Koronayla mücadele ve eğitime sınav odaklı şaşı bakış!

Korona sadece sağlığımızı değil kimyamızı da bozdu. Moral ve motivasyonumuz dibe vurmuş durumda.

Herhangi bir konuda sağlıklı, sürdürülebilir bir karar almamız neredeyse imkânsız.

Psikolojik olarak adeta çökmüş durumdayız. Sabır sınırlarımızı artık fren tutmuyor!

Eğer öyle olmasaydı, sınav odaklı eğitim ve sınavlar koronayla mücadele ve çocuklarımızın sağlığından daha önemli hale gelebilir miydi?..

Korona tablosu vahim ötesi!

Vaka sayısı her gün yeni bir rekor kırıyor.

Buna rağmen, yaşanılan bu korkunç salgını ciddiye almayanların sayısı hâlâ çok fazla.

Peki ama nereye kadar?

Hadi vatandaş bu konuda disipline değil! Peki ya devlet kurumları?..

Örneğin MEB, örneğin eğitim kurumları?

Eğitimde kurallara uyum çok daha denetlenebilir hale gelmeli. Yoksa iş iyice çığırından çıkabilir!

Çünkü evinde ya da yakınında öğrenci, veli ve öğretmen olmayan yok gibi!..

Risk var mı, yok mu?

Sınav odaklı eğitim sevdasını korona ve ölüm riski bile durduramadı.

Bu rüzgâra kapılanların en başında da MEB ve ÖSYM geliyor!

Her yer kapanıyor ama 8 ve 12. sınıflar ile dershaneler açık!

Sokağa çıkma ve toplu taşıma araçları ile seyahat yasağı 18 yaş altına tümüyle yasak ama sınava girenlere serbest!

ÖSYM, pandemi sürecinde gelinen korkunç tabloya rağmen pazar günü YDS’yi, haftaya e-YDS’yi, 2 Mayıs’ta ALES’i ve diğer sınavları yapmakta hâlâ kararlı mı?

Peki ya MEB?

LGS, 6 Haziran’da yapılacak mı?

Tamam, her öteleme moral ve motivasyon erozyonu yaratıyor. Peki ya sağlığımız?

Bu yüzden, en doğru olan ne ise o yapılmalı, eğer ille de sınav olacaksa çok özel koşullar sağlanmalı! Örneğin sınav günleri ya sokağa çıkılmamalı ya da sınava gireceklere özel servisler hizmet vermeli!..

Ailelerimizin ve çocuklarımızın sınavla elde edeceği avantajlar, girecekleri riskten daha mı fazla?

Evet demek mümkün değil!..

Günün birinde elbette bu sınavların da bir analizi yapılacak ve doğrular, yanlışlar bir bir ortaya çıkacak. Umarız, çok geç kalmış olmayız…

Kapalı mı, açık mı?

Özel okullar ve dershaneler tümüyle açık mı, kapalı mı?

Bu yönde çok farklı söylemler var!

Devlet ya da özel okulların tümünde hijyen kurallara uyuluyor mu, mesafe ve maske konusuna gereken özen gösteriliyor mu?

Aşı konusunda, uygulama takvimi ve gerekçeleri, samimi bir şekilde, net olarak ortaya konulursa, şehir efsaneleri ve zamansız tartışmaların önüne geçilmiş olur.

20 milyon öğrenci, 30 milyon veli, 2 milyondan fazla öğretmen, öğretim elemanı ve eğitim çalışanı var!

Eğitimde kontrolü ve disiplini sağlayamazsak, yaşamda da sağlayamayız.

Her şey gibi salgınla mücadele de bir eğitimdir ve getirisiyle, götürüsüyle, bu mücadele sınavlardan çok daha önemlidir!..

Umut tacirliği

Umut tacirliğinin ötesine geçmeyen ve çocuklarımızı adeta enkaza çeviren sınavlar yüzünden eğitim sistemimizin sekteye uğratıldığı, çocuklarımızın ve velilerimizin moralleri altüst edildiği yetmiyor gibi, şimdi bir de öğrenci ve öğretmenlerimizin sağlığı riske atılıyor!..

Pandemi döneminde eğer bir risk söz konusuysa, ki vakalar alarm zillerinin çaldığını gösteriyor, birinci önceliğimiz, sınavlar değil, sağlığımız olmalıdır.

Gerekli önlemler alınıyor ise elbette yüz yüze eğitim de yapılmalı, isteyen okula, isteyen kursa da gitmeli ama pozitif yönde hiçbir adım atılmadan, hiçbir şey yokmuşçasına, sınav yarışına devam etmek, çocuklarımız için iyilik değil, risktir!..

Veliler haklı olarak soruyorlar:

- 18 yaş altı için sokağa çıkma riski söz konu ise bu sınavlara hazırlanan öğrencileri de etkilemez mi?

- Toplu taşıma araçlarına binmek diğer çocuk ve gençler için risk taşıyor da sınava girecek olan öğrenciler efsunlu mu?

- Derslere devam eden özel okul ve dershane öğretmenleri için öncelikle aşı söz konusu mu?

- Sınav stresi yetmiyor gibi şimdi bir de hastalık stresi fazla gelmez mi?

- Her şeyin bir telafisi var. Sınavlar iki hafta sonra da olabilir ama yaşanan stres ve kapılacak virüsün yarattığı etki çok derin yaralar açmaz mı?

Bu süreçte önemli olan, her türlü riski göze alan öğrenci ve velilerden ne kadarının hayaline kavuşacağı!

Liselere girişte sınavla öğrenci alanların kontenjanları yüzde 10’larda!

Üniversitede de durum farklı değil. İlk 5 tercihine giren sayısı da yine yüzde 10’u geçmez!

Peki, buna değer mi?

Çok daha önemlisi, güven erozyonu. Kimse kimseye güvenmiyor!

Her şeyden önce bunu aşmalıyız!..

Özetin özeti: Eğitim karnemiz maalesef kırıklarla dolu!..