Müthiş bir hikâye!..

Son birkaç yılın en popüler isimlerinden biri de BioNTech’in Kurucusu Uğur Şahin.

Dünya, korona belasından kısa sürede kurtulduysa, en büyük pay sahiplerinden biri de o!

Kendini bilime adamanın karşılığını da fazlasıyla aldı ve şu anda dünyanın en zengin insanlarından biri.

Daha önce açıkladığı gibi, bilimden kazandığı parayı yine bilime harcayacak ve kansere çare bulma çalışmalarına devam edecek.

Bunları sadece biz değil, bütün dünya biliyor, takdir ediyor ve ayakta alkışlıyor.

Asıl hikâyemiz ise bundan sonra başlıyor.

Adına her ne kadar hikâye desek de yaşanmış bir olay ve böylesi ancak bizde görülür denilen bir cinsten!..

Bizim vermediğimiz desteği Almanlar verdi

Uğur Şahin, 10 yıl kadar önce, kendini bilime adamış genç bir araştırmacı olarak, ülkemizde çalmadık kapı bırakmıyor. Hedefi kanserin sırlarını çözüp, onu ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarmak.

Dört dörtlük bir proje hazırlayıp, önce TÜBİTAK’ın, sonra da bir vakıf üniversitesinin kapısını çalıyor.

TÜBİTAK projeyi desteklemeye değer bulmuyor. Üniversite de yeterli kaynağımız yok diyor. O da Pfizer’ın kapısını çalıyor ve anında kabul görüyor. Araştırma laboratuvarı için her türlü kaynak sağlanıyor.

Kanser çalışmalarında ciddi yol alıyor. Finale yaklaştıkları bir dönemde korona salgını başlıyor ve çalışmalarını yakından izleyen Pfizer, ondan aşı konusunda çalışma yapmasını rica ediyor, o da kabul ediyor ve ortaya BioNTech çıkıyor.

Gelinen nokta ise ortada!..

Bugün olsa yine aynı süreç yaşanır mı, bilmiyorum. Şimdiki TÜBİTAK Başkanı Hasan Hoca eminim ki olaya çok daha farklı açıdan bakardı. O günlerde zor günler geçiren üniversite de ne yapar eder bugün mutlaka bir kaynak yaratırdı.

Hep anlatılır. İtalyanların dünyaca ünlü opera sanatçısı Pavarotti, ünlü olmadan önce Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin seçmelerine katılır ve “Senden hiçbir şey olmaz” diye zerre kadar dikkate alınmaz. Sonrasında geldiği nokta ise ortada. Dünyanın en bilinen ve en çok kazanan sanatçılarından biri oldu.

Biz bunu hep yapıyoruz!

Teknolojiye olan şaşı bakışımız ise hiç değişmedi.

Yine hep anlatılır. Cep telefonu ilk çıktığında, devlet de dâhil tüm zenginlerin kapısı çalınır, hepsi dudak büker ve hiç umulmadık birinin kapısını aralar ve müthiş bir destan yazar. Dudak bükenler de büktüğüyle kalır.

Benzer hayal kırıklıklarını biz de sürekli yaşıyoruz. 40 yıldır eğitim ille de eğitim diyoruz ama derdimizi hâlâ kimselere anlatamadık.

Dünyada silahtan sonra en büyük paranın ve teknolojik gelişimin mobil oyunlara yöneldiğini görüp Kanal D’de mobil oyun yazılım yarışması Büyük Oyun programını yaptık. Daha önce de Bizim Mucitleri yapmıştık. Ne devlet ne de sektör zerre kadar ilgilendi. Oysa yapacakları tek şey genç yarışmacılara sahip çıkmaktı!..

Yine 40 yıldır geleceğin en büyük yatırım alanlarından biri olacak olan taşınabilir enerji kaynaklarına, yani pile, tohuma ve siber güvenliğe yönelik araştırmaların desteklenmesini yazıyor, çiziyor, haykırıyoruz ama dinleyen yok.

Umarız, artık Uğur Şahin, Pavarotti ve cep telefonu örneğindeki gibi benzer hikâyeleri dinlemeyiz!

Dün dünde kalmalı ve bilime, bilim insanlarına olan bakış açısı artık değişmeli! Çünkü günümüzde en büyük güç bilim. Dünya bilimine en fazla katkıda bulunan ülkeler, en güçlü ve refah düzeyi en yüksek ülkeler. Ne olur artık bunu görelim.

Özetin özeti: Gelecek bugünden çok farklı olacak, ne olur artık kafamızı kumdan çıkarıp, yaşanmış hikâyelerden dersler alıp, biraz da bu konulara kafa yoralım.