Çocuklarımızı ne kadar seviyoruz?

Ne olur, artık hiç kimse, çocuklarımızı çok sevdiğini ve onların, hem bizim hem de ülkemizin geleceği olduğunu söylemesin!

Başta anne babalar olmak üzere, bunu söyleyen herkesin samimiyetini sorgulaması gerekir.

Niye mi?

Lafın ötesine geçip, onlar için ne yaptık?

Ne olur artık kendimizi kandırmayalım, şapka düşsün kel görünsün!

Eğitimle uzaktan yakından ilgisi olmayan önceki Milli Eğitim bakanları yüzünden, liselere giriş sistemi bu yıl tam anlamıyla tıkanmış durumda.

Öğrenciler bezgin, öğretmenler şaşkın, veliler perişan, MEB ise her zamanki gibi vurdumduymaz!

Sistem tıkandı

Liselere giriş sistemi tümüyle değişmeli. Hatta okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilip, lise eğitimi 4 yıldan 3 yıla inmeli! Çok daha önemlisi, kırk yıldır devam eden umut tacirliğine artık son verilmeli ve öğrencilerin üçte ikisi, üniversiteye değil, mesleğe ve üretime yönlendirilmelidir!..

İşsizler sıralamasının en tepesinde üniversite mezunları bulunuyor.

KPSS yüzünden, pek çok gencimiz hayata küsmüş durumda.

Yani iyi bir üniversite, iyi bir diploma ve iyi bir iş hayali pek çok gencimiz için çıkmaz bir sokak haline geldi.

Peki, üniversite eğitimi bugünün dünyasında şart değil mi?

Evet demek de zor, hayır demek de!

Önceliklerinize bağlı.

Eğer ille de kariyer diyorsanız, elbette üniversite şart.

Yok eğer, bir an önce iyi bir meslek edinip, hayata atılmak istiyorum diyorsanız, işte o zaman üniversite bazen zaman kaybı da olabiliyor.

Şu anki üniversite öğrencilerine ve özellikle de işsiz üniversite mezunlarına, “Hayatınızdan memnun musunuz, aynı süreci bir kez daha yaşamak ister misiniz?” diye bir soru yöneltseniz, eminim ki pek çoğunun cevabı “Hayır” olacaktır. Çünkü çektikleri çilenin karşılığını alabilmiş değiller...

Bu yıl Liselere Giriş Sınavı LGS’ye 1.8 milyon öğrenci girecek.

Ve hepsi de liseyi bitirmek zorunda çünkü zorunlu eğitim kapsamındalar.

Peki, seçenekleri ne?

Hayat mı yoksa üniversite mi?

Ortada öyle bir sistem var ki meslek lisesi ve imam hatip mezunları bile üniversiteye yönlendiriliyor!

Peki, girildiğinde mutlu olunan, mezun olunduğunda iş olanağı sağlayan üniversite kontenjanları ne kadar?

300 bini geçmez!

Şimdi, asıl can alıcı soru şu:

Geriye kalan 1.5 milyon gencimiz ne olacak?

Hadi diyelim ki 500 bini de öyle ya da böyle bir yere girdi ve mutsuz da olsa yoluna devam edecek.

Peki ya geriye kalan 1 milyon lise mezunu hayata nasıl tutunacak?..

Bu soruların cevabını devlet ya da siyaset düşünmüyorsa, MEB, YÖK ve ÖSYM’nin umurunda değilse siz, anne babaların umurunda olmak zorunda. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor!..

Çocuklarımızın geleceği önemli hem de çok önemli ve bu konuda en büyük görev sizlere düşüyor.

Size dayatılanı değil, çocuğunuz için en doğru olan ne ise onu bulmalı ve hayata geçirmelisiniz.

Bu da o kadar zor olmamalı.

Sınav ve diploma odaklı eğitimin sonu çoktan geldi ama biz hâlâ farkında değiliz...

Alternatifler neler?

Onları hep birlikte, arayıp bulmaya ve hayata geçirmeye devam edeceğiz!

Bunu çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için yapmak zorundayız.

Hızlı karar!

MEB, liselere girişle ilgili olarak, bu yıla özel, her ne karar alacaksa, bir an önce almalı ve bunu kamuoyuyla paylaşmalıdır. Çünkü son dakikaya bırakılan tüm kararlar çok büyük sıkıntıları da beraberinde getirdi.

Okula başlama yaşıyla sürekli oynayan bakanları sokağa çıkıp sorsanız kimse hatırlamıyor ama sistemin ve yığılmanın sancıları milyonlarca aileyi etkiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dikkat çektiği gibi, ülkemizin geleceği teknoloji ve inovasyonda. Eğitimin her alanında çağı yakalar ve bu yöndeki açığımızı da kapatırsak, yeni dünyanın yüzü güleni biz oluruz.

Sorun büyük ama çözülmez değil. Yeter ki zamanında karar verelim, yeter ki yeni hatalar yapmayalım...

Özetin özeti: Çocuklarımızı okula, devlete ve hayata küstürmeye de hiç ama hiçbirimizin hakkı olmamalı!..