Geri Dön
Kültür SanatKendi hayatımızı yazıp yönetiyoruz

Kendi hayatımızı yazıp yönetiyoruz

Tiyatro sanatçısı Celal Kadri Kınoğlu ilk kitabı “Armağan”da ölüme yaklaşırken hayatın muhasebesini yapan bir adamı anlatıyor. Kınoğlu’na göre insan kendi hayatının yazarı ve kahramanı.

Kendi hayatımızı yazıp yönetiyoruz

Melisa Vardal - Tiyatro sanatçısı Celal Kadri Kınoğlu ilk kitabı “Armağan” ile okurla buluştu. Kınoğlu, “İlk ve muhtemelen son olacak” diye bahsettiği kitabında yaşlı bir adamın unutulma korkusuyla kitap yazma serüvenini anlatıyor. Unutmak ve hatırlamak meselesine de eğilen yazar, sanata ve sanatçılara bir saygı duruşunda bulunuyor ve edebiyatın, felsefenin, müziğin anlam kattığı yaşamı, yine onların imkânları dahilinde anlamlandırmayı arzuluyor.

Kitabınızın adı nereden geliyor, neden ya da kime “Armağan”?

Kitap kızıma armağan. Bu kitabın başrolündeki emekli makine mühendisi hayatı boyunca kocaman bir evde binlerce kitap, plak, CD, antikayla ve müzik enstrümanlarıyla beraber tek başına yaşayan bir entelektüel, hiç kimsenin tanımadığı bir adam. Yaşlılık günlerinde öldükten sonra kimsenin onu hatırlamayacağı korkusuna kapılıyor.  Çehov, “Bir insan artık hiç kimsenin hayalinde yaşamadığını anladığı zaman ölür” der. Kitabın kahramanı da ölüm kaygısını hissetmeye başlayınca telaşlanıp yaşamını çocukluğundan son günlerine kadar tüm düşüncelerini, anılarını, sevdiği filozofları, yazarları, müzisyenleri hepsini bir kitap projesi içinde toplamak istiyor. Bunu tek başına yapamayacağını anlıyor ve “Asistan aranıyor” diye bir gazete ilanı veriyor. Nihayetinde işe aldığı asistan kızı hummalı bir çalışmaya sokuyor. Asistan kız adamın tüm o heyecanlarını ortaya çıkartıyor. Adamın tüm yaşamını göz önüne seriyor. Bu adam için bir tür armağan. Bir yandan da adamın bütün o kültürel birikimi, hazinesi yani kütüphanesi kız için bir tür entelektüel armağan.

Kız, adamın evine ilk geldiğinde gördüğü kütüphaneden önce etkileniyor sonra adamın tüm bildiklerini bu kadar yıl kendine saklamasını yadırgıyor.  Okuyup öğrendiklerini kendine saklayan entelektüelleri eleştiriyor musunuz?

Evet. Asistan kız adamı hem bencil görüyor hem korkak buluyor belki de. Çünkü “Şaka gibi, nasıl olabilir? Bilgilerine hiç mi güvenmedin de bir dergide yazmadın? Toplumsal bir platforma dahil olmadın, bir çalışma grubuna girmedin?” diye sorguluyor. Öte yandan utangaç ya da kendini yeterli bulmayan insanlar bazen böyle davranabilir. Adam kendi değerinin farkında olmayabilir. Çünkü o bir meraklı, sadece bir amatör. Kendinde bildiklerini paylaşacak hakkı görmemiş olabilir. Hayran olduğu entelektüellerin, aydınların yanına kendini koymamış olabilir. Bu çok hüzünlü elbette. Ama her insan hayatında kendi potansiyelini nispeten az yaşar. Ve herkes kendine biraz yazık eder. Kitabın kahramanı adam bunu biraz fazla yapmış. 

Adamın gençken yazdığı bir anekdotta da “Üniversitedeki boş zaman aslında ne olmak istiyorsa onun olabilmesi için son fırsattır” diyor. Peki bu sizin fikirleriniz mi? Siz ne yaptınız üniversitede?

Kendimi İTÜ’de yarattım ben. Yani İTÜ’ye kadar ben anne babamın benimle ilgili kurgusunu temsil ederken -şampiyonluk projesi gibi yaşarken- bir anda İTÜ’de tanıştığım genç entelektüel insanlarla beraber siyaset, felsefe, tarih okumaya, sanatla uğraşmaya başladım. Bir tiyatro kulübü kurduk ve “Genç Oyuncular” denen yapıyı ortaya çıkardık. Yani ilk günün sonunda ben kendimi bu okuldan ayrılıp konservatuar okuyacağım diye bir başka hayatın içine atabildim. O cesareti gösterdim. Adam ise şunu diyor. “Ben devrimlerini yapamayan uluslar gibi yalnız kaldım.” Ben o geçişi yaptım. İnsanların bu kararları verebileceğini düşünüyorum. 

Genç okurlarınıza “kendilerini gerçekleştir- meleri” için tavsiyeleriniz neler? 

Bunun için üniversite çok iyi bir yaş. Hele iyi bir üniversitede okuyorsa entelektüel olarak kendini geliştirme kaygısı olan bir gençse üniversiteden büyük cesaret alabilir. “Ben doğru okulda mı okuyorum? Ben bu adam mı olmak istiyorum? Ben kim olmak istiyorum? Ben aslında neyi seviyorum? Ruhum, vücudum nereye ait? Neyi özlüyor?” sorularını sorması gerek. Çünkü insanın görevidir bu devrimi yapmak. Bazı insanlar yanlış bir hayat yaşıyorlar. Ve bu hayatın içinden çıkamıyorlar. Bir sürü insan kendi rüyasını gerçekleştiremiyor. Kendi potansiyelini ortaya koyamıyor. Parmağını kaldırıp yaşam sahnesinde söz alamıyor. Ama insanın bir ödevi var: Kendini gerçekleştirmek ya da yaşamının kahramanı olmak. Kendinin yazarı olmak, kendi hayatının yönetmeni olmak.