Faiz haftasında Merkez ne yapar?

Yine bir Para Politikası Kurulu (PPK) haftası ve yine aynı soru: Merkez Bankası ne yapar? Hemen ardından da uzun zamandır bu sorunun ekürisi olan soru geliyor: Merkez Bankası ne yapmalı?

Her Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) öncesinde bu soruları sorup, olabildiğince yanıtlamaya çalışıyorum. Piyasa katılımcılarının çoğunluğu 24 Eylül Perşembe günü yapılacak olan PPK toplantısından herhangi bir faiz artışı beklemiyor. Daha doğrusu yüzde 8.25’te olan haftalık repo faiz oranının (resmi politika faiz oranı) değişmeyeceğini düşünüyorlar. Buna ben de katılıyorum.

Geçtiğimiz ayın 20’sinde yapılan toplantıda faiz artışına gitmesi gerektiğini düşündüğümü sizlerle paylaşmış ancak değiştirmeyeceğini yazmıştım. Ne yapmalı sorusunun yanıtı olarak yine artırması gerektiğini, ancak Cumhurbaşkanı’nın ”faizler daha da düşmesi gerekir” söyleminden sonra yine değiştirmeyeceğini tahmin ediyorum.

Zımni bir artış

Yine geçen toplantı sonrasında yapıldığı gibi “resmi politika faiz oranı” aynı kalmakla birlikte Ağırlıklı Ortalama Fonlama Faizi’ni (AOF) yukarı çekecek ‘tali yollara’ sapılacak gibi görünüyor.

16 Temmuz’da 7.34 olan AOF bir önceki PPK toplantısı öncesi yükselmeye başlamıştı. Her ne kadar politika faizi değişmemiş olsa da bankalar adına benim “işgören” faiz dediğim fiili fonlama faizi o tarihten itibaren kademeli olarak yükseldi ve geçtiğimiz cuma günü yüzde 10.39’a kadar yükseldi.

Borsa İstanbul üzerinden sağlanan fonlamanın günlük 5 milyar TL’ye kadar düşürüldüğü, fonlamanın daha çok yüzde 11.55’e kadar çıkan dört haftalık repo ve yüzde 11.25’teki Geç Likidite Penceresi (GLP) üzerinden sağlanması ile zımni bir faiz artışı zaten yaşandı. Bankaların mevduatlara ödedikleri faizlerdeki ve daha da çok kredi faizlerindeki artışın temel sebeplerinden biri buydu.

Net bir mesaj

Bir önceki PPK’dan sonra artırılan zorunlu karşılıklar, yükselen faiz ortamı kur cephesindeki hareketleri sınırlama çabasının bir parçası. Ancak pek işe yarıyormuş gibi görünmüyor. TCMB’nin fonlamasının 250 milyar TL’nin üzerinde seyrediyor olması aslında faiz politikası ile piyasalara daha net bir mesaj vermeyi kolaylaştırıyor. Ancak bunun tali yollarla yapılıyor olması, pratikte uygulanan stratejinin “vitrine” çıkmaması, etkisini azaltıyor.

Aktif Rasyo’yu gevşetme zamanı gelmedi mi?

Bankaların kredi vermelerini dolaylı bir şekilde “teşvik etme” adına nisan ayı sonlarında ihdas edilen Aktif Rasyo’da son zamanlarda birkaç iyileştirme yapıldı. Ancak halen daha bankaları kredi vermeye bir anlamda zorlayan bu rasyoya karşın TCMB tarafında sıkılaştırıcı bir politika izleniyor.

Kamu bankalarının haziran - ağustos döneminde hızlı kredi genişlemesi yerini adeta “kazık frene” bırakmışken, Merkez Bankası AOF’yi yükseltmişken, yani sıkılaştırıcı para politikasına meyledilmişken bu politika ile tezat teşkil eden genişleyici Aktif Rasyo’yu aynen muhafaza etmek çok da tutarlı görünmüyor.

Bu rasyo kalabilir, ancak cari para politikaları ile tutarlı olmak adına bankaların yükümlülükleri esnetilebilir, oran/rasyo düşürülebilir. İleride şartlar uygun olduğunda tekrardan yükseltilmek kaydıyla...

Sıkılaştırıcı mı genişleyici mi?

Dolar/TL kurunun geçtiğimiz hafta 7.5862 ile zirve yenilemesi de atılan taşların pek fazla kurbağa ürkütmediğini söylüyor.

Hal bu iken, politika faizini değiştirmemekte ısrar etmek çok da anlamlı değil. Ya borç alma ve borç verme faiz bantlarını koruyarak (art/eksi 150 baz puan) politika faizinin yükselmesi gerekiyor (diyelim ki 300 baz puanlık bir artış ile 11.25). Ya da vitrindeki politika faizini koruyarak bant genişlemesine gidilmesi gerekiyor.

PPK diyebilir ki alt bandı sabit tutup, borç verme faizini 300 baz puana genişlettim (yüzde 11.25 olur) ve GLP’yi de bunun üzerine 300 baz puana genişlettim (yüzde 14.25 olur). Bu durumda fiili faiz bandı 6.75 ile 14.25’e genişlemiş, Merkez Bankası’nın hareket alanı genişlemiş olur. Peki politika nedir diye bir yabancı yatırımcı sorsa ne diyebiliriz, ancak Merkez Bankası “esnek bir para politikası” istiyor diyebiliriz. Peki politika faiziniz nedir dese; ‘kurun seyrine göre günü gününe değişiyor’ diyebiliriz.

Enflasyonla mücadele

Sorunu yaratan da bu oluyor. Zira bu kadar geniş bir bant içinde hareket edebilecek bir faiz oranı ne tam anlamıyla bir politika ifade ediyor (yani sıkılaştırıcı mı, yoksa genişleyici bir para politikası izleniyor anlaşılamıyor!) ne de ileriye dönük orta uzun vadeli hesaplamalar, planlar yapılabiliyor.

Yabancı yatırımcılarda güven erozyonu uyandıran konuların başında da bu belirsizlik, öngörülemezlik ortamının ister istemez payı oluyor. Bu nedenle PPK ne yapmalı sorusuna, politika faizini piyasadaki işgören faizler seviyesine resmi olarak getirmesi ve bunun da enflasyon ile mücadele ettiğini göstermesi ve de TL’yi çok cazip olmasa da en azından negatif reel faiz veren bir para birimi olmaktan çıkarması şeklinde yanıt vermek gerekiyor. Bunu yapar mı? Hep birlikte perşembe günü PPK toplantısını takip edeceğiz.