Kurtarıcıyı uzaklarda aramayalım, o sizsiniz

Korona hayatımızı altüst etti.

Pandemi süreci bitmek bilmiyor. Vaka sayısı ve ölüm oranları hızla artıyor!..

Önlemleri yetersiz bulup daha çok önlem alıyoruz. Aşı çalışmaları bir an önce bitsin istiyoruz. Bir sabah bu beladan kurtulmuş olarak uyanmak en büyük hayalimiz.

Mucize bekliyoruz. Sihirli bir değnek gelsin dünyaya dokunsun ve bu kâbustan kurtulalım

istiyoruz.

Peki, bu mümkün mü? Hayır.

Ama mümkün olan bir şey var ki o da çok kolay!

Mucizeyi uzaklarda ya da hayallerde aramak yerine, üzerimize düşeni yapıp önce kendimizi kurtarsak gerisi gelecek!

Uzmanlar sürekli açıklıyor:

“Maske, sosyal mesafe ve hijyen koşullarına uyum, aşıdan daha önemli!..”

Peki, bu o kadar zor mu?

Neden bu çok basit kuralı yerine getirmiyoruz?

Bu sorunun cevabını bulamadığımız ve bu sorumluluğu, tüm fertler olarak tek tek yüklenmediğimiz sürece, böylesi felaketlerle daha çok yüz yüze gelir ve büyük acılar yaşarız!..

Eğitimin öncelikli görevlerinden biri de sosyal bilinç ve sosyal donanım kazandırmak olmalıdır!..

Bıktırmadan ama nasıl?

Eğitim kervanı bazen uzaktan, bazen yüz yüze, bazen de hibrit olarak yola devam ediyor.

Sıkıntı çok ama daha iyi olacağına yönelik umut da var.

Tek sorun, belirsizlik.

MEB, biraz daha kararlı olsa, sanki taşlar çok daha hızlı bir şekilde yerli yerine oturacak.

En önemli eksiğimiz, moral ve motivasyon!..

Yüz yüze eğitim yapılıyor mu yoksa yapılıyor gibi mi gösteriliyor?

Uzaktan eğitimde, çok mu başarılıyız yoksa daha yolun başında mıyız?

Hibrit eğitim doğru işliyor mu yoksa dengeler hâlâ kurulabilmiş değil mi?

Teknolojik altyapı, erişilebilirlik ve tablet dağıtımında hedeflenen seviyeye gelebildik mi yoksa hâlâ varsayımlar üzerinden mi konuşuyoruz?

Devlet okulları ile özel okullar arasındaki makas daha da açılıyor mu yoksa bu yönde bir görüntü mü veriliyor?

Veli, öğrenci ve öğretmenler gidişattan memnun mu yoksa çaresizlikten ve bıkkınlıktan sessizliğe mi büründüler?..

Okullarımız pandemi ve yoğun kış koşullarına yeterince hazırlar mı yoksa sorunlar halının altına mı süpürülüyor?..

Veli, öğretmen, idareci ve öğrencilerin pek çoğu, “Sorulan ya da sorulacak daha o kadar çok soru var ki çoğu dilimizin ucuna kadar geliyor, soramıyoruz” modunda. Onları bir an önce rahatlatmalıyız ki zor kış koşullarına karşı çok daha mukavemetli olalım!..

Üniversiteler açılmalı mı?

Üniversiteler açılmalı mı? Gelin bu sorunun cevabını direkt muhatabına soralım:

“Ben bir üniversite öğrencisiyim.

Önceki günkü yazınızı okudum. Anladığım kadarıyla, kısmi yüz yüze eğitime geçiş gündeme alınmış ve konuşuluyor.

Kendi görüşümü sizinle paylaşmak istiyorum:

Mühendislik öğrencisi olarak, yüz yüze eğitime geçişin kıymetli olduğunu ancak akademisyen ve personelin zorunlu olarak bulunması, zorunlu şehirler arası yolculuk, ilk ve orta dereceli okullarda ağırlıklı şehir içi yerleştirmelerin ve hareketliliğin oluşu, yurt, yemekhane, amfilerdeki hareketliliğin zaptının güç oluşu ve hibrit eğitimin dahi belli başlı uygulamalar dışında bu risk ortamında sürdürülemeyeceği kanısındayım. Bazı velilerin ilk ve orta dereceli okulların açık, üniversitelerin kapalı olduğunu dile getirdiğini de belirtmişsiniz.

Ancak üniversitelerin hangi model sürerse sürsün açık olacağını, akademik ve idari personelin dönüşümlü çalıştığını, uzaktan eğitimin sürmesi için de personelin görev başında olduğunu, bazı üniversitelerin zaten kısmi yüz yüze eğitimi sürdürdüğünü de hepimizin bilmesi gerekir. (Örneğin, benim okuduğum Kocaeli Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencileri yüz yüze eğitim almaktadır.)

Üniversitelerin yarattıkları katma değerle bölge ve Türkiye’mize güç katacağını ancak kontrollü sosyal hayat gereği olarak, uzaktan eğitimin ağırlıklı olarak bu dönem için sürmesinin yerinde olacağını, üniversitelerin kısmi yüz yüz eğitime açılışı için ancak bahar dönemine daha hazır hale geleceği yönündeki düşüncemi tekrardan ifade etmek isterim.

Bu zor günleri el ele vererek atlatacağımızın bilinciyle, yazınız için teşekkür ederim.”

Özetin özeti: Mücadele azmini yitirmeden yola devam...