Panikatak olduk!

Sokağa çıkma yasağı açıklandıktan sonraki görüntüler çok tartışıldı.

Eminiz ki psikologlar durumu çok daha farklı yönleriyle ele alacaktır. Almalı da.

Bu durum sadece bizde mi böyle? Hayır. Dünyanın her yerinde benzer görüntüler yaşandı, yaşanmaya da devam edecek!

Koronayı duyduk, hastanelere koştuk, şehirler arası yolculuk yok dedik, bir anda seyahat aşkımız kabardı, sokağa çıkma yasağı var dedik, kıtlık tehlikesi varmışçasına stok yarışına girdik.

Bu konuda ne olur kimse kimseyi kınamasın. Yarın başka bir konuda benzeri hareketleri her birimiz sergileyebiliriz. Çünkü hep öyle şartlandırıldık!..

Bütün bunlar ders niteliğinde! Bir daha benzeri görüntüler yaşanmaması için neler yapılması gerekiyor, asıl ona kafa yormalıyız!..

Şehir efsaneleri

Yalanlar, bazen hatta çoğu zaman çok daha fazla ilgi görüyor. Çünkü duymak istediklerimiz söyleniyor. İnanmasak da, inanır gibi yapıyor, doğrular ortaya çıktığında ise hayal kırıklığı yaşıyoruz. Keşke, sürekli dile getirdiğimiz gibi, tüm kurumlar özellikle böylesi günlerde sürekli bilgilendirme yapsa da, en ufak bir bilgi eksikliği yaşandığında, onlarca şehir efsanesi ortaya çıkmasa!

Bir süre sonra, o efsaneleri uyduranlar da kendi yalanlarına inanmaya başlıyor.

İşte bu yüzden, zamanında, samimi, doğru ve düzenli bilgilendirme şart! Yoksa, bir süre sonra, doğrulara da inanılmaz!

Örnek mi istiyorsunuz, alın size bir örnek:

“Psikoloji mezunuyum, ayrıca formasyonumu tamamlayarak psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanında da görevlendirme alabilecek durumdayım. Fakat koşullar sebebiyle mesleğimi yapamıyorum. Şu an ücretli öğretmen olarak görevimi sürdürüyorum, ilk senem. Bu süreçte gözlemlediğim ve yaşadığım kadarıyla anladım ki ücretli öğretmenlerin koşulları gerçekten çok zor. Ben ev geçindirmiyorum, bakmam gereken çocuklarım yok, ödemeyi düşündüğüm bir kiram da yok ama bu durumda olan birçok insan var. Evet, teşekkür ediyorum ki maaşların ödeneceği söylendi, hatta ilk maaşımız tam olmasa da yattı. Fakat şimdi de medyada dolaşan söylentilere göre, bu paranın telafi dersleri için ödendiği söyleniyor. Yani okullar açıldığı zaman ücretsiz çalışacağımız, çalışmazsak faiziyle borçlan-dırılacağımız konusu var. Milli Eğitim Bakanımız henüz bir açıklama yapmadığı için bir şey diyemiyorum ama siz belki sesimizi duyurup bu konuya bir açıklık getirilmesine yardımcı olabilirsiniz. Ücretli öğretmenler olarak merak içerisindeyiz ve maalesef rahat değiliz. Umarım böyle bir durum söz konusu değildir...”

Gelin de çıkın işin içinden. MEB, umarız, bu konuda bir açıklama yapar!..

EBA’da son durum!

İşte, devamında pek çok tartışmayı da getirecek bir başka mesaj!

Eminim ki karşı çıkanı da çok olacak, destekleyeni de!

Peki, doğru olan ne?

Genelleme yapmak yanlışların en büyüğü olur ama bu arada EBA’ya erişim konusunda gereksiz bir yarışa girilirse, bu hiç doğru olmaz!

Reyting yarışı televizyonları, tiraj yarışı gazeteleri, tık yarışı da internet sitelerini, olması gerekenin çok ötesine götürdü. Umarız, EBA’yı doğru hedeflerinden uzaklaştırmaz!

Aşağıdaki söz konusu durum elbette bütün müdürleri ve okulları kapsamıyor. Ama gönül rahatlığıyla, “Böyle bir şey mümkün değil, olamaz” da diyemiyoruz!

“Kırsal sayılabilecek bir okulda öğretmenim. Öğrencilerim internet ve bilgisayarları olmadığı için eğitimlerini televizyondan takip ediyor. Ancak kentimizde, okul müdürleri, EBA’ya öğrenci girişlerini yarış haline getirdiler. Bizim müdürümüz de akşamdan beri bize, öğrenci şifreleriyle siz giriş yapın diye baskı uyguluyor. Biz öğretmeniz, sahtekâr değiliz. Konuyla nasıl ilgilenebilirsiniz bilmiyorum ama aklıma siz geldiniz. Böyle yaparsak Türkiye gerçeklerini çarpıtmış olmaz mıyız?..”

Yanlışlar yanlışla düzeltilemez. MEB’in, EBA’nın geleceği için sistemi aykırı girişimlerden koruyacak yazılımlar geliştirmesi gerekir. Örneğin, aynı hesaptan çok girişleri takip edebilir, örneğin saatlerce açık bırakılan hesaplarda neden hiç hareket olmadığı sorgulanabilir!

Özetin özeti: Hepimiz aynı şeyi istiyoruz ama kimse kimseye inanmıyor. Belki de işe önce oradan başlamak gerek!..