GÜLİSTAN: GÜÇLÜ BİR KADININ SIRA DIŞI YAŞAMI…

16 Kasım 2019

Sokaktaki evsiz insanları ve hayvanları düşününce, “Havalar hep güzel gitsin” diyorum ama bir yandan da aralık ayına yaklaşmışken hâlâ yaz yaşıyor olmak, içimi sıkmadı değil! Küresel ısınmanın verdiği endişe de cabası... Hep söylediğim, “12 ay yaz olan bir yerde yaşamak istiyorum” cümlesini, bir daha kurmamak üzere rafa kaldırdım. Tişörtle gezmekten bıktım, kazak giymeyi özledim!
Bir de kış günlerinde koltuğun köşesine kıvrılıp, sıcak çayımı alıp, kitap keyfi yapmayı...
Böyle demişken de çok etkilendiğim bir eseri sizlerle paylaşmalıyım.
Kurgulanmış olaylar yerine gerçek hayat hikayelerini okumak, her zaman daha çok ilgimi çeker. ‘Gülistan’, her satırı yaşanmış bir roman olarak, beni kendine çekti. Gülistan’ın hikayesi, annesi Hüma’nın Sudan’da doğması ve İstanbul’da bir paşa konağındaki kölelik günleriyle başlıyor. Hüma, doğumunu sabırsızlıkla beklediği kızı Gülistan’la, sadece sekiz yıl geçirebiliyor ve vefatıyla bu kez hayattaki tek yakınını kaybeden, romanın asıl kahramanı Gülistan’ın zorluklarla dolu yaşam mücadelesine tanık oluyoruz.

Her satırı etkileyici ve gerçek

Annesinin ve kendisinin yaşadığı trajik olaylar karşısında iyimserliğini, neşesini ve azmini kaybetmeyen, zorluklara yenilmeyen güçlü bir kadın karakteri yakından tanıyoruz. Öyle hayranlık uyandıran bir kadın ki; “Beni hep gülerek hatırlayacaksınız” cümlesini kuracak kadar iddialı bir duruşu var. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet yıllarına kadar uzanan hikayede neşe, hüzün ve hayata dair tüm duygular bir arada...
Biyografinin yazarı Leyla Draman’ın kendi aile büyüklerinin sıra dışı hayatını kaleme aldığı ‘Gülistan’; gerçekliği ve samimi anlatımıyla, hem okuyucuyu içine çekiyor hem de her satırıyla yaşananları gözünüzde canlandırıyor.

Yazının devamı...

BİRAZ SEZEN, BİRAZ DENİZ...

13 Kasım 2019

Bir yanda Türk pop müziğinin gelmiş geçmiş en kıymetlilerinden Sezen Aksu, diğer yanda onun gibi hep üreten, iz bırakan parçalara imza atan, güçlü yorumcu Deniz Seki... Ve bu iki özel sanatçının şarkıları öyle bir projede bir araya geliyor ki, etkilenmemek imkansız! Deniz Seki; kendi hitlerinden
ve söylemeyi çok sevdiği Sezen şarkılarından oluşturduğu repertuvarla, ‘Biraz Sezen, Biraz Ben Deniz Seki’ konser serisine başlıyor.
İlk konser, 4 Aralık’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek
ve sanatçı şehir şehir dolaşarak, sevenleriyle buluşacak. Biletleri kapışılan konserlerden birine mutlaka gideceğim. Her birimizde anısı olan şarkıların, Seki’nin sesinden kalbimize akacak buluşmasını katiyen kaçırmam!

‘YILDIZLAR GEÇİDİ’ DEDİKLERİ...

2018 yılında ilk kez gerçekleştiğinde 200 bini aşkın müzikseveri coşturan fizy İstanbul Müzik Haftası; bu sene de beş gün süren konserlerle şehirden rüzgar gibi geçti! Pop, rock ve rap müziğin sevilen isimlerini dinleyiciyle buluşturan festivalin sadece tek bir gecesinde sahnede; maNga, Kenan Doğulu, Kalben ve Gökhan Türkmen başta olmak üzere, birçok başarılı sanatçı vardı diyeyim, maNga’nın solisti Ferman Akgül ile Doğulu sürpriz bir düet bile yaptı diyeyim, gerisini siz düşünün! Yıldızlar geçidine bu yıl şahit olamadıysanız, seneye illa ki gitmelisiniz, unutulmaz anlar yaşanıyor...

PİLATES VE ÇÖMLEK!

Pilates yaparken enteresan pozlar vermek şartmış gibi herkes sosyal medyasında bu paylaşımı yapmak zorunda hissediyor kendini... Hadi kiminin vücut fit, hareketi düzgün yapıyor, estetik görünüyor falan ama bazı pilates paylaşımları, vallahi insanı hayattan soğutuyor! Bir başka popüler paylaşım da çömlek yaparken çektirilen fotoğraflar... Altına şalvarını çeken çömlek ustası oluveriyor. Bu arada o çömleklerin girdiği komik şekillere değinmeyeceğim! Son olarak Aleyna Tilki de modaya uymuş, ayağında leopar desenli topuklu botları ve altında şalvarıyla tam bir Anadolu kızı olarak pozunu vermiş! Müthiş!

Yazının devamı...

YASEMİN ALLEN İYİ Mİ YAPTI?

9 Kasım 2019

Güzel oyuncu Yasemin Allen aylardır kendisine tecavüz etmek istediğine yönelik e-postalar atarak, taciz eden kişiyi sosyal medyada fotoğrafıyla birlikte deşifre etmiş. Adamdaki sapıklığa bakın, hani “Seninle birlikte olmak istiyorum” falanı da aşmış, öyle iğrenç bir ruh hali ki ‘tecavüz etme’ derdinde!

Peki, Allen ifşa etmekle iyi mi yaptı? Bu hareketini hem riskli buldum hem de bu tehlike saçan yaratıklardan şikayetçi olmak ve cezalandırılmalarını sağlamak, çok daha iyi bir yol. Gerçi, “Caydırıcı cezası var mı?” derseniz o başka mevzu maalesef! Halbuki açık açık tecavüz etme niyetini belirten kişinin potansiyeli bellidir, her kadın için tehlike arz eder! Bunlardan 2-3 tanesine emsal niteliğinde ciddi cezalar verilse, kadınları bu şekilde taciz eden manyaklar azalır. Cezayla korkutmak şart, o hasta beyinleri başka şeyden anlamaz!

,

HEMŞİRELER HEP Mİ ALINGAN?

‘Mucize Doktor’ dizisinde bir oyuncunun söylediği, “Ivır zıvır şeyleri hemşireler yapmıyor mu?” cümlesi, hemşireleri çok rahatsız etmiş, Öğrenci Hemşireler Derneği, “Mesleğimize yönelik olumsuz dayatmaları kınıyoruz” diye açıklama yapmış. Hatırlıyorum, bir hemşireyle yaşadığım tatsızlığı paylaştığım bir yazıya da hemşirelerden çok tepki gelmişti zamanında... Bu alınganlık mesleki bir durum mu hemşirelikte, anlamadım! Bir dizide geçip giden ve kimsenin dikkate almadığı bir cümlenin bu derece üzerinde durmak ve içerlemek, abartılı kanımca!

Dizi bu neticede, kurgu gerçeğe dayanmıyor. Hemşireler hepimiz için önemli, doktorlardan çok onlarla muhatap oluyoruz, onlar tarafından bakılıyoruz, ilgilerine, desteklerine ihtiyaç duyuyoruz, kıymetleri büyük. Ama alınganlıkları da kıymetleriyle doğru orantılı olmasın yahu!

HAYAT DUDAKLARDA MEY...

Yazının devamı...

Yaz tüm hızıyla sürüyormuş!

30 Ekim 2019

“Deniz sezonunu kapattık artık” diye hüzünlenirken, geçtiğimiz hafta sonu kendimi muhteşem bir denizde bulunca, üzerime düşeni yaptım ve saatlerce sudan çıkmadım tabii ki! Max Royal Kemer Resort’un mavi bayraklı ve cidden ‘anlatılmaz yaşanır’ denizinin Maldivler’den falan aşağı kalır yanı hiç yok. Dünyanın en cennet yerleri bize ait vallahi, çok şanslı bir milletiz. Denizden çıkıp, beyaz kumlu plajda yürürken, bir anda önümde dağ keçileri koşuşturmaya başladı. Meğer otelin simgesiymiş onlar, girişte de dev bir keçi heykeli var. Dümdüz duvar gibi tepelerden koşarak, inip-çıkışlarını, ellerimizden yemek yiyişlerini görmenizi isterdim. O kadar narin ve güzeller ki... Oteli sahip olduğu tüm özelliklerden önce hayvanseverliğinden dolayı çok sevdim, kediler için de özel bir barınakları varmış, helal olsun!
Çevreye olan duyarlılıkları, otelin mimarisinde de kendini göstermiş. Ağaçların arasında adeta görünmez bir şekilde inşa edilmiş. Birçok cennet köşemizi taş yığını çirkinliğinden bakılamayacak hale getiren otellere örnek olarak gösterilmeli. Golf arabalarıyla ulaşımın sağlandığı devasa araziyi de tropikal ormanlara benzetmişler, muazzam... İç mimarisiyse bambaşka bir dünya, her köşesini ayrı ayrı beğenmekten, ağzım beş karış açık kaldı! Odalar falan olay dostlar, ben böyle şey görmedim! Personel çok ilgili ve sevimli, yemeklerde seçenek sınırsız ve aşırı lezzetli, ha bu arada bir de aquapark’ı var ki; temizlik hastası olduğum için mikrop kapacağıma inanır ve uzak dururum, Max Royal’inki misler gibiydi, eğlenmekten yorgun düştüm! Otele çok sevdiğimiz aile dostlarımızın kızının düğününe davetli gidip, bir gün kaldım ama her anı öyle dolu ve keyifli geçti ki, uzun bir tatil yapmış gibi hissettim. Yaz biz büyük şehirlilere bitmiş, bazı yerlerde tüm hızıyla sürüyor!

ÇİN YEMEĞİ SEVENLERE...

Eskiden Çin yemeği bağımlısıydım resmen, şimdilerde damak tadıma uygun restoran bulmakta zorlanıyorum. Geçtiğimiz haftalarda yine şehirden kaçtığım bir gün, Bodrum Midtown AVM’de “Çin yemeği yemeyeli uzun zaman oldu, bir deneyeyim” diye, gördüğüm Chinese INN restoranına giriverdim. Giriverdim de çıkamadım! Zira harika yemekleri ve zengin menüsüyle kendimden geçmişim. Suşileri en ünlü restoranlara taş çıkartır, onu da söyleyeyim. Ortamı sevimli, fiyatları uygun ve servisi kaliteli... 2003’te Oasis AVM’de açıldıktan sonra yıllar içinde çok ilgi görünce, ikinci şubeyi de açmış sahibi Bülent Çukur... Yolunuz Bodrum’a düşerse, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz!

Tam dile takılmalık!

Konserlerini kaçırmayacak kadar çok sevdiğim rock grubu Pera, bu kez ters köşe yapmış ve inceden popa göz kırpan bir şarkı çıkarmışlar. ‘Ölebilirim’ kısa zamanda ortaya çıkmış, iki günde apar topar kaydedip, hemen klibini çekip, yayınlamışlar. Sanırım tarzlarının dışına çıktıkları bu şarkıyla ilgili kendileri de biraz şaşkın, “Bir anda oluverdi, biz de anlamadık” gibi bir hava sezdim! Yaptıkları her işe bayıldığım gibi ‘Ölebilirim’e de ilk duyduğum anda tutuldum valla. Hem kaliteli hem de dile takılmalık şarkıya çok iyi bir örnek! Dinleyiniz dostlar!

Yazının devamı...

En pahalı saat Berkay'da, tebrikler!

23 Ekim 2019

Demet Akalın’ın Berkay’ın eşine hediye ettiği saatle ilgili tarafların gerginliği ortalığa döküldü, malum... Akalın’ın içi dışı bir ve ne düşündüğünü herkesle paylaşan bir karakter olduğunu yıllardır biliyoruz. Sırf başkaları için değil, kendisi için de ne düşünüyorsa söylüyor. “Ben görgüsüzüm” diyor mesela, kalkıyor şarkısında kendisinden “Kezban” diye bahseden Norm Ender’e; “Evet Kezban’ım ama böyle Kezban’a kurban ol!” diyor. Bu komplekssiz ve egosuz halini çok tatlı buluyorum. Üstelik filtresiz insanları, içten pazarlıklılara her zaman tercih ederim. Herkes onun gibi komplekssiz değil tabii, üstelik görgüsüzlükleri de kendileri gibi itici oluyor.
Berkay; “Karımın kolundaki saatin fiyatı belli, hediye saati satmaya ihtiyacımız yok” gibi bir şeyler söylemiş. Bravo en pahalı saat onlarda, sakın duymayan kalmasın! Yalnız daha kısa zaman önce mahkemede dalga geçer gibi beyan ettiği aylık 1000 TL geliriyle; “Nasıl aldın eşine o saati?” diye de sorarlar adama! Saatini takarsın koluna gören görür de; ayın sonunu kuruş hesabıyla getiren ya da hiç getiremeyen milyonların olduğu bir ülkede sizin kolunuzdaki saatin, milletin ömrü billah çalışsa dahi alamayacağı kadar pahalı olduğunu bu şekilde ilan etmek ayıptır!

CAN YAMAN’I ASIL SPAMLAYANLAR KİM?

“Instagram’da terastan bir fotoğraf paylaştım.
257 kişi sakıncalı buldukları gerekçesiyle spam bildirisinde bulunmuş. Instagram fotoğrafı silmiş. Bu tamamen kompleks.
Adamın sevgilisi beni beğeniyordur, adam kıskançlığından spam yapıyordur. Bu kadar basit!” demiş Can Yaman... Cümlelerinden anlaşılıyor ki; bir anda gelen aşırı şöhret ve ilgiyle şişen ego sonunda patlamış! Kendini beğenmesine lafımız yok, yakından da gördüm, Yunan heykeli gibi mübarek! Yine de mütevazılık her zaman daha sempatik gelir insanlara...
Fotoğrafının 257 tane spam yüzünden

Yazının devamı...