Geri Dön
ArkeolojiOsmanlı’nın ‘soyut’ heykelleri

Osmanlı’nın ‘soyut’ heykelleri

Edirne’nin çok kültürlü tarihinin sembollerinden olan 500 gömüt taşı, Cem Altınel’in hazırladığı 640 sayfalık kitapta mercek altına alındı. Altınel, “Gömüt taşı felsefesini aralamaya çalışıyoruz. Bugünkü bilgimizle bu felsefeyi tam anlamı ile sökebilmek henüz mümkün değil” diyor

Osmanlı’nın ‘soyut’ heykelleri

Seray Şahinler x seray.sahinler@milliyet.com.tr

Herhangi bir şehrin herhangi bir sokağında yürürken size vakur duruşu ve estetik görünümüyle eşlik edebilir tarihi mezar taşları. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin hemen her yeri Osmanlıca yazılmış, farklı sembollere sahip gömüt taşlarıyla dolu... Cem Altınel de bu ipuçlarının izinde, tarihte birçok medeniyeti ağırlayan, Osmanlı’ya başkentlik yapmış Edirne’deki gömüt taşlarını mercek altına aldı. UZMAR’ın sponsorluğunda 2.5 yılda hazırlanan, tasarımını Devrim Yaman’ın yaptığı 640 sayfalık “Edirne’nin Gömüt Taşları” kitabı, gömüt taşlarının Edirne’deki örnekleri ile Osmanlı Dönemi Edirne’sinin kültür, sanat, bilim, yazın, politika, askeriye, ekonomi ve sosyal yaşamına dair pek çok veri sunuyor. 500 gömüt taşının tek tek fotoğraflanıp yazı ve sembolleriyle incelendiği kitapta cinsiyet, toplumsal statü, inanış başlıkları altında sanat ve tarih okuması yapıyor; zamanla değişen ve dönüşen taşların içerik ve formunu inceleme imkânı buluyoruz. Maestro Reklamcılık tarafından yayımlanan kitapta Edirne’de yüzlerce yıl bir arada yaşamış Türk, Yunan, Musevi, Ermeni, Levanten ve Bulgar kültürlerinin, gömüt taşlarındaki “estetik” buluşmasına da tanık oluyoruz. Çalışmayı, Cem Altınel’den dinledik...

Edirne’nin gömüt taşlarını inceleme fikri nasıl doğdu ve bu kitapla tamamlanan süreç nasıl geçti, ne tür çalışmalar, araştırmalar yaptınız?

Gömüt taşlarında her zaman gizemli bir çekicilik bulmuşumdur. Gezdiğim yerlerde bir gömütlüğe rastlarsam mutlaka içine girer ve taşlara göz atarım. Bu merak, dedemden kalan siyah beyaz fotoğraflarla birleşince bir kitap oluşturmayı düşledim. Ancak bu kitap, akademik bir tez ya da envanter nitelikli olmamalıydı. Sanat estetiğini ön plana çıkarırken kısa tarihsel bilgilerle de çalışmamı donatmaya karar verdim. Konuyla ilgili çalışmaların neredeyse hepsini karıştırdım, okudum. Başta Necdet İşli olmak üzere Asuman Köylüoğlu ve Prof. Dr. Edhem Eldem ile bir dizi söyleşi yaptım. Hepsi beni cesaretlendirdi. Musa Öncel ile kitabelerin çevrilmesi, Nilgün Erman ile de fotoğraf çekimleri için anlaşarak çalışmaya başladık. İlk üç ayda pek bir ilerleme sağlayamayınca karamsarlığa kapıldım. İstanbul’dan Edirne’ye bu proje için en az 50 defa gittim. 15. yüzyıl taşlarının istifli (grift) kitabelerini çevirmekte çok zorlandık. 32 gömüt alanında 600 taşı çektik, birbirine çok benzeyen 100 kadar taşı elimine ederek 500 taşlık temel seçkimize ulaştık ve kitabın tasarımını ve yayın koordinatörlüğünü yapması için Sn. Devrim Yaman’a gittim, fotoğrafları yenilemek gerektiğini söyleyerek yeni bir süreç başlattı. Maestro fotoğraf ekibiyle birlikte üç aylık bir süreçte taşların büyük bir kısmını yeniden çekerek tasarım ve uygulama çalışmalarını yaptı.

Taşlardaki sembolleri ve söylemleri incelediğimizde ne çıkıyor karşımıza?

Osmanlı’ya Edirne üzerinden bir bakışın yanında gömüt taşı felsefesini aralamaya çalışıyoruz. Bugünkü bilgimizle bu felsefeyi tam anlamı ile sökebilmek henüz mümkün değil. Sanat tarihçilerine epey iş düşüyor. İncelediğimiz taşlar kalburüstü bir kesime ait. Çoğunlukla devletle ilgili ya da tarikat, sanat, edebiyat çevreleri, meslek loncaları ve askeri kesim gibi. Saraya yakın kişilerle asillerin de taşlarını buraya eklemek gerekir. Hepsinin ritüelleri farklı farklı.

18. yüzyıldaki değişim

18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kitabelerdeki söylemde de değişiklikler başlıyor. Ölen kişinin kimliğine göre metinler taşlara ekleniyor, aile bireylerinin biraradalığına vurgu yapılarak gömüt taşları birer anıta dönüşüyor. Kitabelerin söylem seyri nasıl bir süreçten geçmiş?

Çok doğru. Dil Arapçadan Türkçeye dönüşmeye başlıyor ve görünürlük kaygısı ortaya çıkıyor. Toplumsal statü, paye, kişisel ihtişam sergilenmeye başlıyor. Batı etkisi ile formlar ve tipoloji değişiyor. Yalın Türk kültüründen abartılı Batı kültürüne doğru bir evrilme görüyoruz. Arapça yalın birkaç satır duanın, Türkçe 100 kelimeye varabilen uzun uzun ilişkilendirmelere dönüştüğüne tanık oluyoruz. Bazen ölüm nedenleri ve uğraşı/meslek bilgilerine rastlıyoruz. Sürgün edilen şahısların taşlarından Osmanlı’daki yönetim biçimi ile ilgili ipuçları elde ediyoruz.

Osmanlı’nın ‘soyut’ heykelleri

Taşlardan okunanlar

Tarihsel bağlamda nasıl bir tablo sunuyor bize gömüt taşları? Nasıl bir tarih okuması yapabiliriz bu taşların izleğinde?

Bu taşlar Osmanlı’nın soyut heykelleri olmakla kalmıyor, yapıldıkları dönemin ve çevrenin inançlarının, geleneklerinin, sanat yaklaşımlarının, doğal, ekonomik ve sosyal koşullarının somut belgeleri olarak kentlerin geçmişini anlamamızı sağlıyor. Fetihler, işgaller, askeri hareketlilikler, salgınlar, ekonomik durgunluklar, sanat eğilimlerindeki geçişler, dinsel çatışmalar, devlet yönetimindeki politikalar ile değişimler ve daha pek çok olayın izleri taşlardan okunuyor.

Sanatçıları meçhul

Kufi, nesih, tâlik ile sülüsün yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz. Bunlar birer yazı tipi olmasının yanı sıra İslam sanatının da bileşenleri. Gömüt taşlarının bu anlamda sanat tarihindeki yeri nedir?

Yazı olarak incelediğimizde celi sülüsten talik yazıya doğru kayan büyük bir kaligrafik zenginlik ile karşılaşıyoruz. Ketebeli (imzalı) bazı taşlar var ancak Edirneli hattat ve hakkaklar çoğu zaman kimliğini ortaya koymayacak kadar alçakgönüllü. Bazı müthiş plastik değere sahip olan taşların sanatçısını ise bilmiyoruz.

Bitkisel süsleme, ağaç, meyve ve çiçek motiflerini görüyoruz ağırlıklı olarak. Sosyolojik ya da politik olarak gerek motiflerde gerek yazılarda bir tasnif yapmak mümkün mü?

Gömüt taşı felsefesi maalesef net değil. Pek çoğu yoruma açık. Çalışmada bu yorumların bazısına yer verdik bazısı ise gerçekten saçma olduğu için o yorumlardan sakındık. Yaşam ağacı olarak hurma, kişinin hacı olabileceğinin göstergesi, üzüm ise tarikatlarla ilişkili olabiliyor. Yarım güneş olarak değerlendirilebilecek bir süslemeye bazı yorumcular “palmet” derken bir diğer kesim de başını eğmiş, kuyruğu açık tavus kuşu diyebiliyor. Lalede olduğu gibi çiçeklerin de gelişimi dönemsel ipuçları veriyor. Cennet meyveleri arasında yer almayan karpuz, kayısı hatta limon bile taşlarda yer alabiliyor. Kesinlik olmamakla birlikte güneş, Mevlevi tarikatının taşlarında, üzüm de Gülşeni tarikatının taşlarında sıklıkla kullanılıyor. 15. yüzyıl taşlarındaki Rumi ve palmet çeşitliliği hayranlık verici. Bu iki süslemeye bazen lotus ve alem de katılabiliyor. Bu dönemde tümüyle birbirinin aynı olan iki taşa rastlayamadığımı söyleyebilirim. Bu Rumi dizinlerinin gizemi bence henüz çözülemedi.

Osmanlı’nın ‘soyut’ heykelleri

Gayrimüslimlere ait taşlar

Gayrimüslimlere ait gömüt taşlarını da inceliyorsunuz. Ladino, İbranice başta olmak üzere farklı kültür ve inançlara da temas ediyorsunuz. Bu gömüt taşlarına dair neler söyleyebiliriz?

İstanbul’daki Yahudi, Yunan ve Ermeni taşlarında göremediğim süsleme zenginliği Edirne’de var. Edirnekâri çoğu zaman ortak payda olarak ortaya çıkıyor. Bu taşlardaki kitabelerin çoğu oyma, oysa Türk/Müslüman kitabelerinin tümü kabartma. Kitabelerde dil yanlışları dikkat çekiyor. Yunanca kitabeyi çeviren bir Yunan arkadaşım “İlkokul çocuğu bile böyle hata yapmaz” demişti bir kitabe için. Bu da kitabeleri o dile hâkim olmayan Türk hakkakların yazmış olabileceğini düşündürüyor. Yahudi taşlarında masonik sembollerin yanında meslek grupları ile ilgili semboller de var. Yahudi taşlarında gördüğüm sandık, kilidi ve altına saklı anahtarın ne anlama geldiğini bulamadım. Hiçbir kaynak bu gizemli imgelerden söz etmiyor. Taşı yalnızca kitabeye ya da yalnızca süsleme ve imgelere göre değerlendirmek doğru değil. Tümünü göz önünde bulundurmak gerekiyor. Kültürlerin iç içe geçmesiyle oluşan mozaik doku çok heyecan verici.