YÖK, ‘diplomalı köleliğe’ devam dedi!

İşsizler sıralamasının en tepesinde üniversite mezunları geliyor.

Üniversitelerdeki öğrenci sayımız ile Avrupa birincisiyiz diye övünüyoruz ama üniversite mezunu işsizler sıralamasında da şampiyonluğu kimseye bırakmıyoruz!

Günümüzün en önemli sorunu, özellikle gençler ve anne babalar için hiç tartışmasız işsizlik!

İş yoksa, moral motivasyon dibe vuruyor.

Hele bir de giriş sınavları yüzünden çocukluğunuzu ve gençliğinizi hiç yaşayamadıysanız, ailece bu konuda maddi ve manevi olarak büyük bir mücadele verdiyseniz, yaşadığınız çöküntü çok daha fazla oluyor.

Milyonlarca gencimizin adeta enkaza dönüşmesi bu yüzden!..

İnsan gücü planlaması yapmadan, kalifiye insan gücü yetiştirmeden, gençlerimize daha iyi bir gelecek sunmamız mümkün değil. Ne olur artık bunu anlayalım!..

Eski tas, eski hamam

Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu’nun 8’inci toplantısı önceki gün YÖK başkanlığında gerçekleştirildi.

Umut verici mi?

Eh işte.

Birazcık da olsa otokontrol ettiriyor ama umut verici olmaktan çok uzak.

Kurul, kontenjanların öğretmenlikte artırılmamasına, sağlıkta bazı alanlarda düşürülmesine, mühendislikte azaltılmasına, hukukta boş kontenjanların dikkate alınarak belirlenmesine karar verdi.

Peki ya milyonlarca istihdam fazlası olan diğer bölümler? Örneğin sosyal bilimler, örneğin iktisadi, idari bilimler, temel bilimler?..

Meslek yüksekokullarında da durum farklı değil. Bazı bölümler tümden kapansa bile o alanda en az 30 yıl yetecek kadar diplomalı işsizimiz var!

Bu noktada en önemli ayrıntı, meslek çeşitliliğinin günümüz ve gelecek koşulları göz önünde bulundurularak planlı ve programlı bir şekilde artırılması ve alanında dünya standartlarında yetkinliğe sahip gençlerin yetiştirilmesidir!..

Siyasi ve toplumsal baskılar nedeniyle yükseköğretimde okullaşma oranını artırmak elbette önemli ama bir sonraki adım yani alınan diplomanın işe yaraması da bir o kadar önemli. Bu yüzden istihdam, insan gücü planlaması, yetkinlik, kalite ve en önemlisi de gençlerin ve ailelerinin mutluluğu göz önünde bulundurul-madığı sürece her şey boşunadır!..

YÖK, Danışma Kurulu’na ve üniversitelere asıl şunu sormak gerekir:

Önümüzdeki 20 yıl içerisinde, bugünkü mesleklerin üçte ikisi yok olacak. Yerlerine bambaşka meslekler gelecek. Peki, bu konuda ne yapıyorsunuz?..

Pandemide keyfiyet!

Pandemi konusunda sanki en başa döndük. Her taraf kıpkırmızı. Aşı geldi, risk azalacak, yasaklar kalkacak derken, ürkütücü senaryolar yeniden ortalıkta dolaşmaya başladı. Ama bu noktada asıl ürkütücü olan, koronayı hâlâ ciddiye almamamız!..

Pandemi risk haritası rengârenkken, “yerinde yönetim” uygulaması muhtemelen yararlı sonuçlar verdi ki devam etti. Harita, kızıla dönüştüğünde ise sanki çok farklı uygulamalar söz konusu. Bu da velilerin kafasını karıştırmaya yetiyor da artıyor!..

Aynı şartlar söz konusu olan illerden bazılarında okullar açıkken, diğerlerinde kapalı olması, aynı şartlarda, farklı kararlar alınması sorgulanmaya başlandı.

Neden böyle olduğu konusunda ise net bir cevap veren yok.

Hemen herkes topu birbirine atıyor!

MEB, konunun yerel idarelerin kontrolü altında olduğunu söylüyor, Valilikler Hıfzıssıhha Kurulu’nu adres olarak gösteriyor, onlar da Bilim Kurulu’nun aldığı kararı referans olarak aldığını ve en kısa zamanda toplanıp karar vereceklerini söylüyor.

Herkes iyi niyetli, bu konuda hiç kimsenin bir kuşkusu yok ama uygulamadaki farklılıklar ya da aksaklıklar, görünen o ki rahatsızlık yaratıyor!

En azından okullar konusunda bir an önce bir “koordinasyon kurulu” oluşturularak ortak hareket edilmesi sağlanmalıdır. Yoksa, zaten var olan tedirginlik daha da örselenir!..

Öğretmen aşıları konusunda hemen her kafadan bir ses çıkıyor ama hâlâ bir takvim ortaya konulmuş değil.

Almanya’da okullar açık ve öğretmenlere haftada iki gün korona testi yapılıyormuş! Pozitif çıkan, derslere giremiyormuş!..

Bu uygulama, eğitimin devamlılığı, öğretmen, öğrenci ve velilerin sağlığı için bize de getirilemez mi?

Özetin özeti: Yapacak çok iş var ama...