Tükenen sabır ve erken kayıt

Uzaktan, hibrit, online, EBA derken bir şekilde akademik süreç yani öğretim devam ediyor.

Peki, olayın eğitim ayağı yani sosyalleşme, paylaşma, interaktif etkileşim, fiziki gelişim ve en önemlisi de öğrenci olmanın duygusal boyutu ne olacak?..

İşin ta en başından beri, bunu göz önünde bulundurup, ona göre hareket etmeliydik ama zerre kadar dikkate almadık! Hâlâ da almamaya devam ediyoruz.

Öğrenciler de, öğretmenler de, veliler de bu gidişattan çok sıkıldı ve burunlarından soluyor.

Verilen uzaktan öğretimin, yarardan çok zararı olmaya başladı.

Bunu şimdi değil de ne zaman göreceğiz?..

Elbette diğer tüm sektörler önemli, bazıları bazı dönemlerde daha da önemli. Önlemler alınırken, artık birinci öncelik okulların açılmasına yönelik olmalı.

Alternatif modeller aranmalı. Örneğin öğrenciler, hiç araca binmeden, haftada birkaç saatliğine de olsa, evinin en yakınındaki okula gidip gelmeli.

Ve ne olur artık şu sınav odaklı eğitimden bu dönemde vazgeçelim, sistemi ona göre kuralım!..

Yoksa, günü kurtaralım derken ileride çok daha büyük üzüntüler yaşayabiliriz.

CAN SİMİDİYDİ

Turizmdeki erken rezervasyon gibi özel okullarda da erken kayıt sistemi tam da oturmaya başlamıştı ki koronayla birlikte her şey yerle bir oldu.

Erken kayıtta veliler avantaj elde ediyor, okul sahipleri de önlerini daha net görebiliyorlardı.

Şu anda sektörün tüm paydaşları sıkıntılı durumda!..

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Böylesi bir tabloyu hiç kimse beklemediği için herkes hazırlıksız yakalandı. Her şey normale döner diye beklendi ama hep uzatmalara gidildi.

Önümüzdeki dönemin nasıl şekilleneceği konusunda ise ne söylense boş! Çünkü tek noktadan yöneltilen ya da sana, bana, bize bağlı bir süreç söz konusu değil.

Pandemi tam yavaşladı derken yeniden hızlanıyor, aşıyla sorun biter derken başka sıkıntılar ortaya çıkıyor.

İşte bu yüzden olsa gerek, bırakın erken kaydı, normal kayıtlardan bile vazgeçme noktasına gelen veli sayısı her geçen gün artıyor.

Bu noktaya gelinmesinde, uzaktan öğretimin sıkıcı ve verimsiz hale gelmesinin de çok önemli bir rolü var.

Üstüne üstlük bir de özel okul sahiplerinin ücretlendirme konusunda çok katı davranmaları, bu kurumlara karşı olan ilgi ve alakayı daha da zayıflattı. Nakillerin durdurulması gibi dayatmalar da tuzu biberi oldu!..

Erken kayıtlar özel öğretim kurumlarının can simidiydi. Bir sonraki öğretim yılına çok daha güvenle yol almalarını sağlıyordu. Yüksek faizli kredi kullanacaklarına, o avantajı velilere sağlıyor ve her iki taraf da mutlu oluyordu. Zınk diye kesilmesi, velileri olmasa da kurumları çok zorladı. Görünen o ki zorlamaya daha uzun süre devam edecek.

PEKİ, NE YAPILMALI?

Olup bitenleri uzaktan seyredip, “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” ya da “Kazandıklarında bizimle mi paylaşıyorlardı? Ne halleri varsa görsünler” mantığıyla hareket etmek yanlışların en büyüğü olur!

Her bir kurum ayrı bir milli servet ve kapanmaları demek, devletin üzerindeki eğitim yükünün daha da ağırlaşması anlamına gelir! Bu da sorunları daha da artırmanın ötesinde bir işe yaramaz!..

Devlet hemen her sektörü destekledi, desteklemeye de devam ediyor.

Hiç zaman kaybetmeden eğitime de el uzatmalı ve bugüne kadar yaptıklarıyla, desteği hak edenlere gerekli ilgiyi göstermelidir.

“Devletin gücü varsa, önce kendi okullarının durumunu düzeltsin” diye özel öğretim kurumlarına desteğe şiddetle karşı çıkanlar var. Evet, bazıları bunu fazlasıyla hak ediyor ama pire için yorgan yakılmaz!..

Eğitim sektörü, özeliyle devletiyle, anaokuluyla, üniversitesiyle, kurslarıyla, halk eğitim merkezleriyle, öğretmenleriyle, diğer çalışanlarıyla, velisiyle, okul sahipleriyle 50 milyonluk büyük bir aile, bir yerde sorun olursa, bu tüm aileyi etkiler. Bunu sakın unutmayalım.

Özetin özeti: Eğitim için daha fazla kafa yormalıyız. Herkes için ama özellikle de çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için kurallara harfiyen uymalıyız!..