Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Eğitimde ve özellikle de sınav yarışında, eşit koşullarda bir mücadele söz konusu mu? Aynı, gün, aynı saatte, aynı sınava girip, aynı soruların soruluyor olması eğitimde fırsat eşitliği için yeterli mi?

Bu soruya evet ya da hayır demeden ya da başka çare mi var sorusunu sormadan önce isterseniz gelin önce bir durum tespiti yapalım:

Yüz binlerce liralık özel okullar ile birleştirilmiş sınıflar ya da taşımalı eğitim kapsamındaki okullardaki eğitim kalitesi aynı mı?

Fen liseleri ile meslek liselerindeki eğitim seviyesi eşit düzeyde mi?

Haberin Devamı

Özel ders alan ya da dershaneye gidenler ile gitmeyenler arasında hiçbir fark yok mu?

“Nitelikli” okullar ile “niteliksiz” okullarda verilen eğitim kâğıt üzerinde benzer olsa da uygulamada birbiriyle ne kadar örtüşüyor?

Kırsaldaki okullar ile kentlerdeki okullar arasında eğitim düzeyi birbirinin aynı mı?

Eski mezunlar ile yeni mezunların aldıkları dersler ve aldıkları notlar ne kadar adil?

Okul başarı puanları birbirinin aynı mı, hormonlu notlar dengeleri bozuyor mu?.. Benzeri daha onlarca soru sıralayabiliriz.

Peki, bu neyi değiştirir?

Seçim öncesinde, bu konuda ortaya atılacak daha adil bir projenin, on milyonlarca seçmenin oyunun rengini belirleyeceğini çok net söyleyebiliriz.

Sınavlara giren 10 milyonu aşkın çocuk ve gencimiz ile iki katı kadar da aile büyüğü var. Onları ikna eden, sadece ilk kez oy kullanacak 6.5 milyona değil, 25-30 milyonluk bir seçmen kitlesini can evinden yakalayabilir.

Bizden hatırlatması!..

Zor ama mümkün

Daha adil bir sınav sistemi ya da bir üst eğitim kurumlarına geçişte daha adil bir yönlendirme mümkün olabilir mi?

Kesinlikle olur.

Dünya bu işi nasıl çözüyorsa biz de o şekilde çözmeliyiz.

Evet, bizim gibi hatta daha çılgınca sınav yarışının olduğu ülkeler de var ama genel çoğunluk bu işi doğru yönlendirmeyle çözüyor.

Tüm öğrencileri getirip üniversite önüne yığmak yerine, ülke ihtiyaçları ve doğru insan gücü planlamasıyla çözmeye çalışıyor.

Bu noktada olmazsa olmaz olarak kabul edeceğimiz birkaç önemli nokta var:

Her meslek önemlidir, onurludur ve severek o işi yapanı mutlu eder.

Haberin Devamı

Her çocuğun başarılı olabileceği bir ders, bir meslek, bir hayal mutlaka vardır. Onu bulup geliştirmek eğitimin öncelikli görevidir.

Sınav ve diploma odaklı bir eğitim yerine, yetkinlik kazandırıcı, üretim ve istihdam odaklı eğitim şarttır.

Meslek yelpazesi geleceğe yönelik olarak revize edilmeli ve olabildiğince genişletilmelidir.

Doğan her çocuğun yüzde 65-70’i mesleki eğitime, kalanı akademik eğitime ve üniversiteye yönlendirilmelidir.

Ölçme ve değerlendirme sistemi ülke genelinde daha adil hale getirilmeli ve fen liselerine girişte eskiden olduğu gibi, belirli bir not barajını aşan öğrencilere sınavlara giriş hakkı tanınarak, okul içi eğitimin önemi artırılmalıdır.

İki yıllık okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilerek, öğretim kademeleri ve süreleri yeniden belirlenmelidir.

Öğrencilerin sosyal bir varlık oldukları asla unutulmamalı, sadece sınavlara değil hayata hazırlanmalarına da olanak sağlanmalıdır.

Diplomalı ama işsiz ve mutsuz bir gençlik yerine, severek yaptığı bir mesleği ve çalışacağı bir işi olan üretken ve mutlu bir gençlik için kafa yormalıyız.

Haberin Devamı

Umut tacirliğinden vazgeçilmelidir.

Özetin özeti: Gençleri ve ailelerini mutlu edenler, kendileri de mutlu olurlar.