Şanssız kuşaklar!..

Hani bazı kuşaklar vardır, başlarına, gelmedik bela kalmaz. 60 aylıkken okula başlayan öğrenciler de onlardan biri.

Bu yıl, zaten çok zor bir dönem geçiriyorlardı, koronavirüs tatiliyle birlikte, adeta moral olarak çökmüş durumdalar.

Önlerini göremiyorlardı, şimdi hepten göremiyorlar ya da en azından algıları bu yönde.

Onlara ve özellikle de panik halindeki anne, babalara önerimiz, önce kendilerini, sonra da çocuklarını rahatlatmaları, sisteme, ona, şuna, buna daha fazla kızmanın hiç kimseye bir yararı yok. Özellikle de çocuklarına. 

Keskin sirke küpüne zarar misali, ne olur, şansınızı daha fazla zorlamayın.

Bu yıl bir de artı olarak depremi gören, bu yüzden eğitim olarak zaten çok geride kalan öğrenciler var.

Son tatilden sonra, okula devam ettikleri hafta sayısı, bırakın sınava girmeye, karne almaya bile yetmez!..

Allah başka dert vermesin ama görünen o ki tatillerin ardı arkası kesilmeyecek. 

2020 farklı başladı, farklı devam ediyor. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok felaket hepimizi canımızdan bezdirdi. Öğrendiğimiz tek şey ise onlarla yaşamayı öğrenmek!..

Sınavlar ne olacak?

Tekrar sınavlar konusuna gelirsek, giriş sınavları, zaten büyük bir adaletsizliğe neden oluyordu, bu yıl, bu adaletsizlik, inanılmaz boyutlara gelecek!

Bir tarafta, neredeyse yılın yarısında okulları tatil olan ve bırakın sınavlara hazırlanmayı, yaşamlarını sürdürmeye çalışan perişan öğrenciler, öte yanda, evine, özel hocaların biri gidip, diğer gelen şanslı öğrenciler.

MEB, YÖK ve ÖSYM, bu öğretim yılında yaşanan tüm felaketleri göz önünde bulundurarak, yeni kararlar almak zorunda. Örneğin, hem dört yarıyıllı sistemin yeni olması hem de yaşanan onca felaket yüzünden, öğrenciler ne derslere konsantre olabildiler ne de yeterince öğretmen yüzü görebildiler.

Son sınıftan soru sorulmasın!

İşte bu yüzden, bu yıl, lise ve üniversite giriş sınavlarında son sınıftan soru sorulmamalı!

Bu en azından ilahi bir adalet sağlayacaktır.

“Bizim hiçbir sorunumuz yok, yeterince hazırlandık” diye itiraz edenler çıkacaktır. Ama kurumların görevi, öğrencilerin sadece bir kısmının değil, hepsinin hakkını savunmak olmalıdır.

Belki bu konuda çok daha iyi önerileri olan çıkacaktır. En azından tartışmamız gerekiyor. Tamam, büyük sorunlarla boğuşuyoruz ama ateş düştüğü yeri yakıyor ve hayat birçokları için çok da keyifli devam etmiyor.

Böylesi zor dönemlerin panzehri, birlik, beraberlik, hakkaniyet, liyakat ve en önemlisi de adalettir.

Felaketin her türlüsüyle, yaşam mücadelesi verip, hâlâ ayakta kalmaya çalışan bir öğrenciye, “Bak biz de seni düşünüyoruz, almadığın derslerin farkındayız, geleceğin, senin için olduğu kadar bizim için de önemli” mesajı verebilir ve onu yürekten inandırabilirsek, onu yeniden hayata bağlayabiliriz.

Kurallar, ihtiyaçlar için var, son birkaç haftadır, neredeyse yıkılmadık kural kalmadı.

Öğrenci için yaşam ne kadar önemliyse, gelecek de o kadar önemli. Onları bu zor süreçte yalnız bırakmayalım!..

Özetin özeti: Tıkanmak, pes etmek, başka çare yok ki demek yok! Ne engeller aştık, 2020’yi de aşacağız!..