Güven erozyonu (2)

Görünen o ki güven erozyonu konusunda daha pek çok yazı yazmak zorunda kalacağız.

Neredeyse kimse, kimseye güvenmiyor. Güvenenler ise söylenenleri sorgusuz sualsiz, kabullenmekle yetiniyor ki, o daha da beter bir durum!

Evet, pek çok sorunumuz var ama eğer başta korona olmak üzere onlardan kurtulmak istiyorsak, birbirimize güvenmek zorundayız.

Güvenin yeniden inşa edilmesi noktasında, hepimize önemli görevler düşüyor!

Birinden bir şey istiyorsak, önce kendimiz uyacağız, taşın altına elimizi koymamız gerekiyorsa da önce kendimiz koyacağız ki, arkası gelsin!

Alman Bosch firmasının çok çarpıcı bir reklamı vardı. Diğer reklamlar uçtu gitti ama o hep aklımda kaldı. Kurucusu Robert Bosch’un sözleriydi:

“Müşterilerimin güvenini kaybetmektense her şeyimi kaybetmeyi tercih ederim...”

İşte bu yüzden, eğer başkalarının bize güvenmesini istiyorsak, ilk adımı kendimiz atıp onlara güvenmeyi öğretmeliyiz. Öğretmeliyiz ki devamı gelsin.

Biz onlara güvenmezsek, başkası bize niye güvensin ki?..

Kontrollü süreç başlıyor!

Koronada mutlu sona az kaldı, tünelin ucu göründü diyemesek de yasaklar yumuşamaya başladı.

Bu iyiye mi işaret yoksa riske davetiye çıkarmak mı, hep birlikte göreceğiz.

Eğer, herkes, başkasını eleştirmeyi bırakıp üzerine düşeni yaparsa, sağlıklı günlere daha hızlı ulaşacağımız kesin!..

Önceki akşam bir dizi önlemler açıklandı. Bundan böyle, her pazartesi, yeni bir risk haritası açıklanacak ve o çerçevede alınan yeni önlemler ya da normalleşme kararları, kamuoyuyla paylaşılacak...

Yani bugün için geçerli olan kuralların, gelecek hafta pek de önemi kalmayabilir!

Bu kafa karışıklığına hazır olmalıyız!..

Pandemiyle mücadele ne sadece vatandaşların tek başına yapacağı bir iş ne de devletin tek başına altından kalkabileceği bir yük!

Bu yüzden hep birlikte hareket etmeli ve alınan kararlara yine hep birlikte uyum sağlamalıyız.

Okullarla ilgili karar, herkesi mutlu etmedi. Etmesi de mümkün değildi.

Öğretmenlere aşı konusunda öncelik tanındı ama arkası gelmedi.

Okullar açılıyor ama hijyen konusunda nasıl bir tabloyla karşılaşacağız, sürdürülebilirlik nasıl sağlanacak, hâlâ herkesin kafasında onlarca soru işareti var!..

Zor bir dönemden geçiyoruz ve inanın biz zoru seviyoruz ve bunu da en az zararla atlatacağız...

Elbette bir can bile çok önemli, elbette esnafımız kan ağlıyor, elbette çocuklarımız okulsuz, anne babaları işsiz kaldı ama bu günler de geçecek.

Bir an önce geçmeli de...

Geçsin ki, bir an önce yaralarımızı saralım, geleceğe çok daha emin adımlarla ilerleyelim...

Karamsar olmak için mazeret ararsak, yüzlercesini buluruz ve hepsinde de yüzde yüz haklı oluruz ama keskin sirke küpüne zarar!..

Moralimizi ve sabrımızı koruyarak mücadeleye devam...

Yüz yüze eğitim çocuklarımıza hayırlı olsun, aileleri de asla unutulmasın. Özellikle de kronik hastalığı olanlar!..

Kabahatli arama yerine

İlk birkaç gün olmasa bile, önümüzdeki günlerde, okullarda pek çok sorunla karşılaşacağız ve kabahatli avına çıkacağız.

Peki, bu bize daha da demoralize olmanın ötesinde ne kazandırır?

Gelin önce, her ne sorun varsa onları çözelim, sonra hesap soralım. Çoğu zaman, o sorunları çözmek için harcadığımız enerjinin on katını, kabahatli aramak ya da onları eleştirmek için harcıyoruz ama değişen hiçbir şey olmuyor...

Okullar kolay açılmadı ve gelin onları açık tutmak için hep birlikte mücadele verelim.

“Bu kafayla mümkün değil” diyeniniz çok olacak ama yine de denemekte yarar var. Okulunuzla konuşun, nerede sorun varsa, olanaklarınız ve yapabilecekleriniz ölçüsünde göreve hazır olduğunuzu söyleyin. Bu, okul yöneticileri için büyük bir motivasyon kaynağı olacaktır!..

Özetin özeti: Zehir zemberek eleştirdiklerimin yerinde ben olsaydım ne yapardım diye arada bir empati yapmakta yarar var!..