Boşuna yazıyor boşuna mı konuşuyoruz?

İnandığınız konularda ısrarla yazmaya, çizmeye, konuşmaya devam etseniz de, “Bu mücadele boşuna mı?” dediğiniz anlar mutlaka oluyordur.

Eğitimin, bilimin, gençliğin önemine inanan biri olarak aynı inançla yola devam etsek de, “Hâlâ bıkmadın mı?” diyen çok oluyor.

Ve işte onlardan biri:

“Eğitimin önemini bilen, bu konulara meraklı biri olarak, yazılarınızı yıllardır büyük bir dikkatle ve beğeniyle okurum. Eğitim sistemi hakkındaki uyarılarınızı takip ederim. Zaman zaman da, özellikle çok çok önem verdiğim yükseköğretim konusundaki düşüncelerimi, kendimce yanlış gördüğüm hususları sizinle paylaşırım.

Maalesef üzülerek görüyorum ki eğitim konusunda bunca yılın birikimiyle yaptığınız pek çok uyarı maalesef ne MEB’de, ne YÖK’te ne de devletin eğitim politikalarını hazırlayıp, yöneten diğer birimlerinde hiç dikkate alınmıyor.

Bugün yazınızda ‘Üniversiteler 10 yıl sonra ne işe yarayacak? Bunu konuşma zamanı hâlâ gelmedi mi? Yükseköğretim nasıl değişecek, kim değiştirecek?’ diye soruyorsunuz.

Mezunlar?

Bir önceki yazınızda da ‘Yeni YÖK Başkanı Erol Hoca, mezunların takip edileceğine ve istihdam oranı yüksek olan üniversitelerin bir adım daha öne çıkacağına yönelik takiptesiniz mesajları veriyor. Bakalım ne kadar etkili olacak?’ demişsiniz.

Daha önceki uyarılarınız gibi gazete arşivinde kalmaktan öteye geçmeyeceğini düşündüğüm bu çok önemli uyarıları okuyunca yazmadan edemedim.

Üniversite mezunlarını mezuniyetten sonra takip etmek çok önemli tabii. Ama;

Liselerden üniversitelere gelen öğrencilerin durumları; üniversite sınavlarında sorulara verilen doğru cevap yüzdeleri

Üniversitelerdeki eğitim, öğretim kalitesi

Üniversitelerin ve hocaların nicelik ve nitelik olarak durumları

Dünyada ilk 500’e giren üniversite sayısı sıfır ve sürekli geriye gidiyoruz. Buna karşılık halen açılan üniversite sayısıyla övünüyoruz.

Bu gerçekler ortada iken üniversitelerin mezunları, mezuniyet sonrası takip etmesine hiç gerek yok. Her şey gün gibi ortada. Eğer illa bir takip yapılmak isteniyorsa mahalle arası marketlerdeki kasiyerler, AVM güvenlik görevlileri, tezgâhtarlar ve restoran, kafe valeleri arasında bir anket yapmaları, takip için yeterli olur bence. Onların da, öyle ya da böyle iş bulabilmiş şanslılar olduğunu da unutmasınlar.

Üniversiteden beklentiler?

Yetkililerin öncelikle üniversitelerden ne beklediğimiz sorusuna cevap bulmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Eski ve nispeten oturmuş birkaç üniversitemizi ayrı tutarak (gerçi bunlar da hızla erozyona uğruyorlar) genelde her ile birkaç tane, hatta bazı büyük ilçelere de sürekli açılan üniversitelerimizden devletin öncelikli beklentisinin şunlar olduğunu düşünüyorum:

Liseden mezun olan fakat herhangi bir üniversiteye giremeyen öğrenci sayısını azaltmak

Her yıl üniversitelerde boş kalan, tercih edilmeyen yüz binlerce kontenjan nedeniyle ‘Biz üniversite açtık ama gençler üniversiteye girmeyi istemiyorlar’ algısını oluşturmak

Bu üniversitelere açılan akademik ve idari kadrolara, liyakat değil de ‘yakınlık’ esasıyla bir sürü eşi, dostu, yandaşı atamak suretiyle istihdama bu şekilde katkı sağlamak

Eskiden ülkenin her şehrinde ve büyük ilçelerinde mutlaka askeri birlikler, garnizonlar olurdu. Burada görev yapan insanlar ve aileleri, birliklerin ihtiyaçları, vs. dikkate alındığında bu birliklerin bulundukları il ve ilçelerin ekonomik ve sosyal hayatına önemli katkıları olurdu. Şimdi bu görevi üniversiteler almış gibi görünüyor. İstihdam sağlamaya yönelik yatırımların azlığı da dikkate alındığında, oralarda görev yapan personel, okuyan öğrenciler özellikle ekonomik hayata önemli katkılar sağlıyorlar. Üniversite öğrencilerinin olduğu en küçük yerlerde bile ev kiraları binlerle ifade ediliyor artık. Dikkat edilirse, bu beklentiler arasında üniversite kelimesinin sözlük anlamındaki araştırma yapmak, üst düzeyde eğitim sağlamak, bilgi ve bilim üretmek, vs. hususlar yer almıyor.

Yer aldığını söyleyen varsa üniversitelere sağlanan maddi ve diğer imkânlara, üniversite özerkliğine, bilimsel düşünceye saygıya, sayı ve kalite açısından hocaların durumuna baksınlar. Hoca olacak insanların yabancı dil notunu düşürerek dünyadaki hangi gelişmeyi takip edeceklerini düşünüyorlar?”

Mektup, tıpkı pek çok Hocamızın yazısının altına iliştirdiği şu notla bitiyor: “Yayınlarsanız lütfen adımı yazmayın.”

Özetin özeti: Sayısal büyümeyi gerçekleştirdik. Sıra şimdi kalitede. Peki ama nasıl?