Geri Dön
EmlakHerkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu! 10 yıldır telefon kullanmıyor...

Herkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu! 10 yıldır telefon kullanmıyor...

İstanbul’daki balkonlarında minik ağaç fidanları, arı kovanları ve küçük sebze yatakları bulunan sağlık çalışanı Yasemin ve inşaat mühendisi Soner Aksoy çifti, 8 yıl önce göç ederek kendilerine yeni bir hayat kurdu. Yerleştikleri yeri nasıl tercih ettiklerinin hikayesi ise benzerlerinden oldukça farklı.

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Pandemiyle birlikte şehirlerden kırsala göçün büyük oranda arttığını biliyoruz. Aksoy ailesinin macerası ise 8 yıl önce başlamış. Doğada yaşam konusunda pek çok yeni şey öğrenen ve öğrenmeye de devam eden aile, kızlarıyla beraber Torosların eşsiz doğasında yaşamanın keyfini sürüyor.

İstanbul’daki balkonlarında sürdürülebilir bir yaşam alanı yaratan Aksoy ailesi, “Biraz daha kalsaydık tavuklarımız bile olacaktı, yani göç bizim için bir süreçti, tetiklenmeyle olmadı. Artık zamanı gelmişti. Bahçeciliği öğrenmiştik. Arıcılığı öğrenmiştik. Kendi ekmeğimizi, peynirimizi, salçamızı bile yapmaya başlamıştık. Kendimize yetebilir hale geldik. Hazırdık. Öyle hissettik ve bu hissi izledik” diyor.

Herkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu 10 yıldır telefon kullanmıyor...

'HAYALLERİMİZ İÇİN CANIMIZI DİŞİMİZE TAKARAK ÇALIŞIYORUZ'

Yasemin Aksoy, ‘Hayvanlar ve bitkilerin içinde olmadığı bir hayatı hayal edemeyen bir doğa sevdalısı’ olarak anlatıyor kendisini. Geçmişinde yoğun bakım ve eğitim hemşireliği olan bir sağlık profesyoneli ve eğitmeni olan Aksoy, kurumsal hayatı uzun zaman önce bırakmış olsa da danışanlarına var olan sağlıklarını korumaları konusunda yardımcı olacak eğitmenlik ve danışmanlık hizmeti vererek, doğal ve sağlıklı yaşamın herkes için ulaşılabilir olduğunu anlatmaya devam ediyor.

Soner Aksoy ise mesleğine burada da devam ediyor. Şehirden köye göç denince, insanların aklına tam zamanlı bir işte çalışmaya devam etmenin gelmediğini dile getiren Soner Aksoy, bunun yanlış bir düşünce olduğunu vurguluyor. “Köye göç ettiyseniz ya çok zengin olmanız ya da işinizi bırakıp hayvancılık gibi işler yapmanız gerekiyor deniyor ama öyle bir şey yok. Köylerde yaşayan bir sürü insan çalışıyor. Biz de çok çalışıyoruz. İstediğimiz hayatı yaşayıp hayallerimizi gerçekleştirmek için canımızı dişimize takarak çok çalışmaya devam ediyoruz ikimiz de. Çalışmayı hiç bırakmadık” dedi.

Herkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu 10 yıldır telefon kullanmıyor...

'BU TOPRAKLARIN EN KIYMETLİ DAĞLARI VE YAYLALARI BURALARMIŞ'

Şehirden köye göç denince çoğumuzun aklına sahilde bir Ege kasabası geliyor. Neden Çukurova diye sorduğumuz aileden Soner Aksoy, şu cevabı veriyor:

“Ben bu topraklarda doğdum. Ama çok uzun zaman önce çıktım. Neredeyse çocukken. Sonrasında geri dönmek gibi bir planım yoktu çıkarken. Ama yıllarca ülkeyi dolaşıp gördükçe anladım ki bu toprakların en kıymetli dağları ve yaylaları buralarmış. Sonra anladım kıymetini. Ve dönme fırsatı olunca da değerlendirdik. Bizim için Ege ya da Çukurova, bir önemi yok. Önemli olan doğayla iç içe olmak ve şu an hayallerimizden daha güzel bir yerde yaşıyoruz.”

Hala alışamadıkları şeyler olup olmadığını sorduğumuz aile, kültürel aktivitelerin azlığından söz ediyor: “Bazı zamanlar insan keşke şu konser ya da tiyatro köye gelse diye düşünüyor tabii. Ama şaka bir yana, aslında burada yakın bir şehre arabayla konsere gitsek İstanbul trafiğinden daha kolay oluyor.”

Herkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu 10 yıldır telefon kullanmıyor...

'TERASTARLA’DA AĞAÇ FİDANLARI VE ARILARLA BERABER YAŞADILAR'

Göçten önce İstanbul’daki balkonlarına ‘TerasTarla’ ismini koyan aile, böyle bir hayatın da mümkün olabileceğini bizlere gösteriyor. Büyükşehirlerde daha az tüketerek kendimize sürdürülebilir bir şehir hayatı kurabilir miyiz?

“TerasTarla diyorduk terasımıza. Gerçekten çok bereketliydi. Biz bunu yıllarca yaptık. O sebeple herkese çok net söyleyebilirim ki bu mümkün. Kırsala herkes gidemez. Sonuçta herkes köye göçmeyecek ama herkesin sağlıklı ve doğal yaşama hakkı var. Evde pek çok şey üretilebilir. Evde üretilemeyenler yerel üreticiden, zehirsiz üretenlerden, küçük doğa dostu işletmelerden alınabilir. Yerel ve küçük işletmelerle irtibatta olmak önemli. Daha temiz ve zehirsiz ev temizliği, gıda, kozmetik ancak böyle bulunabilir.”

Herkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu 10 yıldır telefon kullanmıyor...

Şehir hayatının hızlı akışına alışan insanlar için köydeki yaşam daha sakin ve yavaş gelebiliyor olsa da Aksoy ailesi, sıkılmaya hiç vakitlerinin olmadığını dile getiriyor. Üç kişilik çekirdek aile, doğanın içinde ahşap bir evde yaşıyor. Mevsimleri izlerken bir yandan bostan yapıyor, fideler büyürken şifalı otlarını topluyor, onlar kururken de sebze hasatlarını yapıyorlar.

'SIKILMAK NE MÜMKÜN!'

Bu doğanın enfes döngüsünü şu sözlerle anlatıyor Yasemin Aksoy, “Hasat devam ederken ev ilaçları zamanı gelir, ev ilaçlarını yaparsınız. Ağaçlar meyve verir, meyveler biterken kurutmalar başlar. Kelebekler gelir, kuşlar göçer, yapraklar sararır, kaplumbağalar tokuşur, koç katımı olur, kuzular doğar, yabani meyveler olgunlaşır, dere yükselir, bulutlar, yağmurlar, böcekler, çiçekler sürekli izleyecek, dinleyecek bir şeyler varken sıkılmak ne mümkün!”

Herkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu 10 yıldır telefon kullanmıyor...

'EVDE TELEVİZYON YOK, TELEFON DA KULLANMIYORUM'

Evlerinde televizyon bağlantısı olmayan aile, televizyon kanalları yerine filmler ve belgeseller izlemeyi tercih ediyor. Yasemin Aksoy, telefonu da iletişim için kullanmayı bırakalı yaklaşık 10 yıl olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Kurumsal hayatı bıraktığım anda telefon konuşmalarını çıkarttım hayatımdan. Şimdilerde sadece mail kontrolü, acil yardım çağrısı yapılabilecek bir çağrı cihazı ve kompakt çok amaçlı hafif bir kamera olarak kullanmıyorum mobil akıllı cihazları ama eşim işi gereği kullanmaya devam ediyor mecburen.”

Herkesin kırsalda yaşayabileceğini ama önemli olanın nasıl yaşamak istediğinizi bilmek olduğuna dikkat çeken Yasemin Aksoy, “Yaşadığın hayatta huzur bulmak önemli. Herkes her yerde yaşayabilir. Şehirde yaşayıp doğa ile iç içe, dünyaya zarar vermemeyi amaçlayan ekolojik bir yaşamı deneyimlemiş biri olarak söylüyorum bunu, şehir kırsal fark etmiyor. Önemli olan sizin seçimleriniz ve bunların sizin ruhunuza ve doğaya etkileri” dedi.

 'ŞU ANDA YENİDEN ŞEHİR HAYATINA DÖNME GİBİ BİR PLANIMIZ YOK'

Yeniden şehir hayatına dönmeyi planlamayan Aksoy ailesi, köydeki yerel halkın da oldukça yardımsever olduklarını ve şimdiye kadar hiçbir sorun yaşamadıklarını vurguluyor, “Yuvamızı, köyümüzü, deremizi, penceremizden bakınca izleyebildiğimiz ulu dağları, başka hiçbir ışık teninize dokunmadan gecenin karanlığında izleyebildiğimiz ayı ve yıldızları çok seviyoruz.”

"İnsanların size nasıl davranacağını aslında sizin duruşunuz ve onlara yaklaşımınız belirliyor. İlk başta elbette biraz tartıyorlar sizi. Ki doğal olan bu. Sonrasında bir karara varıp ona göre davranıyorlar. Şehirde de böyle değil mi bu? Komşularımızla bugüne dek hiçbir sorun yaşamadık. Çok faydalarını gördük. Pek çok yardımları dokundu bize."

Herkes Ege’ye giderken onların tercihi burası oldu 10 yıldır telefon kullanmıyor...

'ASLA ZEHİRLEME YAPMADIK BUGÜNE KADAR'

Gelecek planlarını sorduğumuz aile, kırsalda plan yapmanın zor olduğunu, tarihleri de doğanın ritminin belirlediğinin altını çiziyor. Şimdiye kadar bahçelerinde 50’ye yakın fidan olan Aksoy ailesi, bu sayıyı daha da arttırmak istiyor. Öncelikle, yabani çalılar ve meyveler de dahil pek çok ağaçla bulundukları doğayı kendi yapısına uygun olacak şekilde zenginleştirmek istiyor, çocuklarına ve onunla birlikte pek çok canlıya açık bir doğa koruma alanı, bir gıda ormanı oluşturmayı hayal ediyorlar.

Aile, asla zehirleme yapmadıklarını ve toprak sürmediklerini söylüyor. Çitleri ve duvarları yok. ‘Yaban hayatına tamamen açık bir sığınak gibiyiz’ diyorlar. Hayallerini ise şu şekilde dile getiriyorlar: “Kelebekler, kuşlar her türlü yabani hayvan rızık bulsun, sığınsın, güvende hissetsin, yavrumuz onlarla birlikte büyüsün istiyoruz. Atalık tohumlarla bostan yapıyor, atalık tohumlardan oluşan bir tohum kütüphanesi oluşturuyoruz. Bu alanın aynı zamanda bölgede sürekli sürülen toprak ve tarım zehirleri sebebiyle soyu tehlikeye girmiş endemik türlerin de yeniden yetişmesi için fırsat olmasını hayal ediyoruz.”