Tatil sonrası, okuma alışkanlığı ve işsizlik

Ara tatil, umarız her yerde, her evde, her okulda keyifli geçiyordur.

Özel öğretim kurumlarındaki öğretmenlerimiz biraz sıkıntılı, tıpkı öğrenciler ve diğer öğretmenlerimiz gibi onların da dinlenmeye ihtiyacı var.

Peki, tatil sonrası için gerekli hazırlıklar yapılıyor mu?

Örneğin pandemi koşulları yeterince dikkate alınıyor mu?

Bu konuda ciddi uyarılar var.

Risk hâlâ var!

Çocuk sağlığı alanında dünyanın en yetkin kurumlarından biri olan Uluslararası Pediatri Kurumu (IPA) Başkanı Prof. Dr. Enver Hasanoğlu, ilginç mesajlar verdi. Maske ve mesafe konusunda toplumda ciddi bir rehavet oluştuğuna dikkat çekti ve tehlikenin hâlâ devam ettiğini söyledi.

Hasanoğlu, “Toplum biraz bıktı ama maske hâlâ çok önemli. Özellikle okullar açılınca maske, mesafe, sınıfların havalandırılması, oturma düzeni, bunların üzerinde yeniden durmamız lazım. Öğretmenlerin, servis şoförlerinin, kantincilerin mutlaka aşılanmış olması gerekiyor. Maskelerin çocuklara kesinlikle bir zararı yok. Hem IPA, hem Dünya Sağlık Örgütü, 2 yaşın üzerindeki tüm çocuklara kesinlikle maske kullanımını öneriyor. Üstelik kış şartlarında başka bulaşıcı hastalıklar da söz konusu. Kovid’in üzerine bunlar da eklenirse daha ağır geçebilir. Dikkatli olmamız lazım.

Tatilde çocuklarımızın da rehavete kapılmadan korunmayı sürdürmesi lazım. Aksi takdirde okul açıldığı zaman korkarız ki vaka sayıları daha da artacaktır” dedi.

Ciddi bir uyarı ve mutlaka ciddiye alınmalıdır.

Kitaba dair

Eskiden tatil demek, okumak, daha çok okumaktı.

Hafta sonu, bayram, yarıyıl ve yaz tatilleri için kitap setleri vardı. Oku oku bitmezdi. Peki ya şimdi?

Alışkanlıklarımız değişti. Hem de çok değişti.

İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte evlerimize günlük gazete girmez oldu. Kitap okumak, ansiklopedi karıştırmak, iki satır bir şey yazmak hele ki kütüphaneye gitmek tarih oldu!

Yakında yazmayı, konuşmayı unutursak ona da şaşırmamak gerekir.

140 karakterle yazmak, birkaç yüzü aşmayan kelimeyle konuşmak, kısa videolar izlemek en makbul olanı.

Artık her şey akıllı telefonlarda.

Eskiden, yarışmalarda, “Bir adaya düşseniz yanınızda olmasını istediğiniz üç şey ne olurdu?” diye bir soru sorulurdu.

Şimdi sorulsa, cevaplardan biri mutlaka sınırsız internet erişimi olan akıllı bir telefon olacaktır.

Az ya da çok okunur, fikir yürütülür, münazaralar yapılır, her eve olmasa da çok eve gazete girer, kitap ve ansiklopedi promosyonu yaptıklarında tirajları milyonları aşardı. Şimdi aynı ürünlerin yüzüne bakan yok!

O günlerden bugünlere o kadar hızlı gelindi ki artık ne yeterince gazete okuyan var ne de soran, sorgulayan, fikir yürüten...

Projesi olan varsa ne olur önersin.

Hep birlikte kafa yoralım ve başta çocuklarımız olmak üzere herkesi kitapla yani okumayla yeniden barıştıralım.

Yeni dünya düzeni bu.

Yeniliklere kim karşı çıkabilir ki!

Hele bir de yerinde ve dozunda olursa.

Ama okumaktan da asla vazgeçmeden.

Sınavda daha yüksek puan nasıl alınır yerine biraz da şu tür sorulara kafa yarmalıyız:

Çocuklara kitabı yeniden nasıl sevdirebiliriz?

Kitap okumayı sürdürülebilir hale nasıl getirebiliriz?

Dijital bağımlılıktan nasıl kurtulabiliriz?

Yazma alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz?

Kütüphanelerimizi “Okuma/Yazma Evleri” haline nasıl dönüştürebiliriz?

Münazaraları yeniden nasıl canlandırabiliriz?

Düşünce ve hayal dünyalarını 4-5 seçeneğin ötesine nasıl geçirebiliriz?

Armağanlar sırasının en tepesine kitapları yeniden nasıl çıkartabiliriz?

Hasan Ali Yücel döneminde olduğu gibi yeni dünya klasikleri ve en çok beğeni kazanan kitaplar, dilimize yine çevrilemez mi?

Özellikle de çocuk kitabı yazımı teşvik edilemez mi? Hele ki çocuklara yazdırılamaz mı?

Kapağı açılmayan bedava ders kitapları ve yardımcı kitaplar yerine ya da onlarla birlikte okuma kitapları da verilemez mi?

Bu arada sınavkolik velilere de bir hatırlatmamız olacak: Kitap okuyan öğrenciler, LGS, OKS, YKS, KPSS benzeri sınavlarda çok daha başarılı oluyorlar!

Okuyanla okumayan hiç bir olur mu!

Mezunlar

Yeni YÖK Başkanı Erol Hoca, mezunların takip edileceğine ve istihdam oranı yüksek olan üniversitelerin bir adım daha önce çıkacağına yönelik “takiptesiniz” mesajları veriyor. Bakalım ne kadar etkili olacak?

ABD’de öğrenci tercihlerinde ve üniversite sıralamalarında en önemli kriterlerden biri de mezunların iş bulma performansları.

Örneğin şu tür sorular onların olmazsa olmazları:

1. Mezun olan öğrencilerinin yüzde kaçı mezun olmadan önce veya mezuniyetten en geç altı ay içinde iş buluyor, ne kadar ücretle işe başlıyor?

2. Genelde hangi sektörlerde iş buluyorlar?

3. Mezunlarının yüzde kaçı mastıra başlıyor, yurt içinde ve özellikle yurt dışında?

4. Bütün bunları başarmak için üniversite kariyer merkezinde kaç kişi çalışıyor?

Peki, bizde uygulanabilir mi? Bekleyip göreceğiz.

Özetin özeti: Yapacak çok iş var.