En yeni YÖK bakalım ne yapacak?

12 Eylül ürünü kurumların çoğu yok oldu ama YÖK güçlenerek yoluna devam ediyor.

40 yıl öncesi tartışmaları bugün gibi hatırlıyorum.

Başta İTÜ Rektörü Prof. Dr. Kemal Kafalı olmak üzere muhalif akademisyenler YÖK’ü zehir zemberek eleştiriyor, 12 Eylül yönetimini arkasına alan Doğramacı ise sanki hiçbir şey yokmuşçasına yoluna devam ediyordu.

Zaman zaman dünyadan örnekler veriyor, zaman zaman da rakamlar ve tablolarla adeta göz boyuyordu.

Ankara ondan memnundu ama üniversiteler kaynamaya devam ediyordu.

Kendinden sonraki YÖK başkanlarını, arada büyük pişmanlıklar yaşasa da uzun süre o önerdi, cumhurbaşkanları atadı.

Evren’den sonra gelen cumhurbaşkanlarının çoğuyla arası çok iyiydi, bir dediği iki olmuyordu.

Onu en çok üzen de kendi elinden tutup o makamlara oturttuğu isimler oldu.

YÖK, kurulduğu ilk günden itibaren tüm siyasi partilerin de en önemli gündem maddelerinden biriydi.

Ne zaman bir seçim olsa, YÖK’ün tümüyle kaldırılacağı vaatleri gündeme geldi ama hangi parti iktidara gelse, bırakın kapatmayı daha güçlenmesini sağladı.

Neden en yeni?

Bir önceki YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, kendi yönetimindeki YÖK’ü “Yeni YÖK” olarak tanımlamıştı.

Söze hep “Yeni YÖK olarak biz” diye başlardı.

Şu anda, ekipten neredeyse hiç kimse kalmadı.

Yeni YÖK Başkanı Erol Özvar Hoca, yeni YÖK’ün üyelerini bir bir değiştirerek kendi kadrosunu kurdu. Bu yeni oluşum, umarız hem kendisi hem de üniversitelerimiz ve ülkemiz için hayırlı olur.

Tepki gösterenler yok mu?

Elbette var.

Peki, iyi mi oldu, kötü mü?

İşte bunu zaman gösterecek.

Yeni atanan üyeler de bir gün, kendinden önce atananlar gibi görev süreleri bile dolmadan apar topar kapı önüne koyulmak istemiyorlarsa iddialı projeler gerçekleştirmek zorundalar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversitelerimizden, dolayısıyla da YÖK’ten bir başarı hikâyesi bekliyor.

Dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında ilk 100’e üniversitelerimizin girmesini en çok isteyenlerin başında o geliyor.

Paraysa para, yasaysa yasa, manevi destek ise moral motivasyon dahil her türlü destek sağlamasına karşın hâlâ bir sonuç elde edilmediyse, kabahatli arayanların çuvaldızın en büyüğünü önce kendilerine batırmaları gerekmez mi?

İşte bu noktada en yeni YÖK nasıl bir yol haritası izleyecek, öncelikleri ne olacak, en önemlisi de nasıl bir farkındalık yaratacak?

“Böyle gelmiş böyle gider” diye 40 yıllık YÖK düzeninin bir parçası mı olacaklar yoksa yeni bir ses, soluk mu getirecekler, hep birlikte göreceğiz.

Önlerinde çok fazla zamanları yok. Bu yüzden ne yapacaklarsa bir an önce tüm marifetlerini göstermeliler.

Örneğin,

İlk 100 konusunda nasıl bir strateji izleyecekler?

İstihdama yönelik kafalarında hangi projeler var?

Üniversitelerde nasıl bir transformasyon gerçekleştirecekler.

40 yıldır sözü edilen ama bir türlü arkası gelmeyen üniversite/sanayi iş birliği konusunda ne yapacaklar?

Üniversitelerin daha üretken, daha özgür, daha yenilikçi olmalarını nasıl gerçekleştirecekler?

Kendi ayakları üzerinde durmaları konusunda nasıl beklenti içerisine girecekler?

Öğrenci, öğretim elemanları ve ebeveyn memnuniyetini nasıl artıracaklar?

Kalite çıtasını nasıl yükseltecekler?

Diplomalarımızın dünyanın her tarafında geçerliliğini nasıl sağlayacaklar?

Benzeri daha onlarca soru sıralayabiliriz, sıralanmalı da. Hatta bu konuda tüm paydaşlardan olduğu gibi kamuoyunun her kesiminden de görüş almalılar ki ileride “Bunu niye unuttunuz ki” denilmemeli.

Zaman yok

 Üniversiteler sadece bizde değil dünyanın her yerinde sıkıntılı. Olaya sadece doluluk açısından bakarsak, büyük bir yanılgı içerisine gireriz.

Evet, kapı önünde bekleyen milyonlar var ve en az yarısı üniversite öğrenimi görmek istiyor. Peki ya sonrası?

Onca mücadelenin, fedakârlığın ve harcamanın karşılığı işsizlik ya da öğrenim görmediği alanlarda üç kuruş paraya çalışmak olmamalıdır.

Özetin özeti: Başta YÖK olmak üzere ilgili tüm kurumlar üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirselerdi, bugün yaşanan sorunlardan birçoğu hiç gündeme gelmezdi!..