, mühim olan iki insanın arasında zamanında yaşanmış olan özel ilişkinin, kendisine güvenilerek emanet edilmiş hatıraların ortalığa dökülüyor olması... Ki hiçbir kadının bundan memnun olacağını sanmam.
Neden geçmişte yaşadıkları bir ilişkinin tekrar konuşulup, dilden dile dolaşmasını ya da bir adamın aşk listesindeki isimlerden biri olarak bahsedilmeyi istesinler? Şimdilerde çoluğu çocuğu, eşi, sevgilisi olanlar belki sırf bu kitapta isimleri geçtiği için aileleriyle problem yaşayacak... Sandal’ın onları onore etmekten ziyade, zor durumda bırakacağını düşünmüş olması gerekirdi. İsimlerini açık ederek, eski sevgililerinden bahsetmesi bir dikkat çekme çabası gibi görünüyor ve sanatçının bugüne kadar alıştığımız duruşuna hiç uymuyor.

Kim doğruyu söylüyor?

Şüphesiz kitabın konuşulmasının en büyük sebebi de Defne Samyeli’yle yıllar önce aşk yaşadıklarını açıklaması oldu. Böyle bir aşktan bugüne kadar kimsenin haberi yoktu, hatta baksanıza Samyeli’nin bile yokmuş! Bir yanda “Defne beni terk etmişti” diyen Sandal, diğer yanda “Onu hayatımda dört kez gördüm” diyen Defne Samyeli... Kimin söylediği doğru? Samyeli’nin aşkı inkar etmesi de Sandal’ı yalancı pozisyonunda ve zor durumda bıraktı şimdi.
Sunucu dava açmaktan bahsediyor; aşk yaşamış olsalar da, olmasalar da yerden göğe kadar haklı valla. Gerçi Amerikalı kişisel gelişim uzmanı Dr. Demartini’nin bir günlük ‘affetme’ seminerine 12 bin 800 TL vermiş daha yeni, Sandal’ı da affeder belki, o kadar para boşa gitmemiş olur! Sonuçta; günlerdir ‘Beni Ağlatma’ kitabının reklamlarını izlemeye devam ediyoruz, ne demişler reklamın iyisi kötüsü olmaz!

DİZİ KARAKTERİ GİBİ GİYİNENLER...

Annemle ‘Kim Milyoner Olmak İster’ yarışmasını izliyorduk, bir yarışmacının yakını genç kadının kış ortasındaki kıyafeti dikkatimizi çekti.
Bir akşam davetine giyilecek tarzda omuzları açık bir bluz, saçlar iki yandan upuzun bırakılmış, adeta ‘Yasak Elma’ veya ‘Aşk-ı Memnu’nun evde bile aşırı süslü gezinen karakterleri gibi... Dizilerdeki giyim tarzları günlük giyimleri epey etkiliyor farkında mısınız? Böyle örneklere sık rastlıyorum. Ha bir ihtimal daha düşündüm, Fahriye Evcen gibi seyirciler arasında otururken keşfedilmeyi ummuş olabilir. Öyle veya böyle yine bir başkası adına utandığım anlar yaşadım!

Yazının devamı...

DÜNYACA ÜNLÜSÜNÜZ TABİİ ÇEKECEKLER!

İkisi de büyük birer yıldız olan dünyanın en ünlü çiftlerinden Catherine Zeta- Jones’la Michael Douglas, İstanbul Havaalanı’na indiklerinde gazetecilerin kendilerini görüntülemesinden rahatsız oldu. İstanbul turları sırasında da gazetecilerden kaçışları sürdü. Tabii ki her an kameraların onlara dönük olması yorucu ve bazen can sıkıcı olabilir ama her nereye giderlerse gitsinler, aynı ilgiyle karşılaşmaya alışkın olmaları gerekiyor. Asık suratla kendilerini saklamak yerine durup iki gülümseseler ne kaybederler? Hele de deneyimli sanatçıların, gazeteciler tarafından çekildiklerinde böyle tepki vermesi itici oluyor. Neyse ki Douglas, Kapalıçarşı’da poz vermiş, ne tatlı işte... Bu arada İstanbul gezileri boyunca on parmak yağmur yağması ve havanın buz gibi olması şanssızlık. Şehrimizin güzelliklerine tam anlamıyla şahit olamadılar!

MESİH’LE ALLAK BULLAK!

2020’nin ilk günü gösterime girdiğinden beri bolca konuşulan Netflix’in Messiah (Mesih) dizisini kaçırmadım tabii ki! İzlerken Mesih’in gerçek mi yoksa herkesi kandıran iyi bir sihirbaz mı olduğunu merak ede ede bir hal oluyorsunuz, sezonu bitirene kadar epey uykusuz kaldım ama sonuçta dizi sizi ikileminizle baş başa bırakıyor! İleri aldığım bazı sıkıcı sahneler olsa da, Şam’dan Teksas’a, Kudüs’ten Washington’a atlayarak dünyada yaşananları kesit kesit gözler önüne seren sahnelerle genel olarak kendini izlettiriyor ve vicdanen etkiliyor da… Başroldeki Mehdi Dehbi, oynadığı karakterin hakkını vermiş. Spor kıyafetlerle dolaşan bir Mesih yorumu da ilk defa görüyoruz. Dizi beni allak bullak etti dostlar, sevdim mi sevmedim mi bilemiyorum ama meraktan yeni sezonu da izleyeceğim kesin!

ALTIN KÜRE RÜKÜŞLERİ!

Altın Küre’de “Hah şu da harika giyinmiş” denecek tek bir sanatçı olmadığı gibi bazılarının rüküşlüğü ve kıyafet seçimlerinin korkunçluğu dillere destan! Mesela o güzeller güzeli Jennifer Lopez, Valentino elbisesiyle kendini neden bir hediye paketine çevirmiş, anlamak imkansız! Salma Hayek’in, göğüslerini adeta insanların suratına çarptığı akıllara zarar Gucci elbisesini ancak bir porno yıldızı giyse normal karşılanabilirdi. Charlize Theron’un yeşilli siyahlı elbisesi bir o kadar fena... Gwyneth Paltrow da güzel giyinmemiş ama vücudunun fitliğine bakakalmaktan kıyafetine yorum yapamadım! Bu elbiseler nedir ey hanımlar, size ne oldu?!

HER MAYODA YENİ BİR HADİSE!

“Vay Hadise açık giyinmiş, aman bir tarafını göstermiş” diye sürekli şarkıcının giyimi üzerine konuşuluyor, kıyafetleri eleştiriliyor. Hadise, gazete manşetlerini süsleyeceğini bile bile aynı giyim tarzını sürdürüyor, ‘Reklamın iyisi kötüsü olmaz’ derler, bu sayede sürekli gündemde... Her seferinde günlerce konuşmanın alemi var mı? Ayrıca bu mayomsu sahne kostümlerini Rihanna, Beyonce giyince iyi hoş da, bizden biri giydiğinde neden tu kaka? Üçüncü dünya ülkesi muhabbetlerine son versek artık.

Yazının devamı...

YILBAŞI GECESİNDE DE EN TARZ O!

Yılbaşı gecesini sahnede karşılayan ünlü sanatçılar, kıyafetlerine servet yatırdı ama çoğu şıklık yarışında sınıfta kaldı. Zira şıklık abartıyla veya çok para harcamakla doğru orantılı değil. Gülşen ise hem günlük hayatta hem de sahnede tarz olmanın kitabını yazma kuralını bozmadı ve yılbaşı gecesi Hakan Yıldırım imzalı, sade, sıra dışı sahne kostümüyle göze hitap etme konusunda yine rakipsiz olduğunu gösterdi.

2020’de de sadece şarkılarıyla değil, stiliyle de fark yaratmaya devam edecek belli ki... İşsiz, güçsüz ve hayatı sadece giyinmekten ibaret olan tipleri moda ikonu ilan etmek yerine, ürettikleriyle bu dünyaya güzel şeyler katmanın yanında, giyinmeyi de iyi bilen Gülşen gibi isimlere ‘moda ikonu’ demek daha yerinde kanımca...

Kolay iş mi?

Çoğu zaman eleştirdiğimiz sosyal medya fenomenleri için Gülşen, “Bence üretmeleri hoş bir şey. Başarılı oluyorsa ne kadar güzel, gençlerin özgürce başka bir ortamda çalışıp, sevilmeleri iyi... Herkes mutlu olduğu işi yapmalı” diyerek, destek vermiş. Ben de yeri gelince eleştiriyorum ama şu da bir gerçek ki; sosyal medya fenomeni olmak hiç de kolay iş değil, öyle olsaydı milyonlarca sosyal medya kullanıcısının arasında sınırlı sayıda fenomen olmazdı.

Sürekli olarak dikkat çekici içerikler üretmeden ve bu işe ciddi bir mesai harcamadan öne çıkmak imkansız. Yüzbinlerce, milyonlarca takipçiyi organik yoldan edinmek ve sosyal medyada etkili bir isim olmak için epey uğraşmak ve fark yaratmak lazım. Tabii ki arada gençlere kötü örnek olan veya hangi sebeple çok ilgi çektiği anlaşılamayan gereksiz, topluma zararlı fenomenler var. Onları ayrı tutarsak, yeni neslin bu yeni iş alanının küçümsenecek bir yanı yok.

PATİLİ DOSTLARA HEDİYELER...

Çok sevdiğimiz aile dostlarımız, köpek ve kedilerimize yılbaşı hediyesi olarak hayatımda gördüğüm en sevimli mama kaplarını getirdiler. Doğal ağaç kütüklerinden yapılmış ahşap altlıkların üzerindeki el yapımı seramik yemek kaplarını görünce, güzelliklerine bakakaldım. Önlerinden her geçişimde durup bir süre izliyorum yeminle, hiç böylesini görmemiştim.

Hani sağda, solda mama kapları evin havasını bozar ya, bunlar eve apayrı bir hoşluk katıyor. El emeği göz nuru bu özel tasarım ürünleri bundan sonra ben de kedisi köpeği olan arkadaşlarıma hediye almayı planlıyorum. Ayrıca bizler için de kolye, tabak ve fincan gibi hoş ürünleri var. Instagram’da ‘kedievi7’ profiline mutlaka bakın, bayılacağınızı garanti ederim.

YENİ YIL TEMİZLİĞİ İYİDİR!

Instagram hesabımda ayıp olmasın diye takip ettiğim, hayatımda sadece bir kez görüp, hiçbir ortak noktam veya arkadaşlığım olmadığı halde takipleştiğim bir sürü kişi var. Ve gereksiz kalabalıklar beni hep rahatsız eder! Bakın, Burcu Esmersoy yeni yılla birlikte sosyal medya temizliği yapmış ve istemediği kişileri takipten çıkarmış. İyi etmiş valla, ona ayıp olmasın, bu yanlış anlamasın diye diye kabaran listelerin ne hayrı var! Yeni yıla girmişken yenilenmek, hayatımızda ve sosyal medyamızda yeri olmayanları temizlemek iyidir, insana şöyle derin bir “Oh!” çektirir...

Yazının devamı...

YILIN İLK GÜNÜ NE YAPMALI?

2019’u iyi kötü anılarıyla geride bırakıp, yepyeni bir yıla başladığımız bugünü her şeyden önce gülümseyerek geçirmek lazım, malum nasıl başlarsa öyle gider dostlar... Sabah aynada kendinize de gülümsemeyi unutmayın! Benim içim kıpır kıpır ve heves dolu valla, yeni başlangıçlara da yılın ilk gününe de bayılırım! Dün akşam kimi dışarı çıkıp yılbaşı partilerine katıldı, kimi ünlü sanatçıları dinlemeye gitti, kimi kısa tatillere koştu, kimi de benim gibi evde ailesi ve sevdikleriyle birlikte yeni yılı karşıladı. Yılbaşı gecesini nasıl ve nerede geçirmiş olursak olalım, hepimizde bol bol yiyip-içmenin ağırlığı ile geç yatmanın yorgunluğu var illaki! O zaman bu ilk günü nasıl geçirmeli de kendimize gelmeli?

Güne maydanoz, limon ve taze zencefil karışımı suyla başlamanın mutlulukla ilgisi olmalı! Daha içerken bütün içinizi temizlediğini hissediyor ve inanılmaz bir ferahlık yaşıyorsunuz. Benim favori içeceğim... Eh dün gecenin ödemi çoğumuzda mevcut olduğuna göre maydanoz suyu ilaç niyetine de içilir. Gün boyu hafif beslenmek de akşamın ağırlığını üzerimizden alıp, bize kendimizi daha dinç hissettirecektir. Ağır antrenmanlar olmasa bile spor yapmak ise enerji yükseltmek, ter atmak ve yenilip-içilenlerin suçluluk duygusundan kurtulmak için gerekli bir aktivite!

Dizi keyfi tavsiyesi: Atiye

Kendimize karşı olan yukarıdaki görevleri yerine getirdikten sonra; 1 Ocak tam bir keyif günü olarak sürmeli! Hazır havalar buz gibiyken, keyfi evde yapmak çok iyi fikir! Ben battaniye altında dizi izlemeyi planlıyorum. Hatta dizi önerim de hazır: Atiye... Beren Saat’in uzun bir aradan sonra sektöre döndüğü dizinin ilk bölümü beni pek sarmasa da ikinci bölümden itibaren hikayenin içine çekilmeye başladım. Biz Türkler gerilim veya mistik konulu yapımlarda pek süper değiliz aslında ama ‘Atiye’ yabancı bir dizi izliyormuşsunuz hissi yaşatıyor. Konusu, oyuncuları, çekimleri ve işlenişiyle fark yaratıyor.
Zaten 2019’un bitmesine üç gün kala yayına giren ilk sezonuyla, Netflix’in Türkiye’deki en popüler dizisi oldu. Hemen bitirmeyi planlıyorum. Bu arada Beren Saat’i izlemeyi epey özlediğimi fark ettim. Önümüzdeki yeni 10 yıllık döneme başladığımız bu ilk günün hepimiz için çok keyifli geçmesini diliyorum. 2020 bize en harika sürprizlerle gelsin hadi!

ATATÜRK ROLÜ ONA ÇOK YAKIŞIR!

Kıvanç Tatlıtuğ, kendisine gelen Mustafa Kemal Atatürk rolü teklifini başka bir projeye imza attığı için kabul edemediğini söyledi. Sonsuz minnet ve sevgi duyduğumuz Ata’mızı canlandırmak her yiğidin harcı olamaz, böyle bir rolün ağırlığını herkes taşıyamaz ama Tatlıtuğ’un karizması, yakışıklılığı ve en önemlisi muazzam oyun gücüyle Atatürk rolünü hakkını vererek oynayacağı şüphesiz... Eminim ona çok yakışır. Bir gün; “En çok oynamak istediğim karakterlerden biri” dediği Atatürk’ü canlandıracağı, O’nun kişiliğini ve yaptıklarını çarpıtarak değil, en gerçek haliyle, tüm dünyayı bir kez daha hayran bırakacak şekilde yansıtan bir projede yer almalı... Demek ki henüz doğru zaman gelmemiş.

Yazının devamı...

© Copyright 2020

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.