NEYİM VARSA BENİM DEĞİLDİR

Manastır hayatının başlamasına sebep olan keşişlerin tüm Hristiyanlık tarihi içerisindeki en meşhuru kuşkusuz St. Simeon’dur

Kapadokya “kutsal ırmağın kolu” manastır hayatını ilk düzenleyen rahiptir. Üçüncü yüzyılda Kapadokya’da yaşamış olan Basil erken Hristiyanlık tarihi içerisinde son derece önemli bir kişiliktir. Münzevi bir din adamı olması onu toplumun sorunlarına karşı duyarsız kılmamıştır. M.Ö. 4. yüzyıllara gelinmiş olsa dahi pagan inanışların halen güçlü olduğu Roma İmparatorluğu’nun sınırlarında yaşayan Kapadokyalı bu Hristiyanları bir arada tutmak için manastır oluşturarak ilk örgütlenmeyi yapan dini bir liderdir St. Basil.

Manastır; rahip ve rahibelerin dünya hayatından soyutlanmış bir şekilde köşeye çekilip yaşadıkları dini eğitim ve çoğunlukla ibadet ettikleri yerlerdir. Tüm manastırlarda tam anlamıyla ortak yaşam temel ilkedir.

İlk manastırlar Sina yarımadasında görülür. Çöllerde tek başına yaşamayı tercih eden keşişlerin ortaya çıkması ve akabinde bunların bir araya gelerek yaşamaları neticesinde manastırlar şekillenmeye başlar. Manastırlar yerleşim yerlerinden uzakta inşa edilirler ve burada yaşayan rahip ve rahibeler kendilerini Hz. İsa’ya adadıklarından dolayı evlenmezler.

Tek başına inziva yaşamı

Manastır hayatının başlamasına sebep olan keşişlerin tüm Hristiyanlık tarihi içerisindeki en meşhuru kuşkusuz St. Simeon’dur. Tek başına inziva yaşamı süren Simeon; Antakya‘ya sadece iki saat mesafede bulunan (günümüzde Suriye sınırlarında kalıyor) bir tepeye diktirdiği 18 metre boyundaki mermer sütunun üzerine yaptırdığı 2 metre karelik platformdan 40 yıl boyunca aşağıya neredeyse hiç inmeden yaşamıştır. Haftada sadece bir ya da iki kez tuvalet ihtiyacı haricinde bütün yıl boyunca sütunun tepesinde 40 yıl yaşamıştır. 73 yaşında öldüğü bilinen Simeon’un sütunun tepesine 33 yaşında çıktığı anlaşılıyor. Bu durum bize Aziz Simeon’un Hz. İsa’nın 33 yaşında ölmesi üzerine kendisi de 3 yaşına geldiğinde bir anlamda ölmeden önce ölmekle bedenini Hz. İsa’ya adamıştır. Hz. İsa bedenini inananlarına adamışsa o da bedenini İsa’ya adamıştır. (Hz. İsa’nın bedenini çarmıhta insanlar için adaması olayı tam bir Pavlus uydurmasıdır)

Simeon‘un bu yaşam tarzı daha sonra inzivaya çekilmek isteyen birçok keşiş tarafından benimsenmiş ve çok sayıda keşiş yaşamlarını böyle sütunların üzerinde sürdürmeye başlamışlardır. Bunlara “Stilit Azizler” denilmekteydi. Kapadokya manastır hayatının kurucusu olan Basil ise standart manastır anlayışından daha farklı bir örgütlenmeye gitmiştir. Hem rahiplerin birbirlerini tanımaları hem de başrahiple kişisel ilişkiler kurabilmeleri açısından manastırdaki rahip ve rahibe sayısını küçük tutmuştur. Ayrıca manastır dışında yaşayan keşişleri de yemek yemeleri ya da belli yortu günlerinde ayinlere katılabilmeleri için teşvik etmiştir. Aziz Basil’in Kapadokya Göreme`de kurduğu bu manastırın en çarpıcı tarafı manastırın sosyal işlevinin de olmasıdır. Özellikle de kimsesiz çocukları bu manastırda koruma altına alan Basil; bir anlamda tarihin ilk “kimsesiz çocuklar yurdunu” manastır bünyesinde meydana getirmiştir. Bizim de bu yazıda Aziz Basil’e yer vermemizin en büyük sebebi böyle bir ilki Anadolu‘da gerçekleştirmiş olmasıdır.

Aziz Basil’e ait bilinen felsefi bir söz: “Neyim varsa benim değildir”