Bugünler de geçecek!

Zor günlerden geçiyoruz.

Kenetlenmemiz gerekirken daha da hırçınlaştık.

Ülkedeki genel hava ne ise, evlerde, çarşıda, pazarda, iş yerlerinde, her yerde o!

Sıkıldık hem de çok sıkıldık.

Bir de üzerine ekstra sorunlar eklendiğinde zıvanadan çıkıyoruz.

Koronanın yarattığı stres nedeniyle eğitim kazanı fokur fokur kaynıyor.

Kaynamayan kazan mı var ki diyenler çıkabilir ama eğitim de en az ekmek, su kadar önemli!

Özellikle de fırsat eşitliğine dayalı adil bir eğitim!..

20 milyon öğrenci, 30 milyon veli ve iki milyona yakın öğretmen, akademik personel ve eğitim çalışanı var. Yani 50 milyondan fazla kişi için eğitim evimizin huzuru demek!

Eğitimde sıkıntı varsa evde de, ülkede de ciddi anlamda sıkıntı var demektir.

Eğitimin sancısı uzun sürer, anlık tepki vermese de yarattığı sorunlar, çok uzun süreli travmalar yaratabiliyor!..

Eğitime ve öğretmene saygı, çocuklarımıza, ülkemize ve geleceğe saygı demektir.

İşte bu yüzden bu konuda çok ama çok duyarlı olmalıyız!

İşte son günlerin birkaç sıkıntılı konusu ve bu konulardaki düşüncelerimiz:

Müfredat değişmeli!

- “Merhaba Abbas Bey, MEB çocuklarımızın LGS ve YKS’de bütün müfredattan sorumlu olduğunu açıkladı. Müfredat 40 dakikaya göre planlandığı için 30 dakikalık ders için müfredattan konu eksiltmeleri gerekiyordu. Uzaktan eğitimin zorlukları bir yana sırf ders saati süresinin az olması bile müfredatın en az yüzde 25 daraltılması gerekliliğine neden olur. Bakanlığın vermediği eğitimin karşılığını istemesinden dolayı çok üzgünüz...”

- Veliler çok haklı. Müfredat kesinlikle uzaktan eğitime göre yeniden düzenlenmeliydi! Sınav sorularının önceki yılların mantığıyla hazırlanması çok büyük haksızlıklar doğurur. Geçen yıl ikinci yarı, bu yıl da ilk yarıda hiç ders görmeyen ya da yarım yamalak ders gören öğrenciler, nasıl tüm müfredattan sorumlu tutulabilir?..

Okul öncesi eğitim!

- “Okul öncesiyle hiç bu kadar oynanmamıştı. 3 günde, 4 kere kapanıp açıldık. Akşam alınan karar, sabah bozuldu. Açıksınız dendi yazı yok, kapalısınız dendi yazı yok. ‘Sizi kapsamıyor’ demek nasıl bir cümle? Valilik kararında kapalı ibaresi geçerken MEB’den farklı açıklamalar geldi.”

- Bu konudaki tüm yakınmalarda haklılık payı var. Çünkü MEB, okul öncesi eğitim konusunda hâlâ ciddi bir politika oluşturamadı. Okul öncesi, tümüyle MEB’in kontrolü altına girmedikçe bu sıkıntılar yaşanmaya devam edecek. Devlet anaokulları ve kreşler kapalıyken, farklı kurumlarda açık olmalarının mantığını anlamak mümkün değil. Ya hepsi açılmalı ya da hepsi kapanmalı?

Biri için sakıncalı olan durum diğerleri için sorun yaratmıyor mu?

Öğretmenlere haksızlık mı?

- “Öğretmenler okula niye gidiyor? Öğretmene güvenmeyen bir zihniyet. Salgın, akılla önlenir. Toplumun en dinamik yerini işgal edenler, sırf sınıf defterini doldurmak için altmış öğretmeni okula topluyorlar, gerisini siz düşünün artık. Bahaneleri de şu: Sınıf defteri resmi evrakmış, eve gitmezmiş.

Lütfen bu konuyu gerekli yerlere iletin. Bizim gücümüz bu duyarsızlığa yetmiyor.

- MEB, bu konuda daha doyurucu ve inandırıcı bir açıklama yapmalı. Hiç kimse öğretmenlerin görevden kaçtığını söyleyemez. Evde uzaktan eğitim için verdikleri mücadele takdire şayan!..

Niye bu ayrıcalık?

- “Bildiğimiz kadarıyla, öğretmenlerin iş yeri okullardır, haftada bir gün öğretmenlerin iş yerlerine çağırılmasının ne gibi bir sakıncası var ki! Devletin tüm personeli sağlıkçısı, polisi vs. salgında risk açısından ön saflarda yer almalarına rağmen hâlâ görevlerinin başındayken (zorunlu sebeplerden evden çalışanlar hariç) haftada bir gün öğretmenlerin okula çağrılması çok mu önemli bir konu?

 Böylesi bir ortamda vurun abalıya diyebileceğimiz en son kişiler sağlıkçılar ve öğretmenler olmalı!

Elbette tüm sektörler canla başla mücadele veriyor ama birilerini savunurken, diğerlerini kırmayalım. Bilim Kurulu ve MEB her gün okula gitmeyi uygun görmedi ki okullar kapandı. Bir günlük okula gitme konusunda da inandırıcı ve gerekli gerekçeler ortaya konulursa eminim ki tüm öğretmenler koşa koşa okula gidecektir. Onların eleştirdiği niye okula gittikleri değil, gittiklerinde ne yapıldığı!..

Özetin özeti: Duygularımızla değil, aklımızla yol almalıyız!..