Üzüm, Tekirdağ Bağcılık, kıtlık ve tarımın geleceği

Çağlar boyunca insanoğlunun en önemli besin kaynaklarından biri de üzüm oldu.

Antik bulguların hemen hepsinde bereketin simgelerinden biri olarak üzümü görmek mümkün.

Anavatanı olmasa da ikinci vatanı hep Anadolu toprakları olmuş.

Üzüm, Fransa gibi bugün dünya bağcılığında söz sahibi olan ülkelere, yaşadığımız bu topraklardan gitmiş.

Anadolu medeniyetlerinin en parlak dönemlerindeki en önemli gelir kaynağı zeytin ve üzüm ürünleri olmuş.

Bugünkü petrol ve doğalgaz boru hatları gibi MÖ’deki binli yıllarda, iç kesimlerden liman kentlerine zeytinyağı ve şarap boru hatları varmış! Örneklerini de görmüştüm.

Eskinin bahçeli evlerinde üzüm asması olmayan yok gibiydi. Her yörenin hatta her kentin kendine özgü üzümleri vardı. Şu an için koruma altına alınan 1438 çeşidimiz var.

Çekirdeği, kabuğu, suyu, yaprağı, sapı, çubuğu ve aromasının öylesine zengin kullanım alanları var ki yılın 12 ayı sofranıza katık oluyorlar.

40 yıldır eğitim derken şimdi üzüm de nereden çıktı diyenleriniz mutlaka çıkacaktır. Merak diyelim.

İklim değişikliği, küresel ısınma, kuraklık, kıtlık, açlık, yoksulluk gümbür gümbür geliyor. Bu yüzden dünya yeniden tarıma dönüyor ama akıllı olanına!

Bu konuda herkes bizim kadar şanslı değil. Yaşadığımız coğrafya ve doğa bu konuda bize karşı öylesine bonkör ki bunu hâlâ anlayamadık. Elimizdekinin kıymetini bilmeyip, çareyi hep başka sektörlerde aradık. Kıtlık kapıyı çaldığında umarız geç kalmayız. Çünkü beton yığınları, makineler, banknotlar karın doyurmayacaktır!..

Atatürk farkı!

Floksera zararlısı, 1800’lü yılların sonunda dünya bağlarını olduğu gibi ülkemizdeki bağları da büyük ölçüde yok etti.

Bizim için zor yıllardı. Bir yanda dağılan imparatorluk öte yanda Milli Mücadele ve reformlar...

1930’da sıra üzüme de gelmiş ve zararlılara karşı dayanıklı asma anacı üretip bağ yetiştiricilerine vermek ve yöre bağcılığının gelişmesine hizmet etmek amacıyla biri Tekirdağ’da, diğeri Manisa’da iki tane bağcılık araştırma enstitüsü kurulmuş.

Bugün her iki kurumumuz da ülke bağcılığına hizmet veren öncü kuruluşlardandır.

Manisa’dakini henüz gezmedim ama Tekirdağ’dakinde keyifli bir gün geçirdim. Üzüme ve bağcılığa dair olağanüstü hikâyeler dinledim. Yayınlara göz attım. Rakamları inceledim. Enstitü Müdürü Mehmet Ali Kiracı ve ekibine teşekkürler. İşte bazı önemli satır başları:

Dünyada yaklaşık 45 milyar dolarlık bağ ekonomisi var. Bu ekonominin yaklaşık 34 milyar doları şarap, 9 milyar doları sofralık üzüm ve 1.6 milyar doları kuru üzüm.

Türkiye ise 514 milyon dolarlık kuru üzüm ihracatıyla yüzde 31.3’lik paya sahipken sofralık ve şaraplık üzüm ihracatında potansiyelini yeterince kullanamıyor!

Sofralık üzüm ihracatımız 157 milyon dolar, ithalatı ise sadece 249 bin dolar iken dünya sofralık üzüm pazarından sadece yüzde 1.8 paya sahiptir.

Türkiye’nin şaraplık üzüm ihracatı yaklaşık 7 milyon dolar, ithalatı 12 milyon dolardır. Şaraplık üzüm ticaret dengesi negatif olan Türkiye, dünya şaraplık pazarından sadece yüzde 0.02 paya sahip olması, toplam dünya üzüm ihracatından sadece yüzde 1.5 paya sahip olmasının en büyük nedeni olarak gösterilebilir.

Türkiye, Avrupa, Rusya ve Ortadoğu pazarlarına yakın olmasına rağmen şaraplık ve sofralık üzüm ihracat potansiyelini kullanamamaktadır.

Dünya lideriyiz ama!

Kuru üzüm ihracatında Türkiye dünyada birinci sırada ve pazardan aldığı pay yüzde 30. Sofralık üzüm üretim ve ihracatında da önemli bir pay alınsa da potansiyelin tamamen kullanılabildiğini söylemek mümkün değildir.

Dünya bağ alanının yüzde 13.44’ü İspanya’da. İspanya’yı sırasıyla Fransa, Çin, İtalya ve Türkiye takip ediyor. Üzüm üretim miktarı en yüksek ülke ise yaklaşık 14.2 milyon ton üretimle Çin. Türkiye ise dünya bağ alanlarında yüzde 5.81’lik pay ile 5. sırada, üzüm üretim miktarında ise yüzde 6.11’lik pay ile 6. sırada yer alıyor.

Üzüm üretiminde ilk sıraları paylaşan illerimiz sırasıyla Manisa, Mardin, Denizli ve Mersin. Öne çıkan diğer illerimiz ise şöyle: Kahramanmaraş, Isparta, Elazığ, Adıyaman, Malatya, Gaziantep, Diyarbakır, Kilis, Tokat, Sakarya, Çanakkale, Bursa, Tekirdağ, Nevşehir, Konya...

Görünen o ki diğer tüm tarımsal ürünlerde olduğu gibi üzümde de akıllı tarıma ve katma değeri yüksek ürünlere yönelmenin zamanı geldi de geçiyor.

Bunu başarabilirsek, hem ciddi bir ihracat potansiyeli doğar hem de en azından kendi kendimize yeteriz.

Özetin özeti: Ne olur artık yaşadığımız toprakların ve onun bize sunduğu nimetlerin farkına varalım ve onları koruyalım, geliştirelim, adil bir şekilde paylaştıralım.