Gençler gibisi yok!

Dün sabahın köründe yollara düşüp, önce, Batman üzerinden Bismil’e, sonra da Diyarbakır’a gittik.

Bismil’de öğlenden önce öğretmenlerle, öğlenden sonra da lise öğrencileriyle uzun uzadıya eğitimi ve geleceği konuştuk.

Öğretmenler, özellikle de evli sözleşmeli öğretmenler, ailelerinden uzak oldukları için dertli hem de çok dertlilerdi.

MEB, bir şekilde, bu konuya çözüm üretmek zorunda, yoksa kendisi mutlu olmayan öğretmenlerin mutlu öğrenci yetiştirmeleri mümkün olmaz...

Eğitim sistemindeki zikzaklar da kendilerini fazlasıyla bunaltmış. Ama her şeye rağmen hallerinden memnunlardı. Çünkü en azından bir işleri vardı.

Meraklıydılar. Yeni kabinede bir değişiklik olacak mı, olursa Milli Eğitim Bakanı da değişecek mi, değişirse kim olacak sorularına cevap aradılar.

Bismil, 120 bin civarında bir nüfusa sahip ve 35 bini öğrenci.

Başarı oranı çok yüksek olmasa da yerlerde de sürünmüyor.

Öğlenden sonraki oturum moralimi müthiş yükseltti. Çünkü öğrenciler zehir gibiydi. Pek çok kentte ve üniversitede, öğrencileri zor konuştururken, burada eller hiç aşağı inmedi.

Soru sormak ve görüşlerini açıklamak için adeta yarıştılar.

YGS, LYS en büyük baş ağrılarıydı.

Nedir bu sınavlardan çektiğimiz diye sızlanmaya başladılar ve çok çarpıcı örnekler verdiler:

İki abim öğretmen oldu ve yıllardır atama bekliyor, ben de işsiz kalacaksam, o zaman niye üniversiteye gideyim ki!..

İşte, eğitim adına en çok korktuğumuz konu bu oldu.

Gençlerimizi eğitime bir küstürürsek, onları yeniden kazanmak, heveslendirmek, inandırmak hiç kolay olmaz.

Bu yüzden, ne yapıp edip, “yeni atılım dönemi”nde işsizliğe çözüm bulmalıyız. Yoksa fazla değil, 10 yıl sonra, bugün açmak için çok büyük çabalar harcadığımız üniversitelerden bir bölümünün kapısına kilit vurmak zorunda kalabiliriz...

Genç Beyinler!

Bismil Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, “Bismilli Öğrencilerimizden Esintiler/Genç Beyinler Genç Fikirler” kitabının baskısı dün akşam saatlerinde tamamlanmış, bana da armağan ettiler...

Öğrencilerden kimi şiir yazmış, kimi de içindeki isyanı ya da özlemi kelimelere dökmüş.

Hayatın içinden müthiş detaylar vardı.

İşte farklı yazılardan farklı paragraflar:

- Hiçbir zaman ağzımızdan çıkan sözlerle kirletmedik dünyayı.

- Merhaba ben su taneciği, tanıdınız mı? Hani açık musluklardan israf edilen su var ya işte o...

Ben yok olursam, siz de yok olursunuz...

- Bir dünya istiyorum, barışla yaşayıp savaşı hatırlamadığım, iyilerin kazanıp kötülerin var olmadığı, çocukların acı çığlıklarını değil de neşeli çığlıklarını, kahkahalarını duyduğumuz bir dünya...

Gözyaşlarının toprakla buluşmamasını isterdim.

- Bir öğretmen olacaksam eğer âşık olmalıyım bilgiye ve ilime. Bulut olup sevgi yağdırmalıyım minik hayatlara...

- Huzuru doğada bulandır en mutlu insan...

- Bu dünyada çocuk olmak çok zor. Büyükler aç gözlü olmaya devam ettikçe de bu hep böyle devam edecek.

- Kadın olmak nedir bilir misin? Kadın olmak ayaklarının üstünde durabilmektir...

Ve kadın duyulmayan çığlık, hissedilmeyen acı, görülmeyen gözyaşıdır...

Özetin özeti: Bismilli öğrenciler hayat doluydu ve geleceğe umutla bakıyordu. Ne olur onların heyecanlarını da umutlarını da boşa çıkartmayalım...