Dinlemek mi, konuşmak mı yapmak mı, izlemek mi?..

Konuşmaya bayılıyoruz.

Hem de bilip, bilmediğimiz her konuda.

Televizyonlara çıkan tiplere bakın, savaş oluyor onlar konuşuyor, salgın oluyor onlar konuşuyor, futbol, ekonomi, hukuk, deprem, küresel ısınma söz konusu oluyor yine onlar konuşuyor.

Onlara kızıyoruz ama hiçbirimiz de onlardan farklı değiliz!

Bir Alman’a yol ya da bir soru sorarsanız, bilmiyorsa, bilmiyorum der.

Çıkın sokağa bizden birine, herhangi bir şey sorun, bilmiyorum, diyeni zor bulursunuz!

Peki ama neden?

Kişiden kişiye değişir. Kimi ukala ve çok bilmiştir kimi de yardım etmek için çırpınanlardandır.

Konuşmak için donanım, bir şeyi öğrenmek için de çok iyi izleyici olmak gerekir.

Herhangi bir alanda yetkinlik kazanmadan konuşmak ne ise işin pratiğini bilmeyen uzmanların konuşması da o. Allah böylelerinden hepimizi korusun!..

Yan koltuk! yan sıra?..

Korona nedeniyle uçaklar, restoranlar, sinemalar, maçlar için yan koltuk boş kalacak kuralı düşünülüyor! Peki, 45-50 kişilik sınıflarda, amfilerde ve yurtlarda ne olacak?

Yüz binlerce hatta milyonlarca kişinin katılacağı giriş sınavları için ne düşünülüyor?

Onlar için de bir kural söz konusu mu?

Kalabalık sınıflar, yemekhaneler, yurtlar, servisler ve teneffüslerde sosyal mesafe kuralı olacak mı? Her sıraya tek kişi mi oturacak yoksa aynen devam edecek mi?.. Bunları konuşmak için çok erken diyenler çıkabilir. Ama yaz okulları ve sonbaharda eğitim düşünülüyorsa, bu ayrıntıların şimdiden konuşuluyor olması ve ona göre önlemlerin alınması gerekir. Okullarımızın en büyük sorunu derslik sayısının yetersizliği; 2020’de tekli eğitime geçeceğiz derken, ikili eğitim yapan okul sayısı daha da arttı. 

Bir de geçici de olsa, “yan koltuk boş kalsın” kuralı getirilirse, bu açık olağanüstü boyutlara çıkabilir. Bu yüzden, okul kapasitelerinin keyfe keder ve ideolojik olarak değil, ihtiyaca göre düzenlenmesi şart!.. Bu arada, diğer tüm sınavlar ertelendi, Liselere Giriş Sınavı LGS ertelenmedi!

7 Haziran’da yapılacak ve 1.8 milyon öğrenci girecek. 

Hem de bayramdan hemen sonra!

Müthiş bir sirkülasyon söz konusu!

Hadi, MEB’in umurunda değil, Bilim Kurulu, yüz binlerce hatta milyonlarca adayın katıldığı giriş sınavları için ne düşünüyor?

Kapalı alanlarda mı yapılacak yoksa bazı ülkelerde olduğu gibi açık havada mı?

Öğrenci ve velilerin motivasyonu ne olacak? Gerekiyorsa, bir gün de onlar için sokağa çıkmayalım ama yaratacağı risk enine boyuna düşünülmeli!..

Herkesin derdi kendine!

Korona dünyayı allak bullak etti. Herkes onu konuşuyor.  Ülkeler ve insanlar bu boyutta belki de ilk kez ortak bir noktada buluştular. 

Önemli olanın para, pul, güç, şöhret değil, sağlık olduğunu gördüler. 

Peki, bu durum herkes için böyle mi? 

Örneğin işsizler, işi batanlar, sınava hazırlananlar, önünü göremeyenler için de bu böyle mi?.. Ateş düştüğü yeri yakar derler. Eğer sağlık sorunu varsa, insanların birinci önceliği o. Sağlığı yerindeyse, diğer sorunlar bir anda o boşluğu doldurabiliyor. Yani, herkesin derdi kendine.

Örneğin önünü göremeyen lise ve üniversite adayları, örneğin yıllardır atama bekleyen üniversite mezunları, örneğin aylardır siftah yapmayan esnaf, örneğin atanıp da görevine başlayamayan öğretmenler, örneğin bu zor dönemde sözleşmesi yenilenmeyen ya da kapı önüne konan çalışanlar...

Hemen her gün, her dakika mesaj yağıyor. Çoğu da sorun yüklü. Hüzün dolu. Umut arayışı içindeler...

Koronavirüs öyle ya da böyle bir süre sonra hayatımızdan çıkacak ama sınavlar, işsizlik gibi bazı sorunlar var ki onlarla çok daha uzun yıllar mücadele etmek zorunda kalacağız.

Hiçbir şeyin hiçbir şeyi gölgelemesine ya da ötelenmesine izin vermeden, onu, bunu, şunu değil, herkesi mutlu edecek çözümler ve umutlar yaratmadıkça yüzler gülmeyecektir.

Korona süreci çok zor bir dönem ama sonrası çok daha zor olabilir. Bu yüzden, şimdiden gelecek için kafa yormak, yarın karşımıza çıkacak o olası ağır yükleri hafifletecektir.

Özetin özeti: Günü kurtarmak elbette çok önemli ama yarını düşünmeden yol almak mümkün değil!..