Milletvekilliğini tadında bırakanlar

CHP’li Rahmi Kumaş ve MHP’li Oktay Vural bir dönemin popüler milletvekilleriydi.

Her ikisinin ülke sevdası ve görev aşkı tartışılmaz.

Her iki de doğru bildiğini söyledi, doğru bildiklerini yaptı, kimseye eyvallahları olmadı.

Bir kez daha seçilmek için taviz üstüne taviz vermediler, liderlerin değil, partilerinin milletvekili oldular...

Kumaş’ın egosu ne kadar tavan yapmışsa, Vural o kadar mütevazı.

Kitaplarının her satırında bunu hissedebiliyorsunuz.

Kumaş, anılarını “Dik Yürüyen Adam”da, Vural da “Sözüm Meclisten Dışarı”da topladı.

Vural’ın anıları çok yakın tarihimize, Kumaş’ın anıları ise Ecevit’li, Demirel’li dönemlere ait.

Her ikisinde de o kadar çok anekdot var ki işte bu diyorsunuz.

Her ikisini de canı yürekten kutluyoruz.

Keşke, vitrine çıkan, önemli görevler üstlenen herkes anılarını kaleme alsa da tarihi birinci elden dinlesek!..

Meclis bombalanırken

Sevgili eşi Tuba Hanım’ın ani vefatı ve iki evladın babaya emaneti sonrasında, hem bir baba hem de ülke sevdalısı ve MHP’nin o dönem ikinci adam konumundaki Vural’ın kitabından 15 Temmuz gecesine yönelik ufak bir bölüm:

“O akşam evdeydim. Akşamdan sonraki saatlerde, gelen bazı bilgiler olağanüstü bir durumun geliştiğini gösteriyordu... İstanbul’da tankların Boğaz Köprüsü’ne gelmesi, Ankara’da alçak uçuşlar, Jandarma Genel Komutanlığı’nda hareketlenmeler…

Sürekli bilgi almaya çalışıyordum. Genel Başkanımız MHP Genel Merkezi’ndeydi, oraya gittim.

Meclis’in çevrili olup olmadığına dair bilgi almaya çalıştım. Haber alamadım. Ancak milletvekillerinin bulunduğu haberi alınca genel merkezde bulunan milletvekili arkadaşlarımızla birlikte TBMM’ye gitmeye karar verdik. Çocuklarım ısrarla benimle gelmek istedi. Küçük oğlum Yavuz benimle beraber iken büyük oğlum Oğuz’u da ihtiyaç duyabileceklerimi getirmesi için korumamla eve gönderdim.

TBMM’ye, Dikmen kapısından girmek istedik, ancak otobüslerle kapatılmıştı. Kaldırımlardan içeri girmeye çalışırken kurşun yağmuruna tutulduk. Kurşunların nereden geldiğinin farkında değildik. Ancak daha sonra helikopterlerin saldırdığını öğrendim. Zorlukla içeri girerken tekrar saldırıya uğradık. Bilahare TBMM Genel Kurulu’na girdik.

TBMM’nin saldırıya uğrayacağını doğrusu aklımdan bile geçirmedim, darbelerin hedefi siyaset kurumudur. Darbeler belki bizlerin iradesini yok sayabilirdi ama TBMM’ye fiili saldırarak ortadan kaldırmasına yönelmesi akıl alacak bir durum değildi...

Genel Kurul içindeyken bombayla sarsıldık. O sırada oğlum muhalefet kulisindeydi. Saldırı sonrası hemen kulise çıktım. Büyük bir endişeyle, toz, duman, kırıklar, dökükler içinde oğlumla kucaklaştım. Büyük bir şok içindeydi, bir an benimle gelmesine niye izin vermedim diye düşündüm. Genel Kurul’a sadece milletvekili girer kuralına o ortamda bile bağlıydık.

Sonra hemen Meclis’e gelmek üzere yolda olan büyük oğlum Oğuz’u arayarak, bombalandığımızı ve kesinlikle buraya gelmemelerini, daha güvenli bir yere gitmelerini söyledim. Meclis’in bombalandığını görünce şoka girip Meclis’e gelirken, korumanın kendisini zorla durduğunu daha sonra öğrendim...”

Dik durdu, dik yürüdü

Rahmi Kumaş hem öğretmen hem de avukat.

Yaşamının her anı mücadeleyle geçen bir isim.

Milletvekilliği de en zor dönemde, tam da 12 Eylül öncesinde.

Çok sayıda kitabı ve yıllarca süren mücadeleleri var. En önemlilerden biri de Ankara’nın simgesi konusunda Melih Gökçek ile verdiği hukuk savaşı!

Parayla, pulla, şanla, şöhretli hiç işi olmadı.

Kitabında, kendisini, tıpkı bir başkası gibi yine kendisi anlattı:

“Liseye parasızlıktan gidemediğinden, parasız yatılı öğretmen okuluna girdi. Orada devletin yemeğini yiyor, devletin yatağında yatıyordu. Trabzon’da iki yıl kaldı. Oradan Ankara’ya gitti. Yüksek Öğretmen Okulu’nda beş yıl okudu. Kısacası yedi yıl devletten parasız yatılılık desteği gördü...

1965’te Trabzon Lisesi’ne öğretmen atanıncaya kadar geçici işlerde çalıştı, serbest çalışan biri olmadı. Yine memur oldu babası gibi. Belki de ondandır ki 1993’te eylemli olarak avukatlığı bıraktı. Çünkü yaşamında hiçbir zaman paralı olmak, çok para kazanmak dürtüsü olmadı. Daha çok ayağını yorganına göre uzatır oldu.”

Kâğıt sıkıntısı ve hayat pahalılığı o parlamentodayken de vardı ve işte kitaptan iki kısa anekdot:

“Demirel’in azınlık hükümeti, günlük gazete gereksinimi daha karşılayamamaktadır ve Sayın Demirel gazete yazarlarını kuyruğa sokmuş, yazarlar nöbetleşe yazmak durumunda kalmışlardır... Türkiye’yi Ankara olarak göremeyiz!..”

“Bir kilo toz şekerin fiyatı 23 Ocak 1980’de 16 lira 50 kuruş, 1 Haziran 1985’te ise 170 lira, bir litre normal benzin 22.50’den 239’a, bir kilovat elektrik 1.30’dan 25’e, bir paket sigara 15 liradan 170’e, bir torba çimento 115’ten 1.150 liraya çıktı. Son 20 yılda ücret 24 kat artarken, fiyat endeksleri 42 kat arttı...”

Rahmi Kumaş (E Yayınları), Oktay Vural (DK)

Özetin özeti: Ülkemizin geçmişini daha iyi analiz etmek ve geleceğe çok daha güçlü bakmak isterseniz, her iki kitap da size çok farklı pencereler açacaktır...