Yarıyıl tatili, ödev ve Meslek Kanunu

Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okullarındaki yaklaşık 18 milyon öğrenci yarından itibaren 4 Şubat’a kadar yarıyıl tatili yapacak. Kendilerine ailelerine ve özellikle de öğretmenlerimize keyifli bir tatil diliyoruz.

Karne konusuna gelince, eskisi gibi çok şey ifade etmediğini söylemek abartılı olmaz. Pandemi nedeniyle son birkaç yıldır çocuklarımızın sağlığı ve yüz yüze eğitim, karneden çok daha önemli hale geldi. İlk yarıda öncelikli hedef bunu sağlayabilmekti, gerçekleşti. Gerisi de eminiz ki gelecektir.

Ödev yokmuş!

Ödev yok müjdesine (!) sevinmeyen kalmadı.

Alınan bu karardan en fazla da öğretmen ve veliler memnun oldu. Çünkü ödevler hem öğrenciler hem de öğretmen ve veliler açısından büyük bir stres kaynağı ve yüktü!

Şimdi asıl önemli soru, o boşluk nasıl doldurulacak?

Ödeve ne gerek var diyenler mutlaka çıkacaktır. Ama ödevsiz eğitimin olmayacağını da hepimizin kafasına kazıması gerekir.

Dünyanın en kısa eğitim süresi zaten bizde. Üstelik okulların çoğunda yarım gün eğitim yapılıyor. Yani öğrencinin okulda öğrendiğiyle, geleceğe çok daha donanımlı hazırlanması mümkün değil.

Ayrıca pandemi nedeniyle çok büyük eğitim açığımız olduğunu da kimse inkâr edemez.

Bu yüzden öğrenciyi, öğretmeni, veliyi yormayacak bir şekilde çocuklarımıza yetkinlik sağlayacak, hoşlarına gidecek ödevleri, olmazsa olmaz olarak düşünmeliyiz.

Tek tip ödev anlayışına öteden beri karşıyız. Çünkü ne her okul birbirinin aynı ne de çocuklar.

Ayrıca her öğretmenin yoğurt yiyişi de birbirinden çok farklı.

Keşke bu konuda genel çerçeveler çizildikten sonra, öğretmenler tümüyle özgür bırakılsa.

İsteyen öğretmen istediği şekilde kendine göre ödev yöntemi geliştirse.

Ödev verse ya da hiç vermese. Buna Ankara değil, kendileri karar verse.

Bu görüşe, “Hemen sulandırılır” diye karşı çıkan çok olacaktır. Onlara önerimiz, öğretmenlerimize güvenmeleri.

Eminim ki mesleğini sevgiyle yapan hiçbir öğretmen, ne öğrenci ve velilere angarya gelen ödevler verecek ne de onları değerlendirirken kendisi angarya olarak görecektir.

Hatta ihtiyacı olanlara ihtiyaçlarına yönelik ödevler verecek, yıl içinde her şeyi hakkıyla yapanlara da “Siz dinlenin” diyecektir.

Verilen her ödevin, hiç kimse için değil, kendisi için olduğunu öğrenciye inandırabilirsek zaten gerisi kendiliğinden gelecektir.

Hatta bir adım ileriye gidip öğrencilerin ödevlerini kendilerinin seçmelerine olanak sağlayalım.

Adı antipatik geliyorsa onu da değiştirelim, ödev yerine hep birlikte başka bir isim bulalım.

Eğitimde pekiştirme, araştırma, üretim şart. Eğitim yılı içerisinde buna zamanımız olmuyorsa, yük olmayacak şekilde tatillerde buna fırsat yaratmalıyız.

Tek tip öğretmenlik

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilen Öğretmenlik Meslek Kanunu bu hâliyle beklentileri karşıladı mı?

Evet demek zor. Hâlâ tartışılıyor olması da zaten bu yüzden!

Öğretmenlik Meslek Kanunu, sadece kariyer odaklı olmamalı; öğretmenlerin sosyal ve mali haklarını, bütün boyutlarıyla ele almalı, her açıdan yeniden yapılandırmalı ve olabildiğince geliştirmelidir.

Unvan ayrımı olmaksızın tüm öğretmenlerin özlük ve mali hakları güçlendirilmeli ve tek tip öğretmenlik olmalıdır.

On binlerce Başöğretmen olmaz. O tektir ve öyle kalmalıdır.

Başta kırsal bölgeler ve büyük kentler olmak üzere çalışma güçlüğü çekilen yerlerde çalışan öğretmenlerimize ek ödenek olanağı sağlanmalı, parçalanmış öğretmen aileleri bir an önce birleştirilmelidir.

Eğitim sistemini sınav bataklığından kurtaralım derken, öğretmenlerimizi de bu sürece dahil etmeyelim!..

Bu kapsamda özel öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerimiz de asla unutulmamalıdır.

Özetin özeti: Öğretmenlik Meslek Kanunu geç çıksın ama eksik çıkmasın! Önemli olan TBMM’ye gelmesiydi, geldi. Temennimiz, herkesin üzerinde uzlaştığı bir yasanın çıkması.