‘Kâğıt Ev’ dayanıklı çıkar mı?

5 Nisan 2021

Mutlu mesut yaşanırken her şeyin bir anda tersyüz olması… Huzur dolu ev ortamının yanlış anlaşılmadan doğan sorunlarla cehenneme dönmesi… Ne kadar korkunç olasılıklar değil mi? Üstelik ‘Benim başıma gelmez’ diye düşünmek de işe yaramıyor. Zira bu tarz sürpriz gelişmeler hayatın bir parçası.

Öte yandan herkesin hayatının herhangi bir döneminde rahatlıkla karşılaşabileceği böylesi olumsuzluklara karşı insanların çözüm üretme ve yaşamı, kötücül sürprizlere inat, sürdürme kabiliyetine sahip oldukları da bir gerçek.

Nitekim ‘Hayat bir sürprizler serisidir. Öyle olmasaydı ne yaşanmaya ne de korunmaya değerdi’ demiş, bu yüzyılın en büyük vaizi olarak nitelendirilen ve eserleriyle Martin Luther King’e de ilham veren Harry Emerson Fosdick. Yani bir bakıma hayatın her türden sürprizi, ona anlam ve enerji katan şeyler.

Hal böyleyken hayatın sürprizlerini, kötümserlikle karşılamak yerine, onu tekdüzelikten çıkartıp değerli hale getiren ve kaygıların yarattığı heyecanlarla yaşanabilir kılan katkılar olarak kabullenmek mümkün. Dahası böylesi beklenmedik atraksiyonların sadece gerçek hayatta değil, kurgularda da oldukça önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bunlar, tıpkı insan yaşamında olduğu gibi, kurguların gelişimini monotonluktan kurtarıp ilgi görmelerini sağlamada olmazsa olmaz türden etkenler… Özellikle de kötü sürprizler!

Nasıl ki; dizi bolluğunun yaşandığı bu sezonun işleri de, yarışta geri kalmamak için, daha en baştan hayatın sürprizleriyle yola çıkmakta. İçeriği besleyecek olumsuzluklar ilk bölümden sahnelenmekte... Ki buradaki amacın, hem izleyiciyi baştan meraklandırmak hem de geri dönüşlerle sık sık tekrarlanan bu olumsuzluklarla ilerleyen bölümlerle katkı sağlamak olduğu aşikâr. Peki, bu formül her işte tutuyor mu, derseniz…

Kuşkusuz bu soruya olumlu cevap verebilmek her zaman mümkün olmuyor. Zira bu noktada karakterlerin hayatını değiştirecek olan sürpriz olumsuzluğun çarpıcılığının; olayın ele alınış biçiminin ve klişelere çok abanmadan özgün bir dille yansıtılmasının etkisi büyük. Kimi, küçük çaplı olumsuzluklar üstünden yola çıkıp büyük işler başarıyor. Kimisi de büyük potansiyele sahip olmakla birlikte, yaratılan sürpriz felaketlerle karakterlerin mayası tutmadığı için, rekabet ortamına dayanamıyor.

Bu gerçekler doğrultusunda hayat sürprizlerine dayanan içeriklere sahip dizi cephesine baktığımızda, Star ekranında yerini almak için kolları sıvayan ‘Kâğıt Ev’ takılıyor gözümüze ve ‘‘Kâğıt Ev’ dayanıklı çıkar mı’’ diye sorguluyoruz ister istemez. Malumunuz haftanın her günü hıncahınç dizi dolu.Dolayısıyla rakip bolluğundaki ortamda bu yeni işin şansı ne olabilir sorgusunu yapıp yeni dizinin hayata bakışına ön değerlendirmede bulunmakta fayda var.

Yazının devamı...

Yarış Fena Kızışacak!

25 Mart 2021

Yarışmak, hayatın en vazgeçilmez unsurlarından. Çünkü hayatın kendisi koşuşturmaktan; mevki, para, aşk uğruna rekabete girişmekten; düşe kalka gelişen yenilgilerle-galibiyetlerle dolu bir yarıştan ibaret zaten. Dolayısıyla her ne kadar ‘Başkalarıyla yarışma, kendinle yarış’ dese de kişisel gelişim uzmanı yazar Robin Sharma, kazanmanın yolu kendinle yarışmaktan ziyade başkalarıyla yarışmaktan geçiyor genelde.

Nitekim bu mantık ekran dünyası için de geçerli. Daha çok izlenme yarışçılığıyla sürekli yeni işler izleyiciye sunulmakta. Nasıl ki, yarışın hız kesmeden sürdüğü ekranlardaki bu dizi çeşnisine iki yapım daha ekleniyor şimdilerde. Üstelik ‘Bir Zamanlar Çukurova’, ‘Mucize Doktor’, ‘Alev Alev’, ‘Akrep’ gibi yapımların yer aldığı Perşembe akışındaki yarışı tam kızıştıracak olan bu diziler kendi çaplarında hayli iddialı.

Biz de bundan dolayı 1 Nisan’dan itibaren Perşembe yoğunluğuna dalıp reyting çekişmesini daha da zorlu hale getirecek olan TRT 1’in yeni tarihi dönem dizisi olma özelliğindeki ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ ve Kanal D’de ekrana gelecek olan ‘Camdaki Kız’a kısaca göz atmak istedik.

‘BİR ZAMANLAR KIBRIS’LA VATAN MÜCADELESİ

Büyük bütçeli ve dev kadrolu prodüksiyonlarıyla izleyiciyi çekmeyi başararak reyting yarışında hayli zorlu bir rakibe dönüşen TRT 1, sezonun sonuna doğru tarihi dizilerine bir yenisini daha ekliyor. TMC Yapım imzasını taşıyan ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ın en önemli özelliği, yakın tarihe bir pencere açacak olmanın ötesinde, o dönemin atmosferini ve insanların yaşam mücadelesini olanca gerçekliğiyle hissettirecek biçimde yaratılması.

Bu doğrultuda TRT 1’in reyting rekoru beklentisini güçlendiren dizinin içeriğine baktığımızda… İlk etapta dikkat çeken detay, belgesellerde yer alması gereken türden acılı görüntülerin olanca çıplaklığı ve çarpıcılığıyla sergilenmesi oluyor!

Nitekim 1963 yılında gerçekleşen ve tarihe ‘Kanlı Noel’ olarak geçen Kıbrıs Rumlarının baskınında yürek dağlayan görüntüler, içeriğin izleyeceği yolu ortaya koyuyor zaten. Hal böyleyken, tanıtımlardan da anlaşılacağı üzere, dizinin yitirilen hayatlara ve paramparça olan ailelerin yaşamına odaklanırken işin ‘vatan mücadelesi’ yönündeki vahşeti alabildiğine vurgulayacağını… Kıbrıs Türklerinin acılarını en derin biçimde yansıtacağını… Ve bu yolla ilgiye tavan yaptıracağını söylemek abartı olmaz.

Öte yandan senaryosunu Emre Özdür ve Başar Başaran’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Hakan İnan’ın yaptığı dizide aşka da yer var kuşkusuz. Dönemin Kıbrıs Türk Cemaati Lideri Rauf Denktaş’ın, Devrim Saltoğlu’nun canlandırmasıyla yer alacağı yapım, aile-aşk kanadında sakız fabrikası işleten Kemal Dereli ve ailesini çıkartıyor karşımıza. Ahmet Kural’ın sunacağı Kemal Dereli karakterinin, eşi İnci (Pelin Karahan) ve iki kız çocuğuyla birlikte mutlu ve rahat geçen hayatının, yapılan saldırılarla, nasıl parçalandığını izleyeceğiz bu süreçte.

Yazının devamı...

Son Yaz’ın Güzellikleri…

14 Mart 2021

Mevsimler ve insanlar… Ne kadar da benzeşiyorlar. İnsanın ilkbaharı, çocukluğu; yazı da gençliği. Sonrası, yaşlılık ve ölüm. Ama ne demiş ünlü yazar Anton Çehov… ‘İnsanlar mutlu olduklarında, mevsimin kış mı yaz mı olduğunu fark etmezler’! Onun için mevsimlerimizin kaygılarına düşmek yerine onları güzellikleriyle değerlendirip mutlu yaşamaya bakmak lazım.

Nasıl ki, FOX TV’de yolculuğunu sürdüren ‘Son Yaz’ da yaşamın kaygılarını bertaraf edip her şeye rağmen yakalanan güzelliklerle ayakta kalma örneği sergileyenlerden. Üstelik bunu yaparken izleyicisine kendi güzelliklerini aktarıp huzur ve umut aşılamayı da başarmakta. Tabii tüm bu güzellikleri görmeyi de bilmek gerek. Nitekim ‘Her şey güzeldir ama herkes göremez’ demiş Konfüçyüs.

Hal böyleyken son bölümüyle AB grubunda ikinci, kimi zaman görülmeye değer işleri es geçen Total’de dokuzuncu olan ‘Son Yaz’ın güzellikleri ne diye sorgulayacak olursak… Diziyi, aynı gündeki rakiplerinden ayrı bir yere koymamıza sebep olan ayrıntılar çıkıyor ortaya.

‘SON YAZ’DAN YANSIYANLAR…

Mevcut ekran tablosunda yüksek tondan yürütülen sahneler ve abartılı söylemler olmadan da mafya-adalet hesaplaşmasına dayalı dizilerin kurgulanabileceğinin en başarılı örneği konumunda bulunan ‘Son Yaz’, çok söze gerek bırakmadan kendini gösteren yapımlardan. Dolayısıyla Total izleyici kesimi tarafından yeterince değerlendirilmese bile ilgiyi fazlasıyla hak eden ‘Son Yaz’dan yansıyanlar da ayrı bir değer kazanıyor kuşkusuz. Bunlar nedir bakalım şimdi.

-Bu doğrultuda diziyi mercek altına aldığımızda ilk olarak genel atmosfere ve karakterlere hâkim olan sükûnet havası dikkatimizi çekiyor.

Şöyle ki; İlk bölümden itibaren gerek mafya itirafçısı babasından dolayı Savcı Selim tarafından korumaya alınan Akgün’ün aksiyonunda, gerekse Savcı Selim’le Akgün’ün peşine düşen mafya kanadının çatışmacı icraatında kesinlikle aşırı şiddet ve öfke sahneleri sergilenmedi. En ateşli anlarda bile ortamın doğal gerginliğinin dışında taşkınlıklar yaşanmadı… Ki, bu da içeriğin gerçeklikle ters düşmesini engelleyen ve olan biteni kabul edilebilir hale getirerek diziyi güzelleştiren bir detay oldu.

Anlayacağınız ellerinden silah, dillerinden filozof misali lakırdılar eksik olmayan… Kara giysileriyle ortamı doldurup adeta racon kesme düzeninin reklamını yapan kara suratlı karakterlerden öylesine bıkmışız ki,

Yazının devamı...

Geleceğin felaket senaryoları

3 Mart 2021

Felaketler… Kötü sonuçlar doğuran, zarar veren korkunç durumlar. Dünyanın ve insanlığın geçmişi sayısız felaketle dolu. Günümüzde pek çok can alan virüs salgını da bunlardan biri malumunuz. Öte yandan felaketlerin ansızın ortaya çıkıp sürpriz biçimde yıkıma-zarara sebep olmadığı da bir gerçek. Zira ister insan eliyle geliştirilsin, isterse doğadan gelsin yaşanan her felaketin öncesi var. Nitekim ünlü yazar Honore de Balzac da ‘Felaket gelip çatmadan önce, açık veya kapalı bir şekilde geleceğini mutlaka haber verir’ sözüyle saptamış bu hakikati.

Anlayacağınız felaketler bir şekilde geliyorum diyor ama duyarsız insanlar ya bunu görmezden geliyor ya da cehalet nedeniyle anlamakta zorlanıyor. Dolayısıyla ‘Dünyanın ve tabi insanların yaşayacağı daha çok felaket var’ desek yeridir. Bu meyanda felaketlerden beslenenleri de unutmamak lazım. Kimileri felaketlerle dibe vururken kimileri de bu olumsuzluğu çıkar kapısına çevirme hüneri sergilemekte.

Nasıl ki kurgu dünyası da felaketleri evire çevire değerlendirenlerden. Hâlihazırda en revaçta olanıysa, geleceğe yönelik felaket senaryoları üretmek! İşin ilginç yanı, bunları komplo teorisi olmanın ötesine taşıyan, içeriklerde sunulanların gerçekleşme ihtimalinin yüksekliği.

Bugünkü küresel virüs olayını; 2011 tarihli Salgın/Contagion’ya da 1980 yapımı ‘Virüs/The Flu’ gibi filmlerle bağdaştırabiliriz mesela. Kuşkusuz gelecekte yaşanacak felaketleri şekillendirerek uyarıcı vasfına bürünen ve bir anlamda asıl olayların prototipi olarak değerlendirebileceğimiz bu tür yapımlara daha nice örnek vermek mümkün. Keza Netflix dizileri-filmleri geleceğin felaket senaryolarından geçilmiyor.

Birkaçını kısaca değerlendirecek olursak…

KURGU MU, UYARI MI?

Geleceğin felaket senaryoları dediğimizde akla ilk geleniçerikler virüslere dair oluyor.Bu yeni bir tercih de değil üstelik. Yıllar öncesine dayanan bir mazisi var, virüslerle salgın yaratıp dünyaya felaketi yaşatma teorilerinin. Ancak geçmişte bunlar daha çok beyazperde filmi olarak boy gösterirken şimdilerde, dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, bu tür senaryolara dayanan dizilerin sayısı da geçmişe kıyasla daha artırmış durumda. Hem de ‘Kurgu mu, uyarı mı’ sorusunu akıllara düşüren gerçekliklerle!

Bu noktada mesajcılığıyla ilk dikkat çeken yapım

Yazının devamı...

Dizilere renk katanlar…

25 Şubat 2021

Her insan kendi orijinalliğiyle gelir dünyaya. Lakin yaşamın dayatma kalıpları ödün vermeye zorlar özgünlüklerden. Kimileri her şeye inat farklılığını ortaya koyar, kimileriyse zaman içinde monotonlaşıp çok şey yitirir kimliğinden. Nitekim William Lake de ‘‘Bütün insanlar ‘orijinal’ olarak doğarlar. Ancak birçoğu ‘kopya’ olarak ölür’’ sözüyle felsefi bir gerçeklik kazandırmış bu yaşamsal duruma.

Öte yandan bu kopyaya dönüşme ve kişilikteki renkliliği kaybetme durumunun sadece yaşama mahsus olmadığını da unutmamak lazım. Hayatın insanları rutinleştiren, yaşamları kopyaya çeviren bu özelliğinin benzerine kurgularda da rastlamaktayız bolca. Klişeler üzerine kurulan hikâyeler, klişe karakterlerle yürütülmeye çalışılmakta. Yaşamla paralel geliştirilen ve insanları kopya olmaya daha çok iten bu mantığın örnekleriyle dolu ekranlar.

Buna karşılık arada fark yaratan öyküler üstünden ilerleyen yapımlar da çıkıyor tabii… Yanı sıra kimi karakterlerin de, farklı duruşlarıyla, kurgulara renk kattığını söyleyebiliriz. Tavırları ve konuşmalarıyla akışa renk katmanın ötesine geçip dizilerin monotonluğunu ve klişelerini kırmayı başaran böylesi karakterlere bu sezondan örnek verecek olursak… ‘Maraşlı’ ve ‘Sadakatsiz’e ivme kazandırıp performanslarıyla içeriğe renk katanlar ilk etapta öne çıkanlar.

MARAŞLI’NIN DOPİNGİ…

Sürekli kullandığı ‘Bayan’ kelimesiyle dikkat çekip halk adamı kimliğindeki doğallıkla ve Burak Deniz’in başarılı performansıyla kendini kabul ettiren ‘Maraşlı’, içeriğinde pek çok klişeyi barındırsa bile, kendine has karakterleriyle farkını ortaya koyarak rakiplerini geçebilen yapımlardan. Ancak kabul etmek gerekir ki, dizinin gücü sadece Maraşlı’dan ibaret değil. Ona doping yapan özel karakterlerin de bu başarıda payı büyük.

‘Seni Çok Bekledim’e nazire edercesine ‘İyi düşünmek lazım’ diyerek kader-tesadüf ikilemini proleterleriyle birlikte masaya yatıran Necati de bunlardan biri.

Evin emekçilerine felsefe yapmayı ve onları aydınlatarak düşünmeye sevk etmeyi günlük rutini haline getiren Necati, söyledikleriyle hayli renkli bir tablo katıyor dizinin bütünlüğüne. Hz. İsa’nın sözlerini de felsefe derslerinde kullanmayı ihmal etmeyen Necati, bu süreçte oldukça ilginç saptamalar yapıyor.

Ticari gözle değerlendirip libidodan ibaret saydığı aşkın duygusal yoksunluğundan dem vururken akrabalığı da

Yazının devamı...

‘Masumiyet’ ses getirir mi?

16 Şubat 2021

‘Deneyim dediğimiz şey, yitirdiğimiz masumiyetimizdir’ demiş Shakspeare… Gerçekten de insan yaşadıkça öyle çok olumsuzlukla karşılaşıyor ki, çocukluğun masumiyeti yavaş yavaş silinip gidiyor ruhundan. Kuşkusuz her şeye rağmen hırslara taviz vermeden, benliğindeki saf duyguları tamamen öldürmeden yaşayıp masumiyetini kısmen de olsa korumak mümkün bu hayatta. Lakin insanın, kendisi dışında gelişen olayları düşündüğümüzde saf kalmanın, masumiyeti korumanın hayli çaba gerektirdiği gerçeğini de kabul etmemiz şart.

Öte yandan saflığa ve haklılığa dayalı duyguların her şekilde yok edilmeye çalışıldığı insanlık gerçeğinde masumiyetin ne derece yeri olduğunu da düşünmek lazım. Zira yazar-siyasetçi La Rochefoucauld’un ‘Masumluk, suçlular kadar himaye görmekten ne kadar uzaktır’ sözüyle de vurguladığı gibi, gücü olanın zorbalığı karşısında masumların pek şansı olmadığı malum!

Nitekim kurguların masumiyet ve kötülük dengesinde de bu hakikat sıkça yüzünü göstermekte. Çoğunlukla finalde iyiler galip gelse de bölümler boyu masumiyetin temsilcisi olan karakterler, entrikada sınır tanımayan ve sahip oldukları güçle ortalığı kasıp kavuran kötülerin eziciliğiyle boğuşmakta. Esasen kurguların bu yolu tercih etmelerini normal saymak gerek. Çünkü izleyici ilgisi, masumiyetin heyecansızlığından ziyade kötülüğün yaratacağı çatışmacılığa ve mağduriyetlere odaklı! Yani tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi kurgularda da rağbet görenler, masumiyetten ziyade masumiyeti yok etmeye yönelik güçlüler olmakta.

Hal böyleyken FOX ekranında yerini almak için gün sayan ‘Masumiyet’ dizisi ses getirir mi diye sorgulayalım ve ön değerlendirmede bulunalım dedik biz de…

MASUMİYET’İN ELİNİ GÜÇLENDİRENLER

Bu sezonun salgın sürecine denk gelmesine rağmen dizicilerin hız kesmediğini dillendirmiştik daha önce. Nitekim dijital platformlar bir yana ekranlarda da sürekli yeni bir yapım çıkıyor karşımıza. Bu dizi bolluğundan her kanal nasiplenmekte. Nasıl ki FOX TV için de durum aynı. ‘Kefaret’ ile Pazar akışındaki diziler arasında başı çeken… ‘Son Yaz’ ve ‘Sen Çal Kapımı’ dizilerinde istediği hedefi tutturamasa bile günü kurtaran kanal şimdilerde ‘Masumiyet’i devreye sokma hazırlığında.

Peki… Kadrosunu ve senaryosunu değiştirip yeni bir yol haritası çizen ‘Savaşçı’nın tanıtımlarını paylaşarak izleyicisini bekleyişe sokan kanal, görüntüleriyle merak yaratmayı başaran ‘Masumiyet’ dizisiyle de ‘Kefaret’teki gibi başarı elde edebilir mi?

Kanalın hayli iddialı bir kadroya sahip olan diziden beklentisinin büyük olacağı muhakkak. Lakin her beklentinin gerçeğe dönüşmediği, zorlu rekabet ortamlarında büyük beklentilerin büyük hayal kırıklıklarına doğurabildiği bir gerçek. Dolayısıyla her daim işaret ettiğimiz üzere

Yazının devamı...

‘Kardeşlerim’ ilgi çeker mi?

8 Şubat 2021

‘İnsan sevincini büyüterek anlatmalı, üzüntüsünü kısaltarak’ demiş ünlü yazar-filozof Montaigne. Gel gör ki, kurgu dünyası bunun tam tersini yaptırmakta karakterlerine. Sevinçleri-mutluluk dolu anları alabildiğine kısa tutan kurgular, dramatik gelişmeleri-hüzünleri-çatışmacılığı uzun uzun işlemekte. İşin enteresan tarafı izleyici de, acılardan kazanç elde eden bu yaklaşıma rağbet göstererek prim vermekte.

Nitekim kurgularda dram dedin mi akan sular duruyor izleyici için. Komediye-absürt mizaha pek yüz vermeyen izleyici kesimi, her şekilde aile dramlarını yansıtan, sürekli ağlak halde dolaşan karakterleriyle gözyaşı döktüren işlere daha sıcak bakıyor. Hele bir de içerikteki mağduriyetin kimyası izleyicinin algısıyla tutarsa, ekrana çıkan işin başarısı kolayca garantileniyor. Ondan ötesi ağıtlar, haykırışlar ve ajitasyonla yol alan aşkları bozdur bozdur harca kolaycılığı ve bolluğu.

Kuşkusuz bu tür dramatik yapımlar arasında başarıyı hak edenler kadar ederinden fazlasını alan da mevcut. Lakin sonuçta izleyici takdiri biçiyor ömürleri. Anlayacağınız durum ne olursa olsun, neticede aile dramları ekran başındakilerin ve dolayısıyla kurgucuların favorisi.

Hal böyleyken şimdilerde yeni bir dramımız daha olmak üzere… ATV ekranlarında yerini almaya hazırlanan ‘Kardeşlerim’! Peki, merakla beklenen ‘Kardeşlerim’deki aile dramı da ilgi çeker mi? Performansıyla izleyicinin beğenisini kazanır mı? Tanıtımına dayanarak yapalım ön yorumumuzu.

‘KARDEŞLERİM’DEKİ AİLE DRAMI FARK YARATIR MI?

Her ne kadar izleyicinin dramlara yönelik ilgisi büyük diyoruz ya… Bu ilginin çekilebilmesi ve sürekli olabilmesi için ortaya çıkartılan içeriğin yeterli dokunuşları yapabilecek duygusal yoğunluğa sahip olması gerektiği de dikkate alınmalı her şekilde. Dahası her yeni dram ilgi çekmeyi başarmak istiyorsa, klişelerin yarattığı monotonluğu kıracak detaylar barındırmaya da önem vermeli. Kısacası aile dramına soyunanların önceliği, fark yaratmaya odaklanmak olmalı! Peki, yapımcılığını NG Medya’nın, senaristliğini Gül Abus Semerci’nin üstendiği, yönetmen koltuğunda Serkan Birinci’nin oturduğu ‘Kardeşlerim’ dizisi bunu başarabilir mi?

Bu noktada ‘Kardeşlerim’in fark yaratması için gereken en önemli detayın, ‘İçerik samimiyeti’ olduğunu vurgulayarak başlamak isterim değerlendirmeme.

Şöyle ki; tanıtımlarından anlaşıldığı üzere

Yazının devamı...

Bu dizi hayata dokunacak!

31 Ocak 2021

İç içe geçmiş, kökeninde soru işaretleri taşıyan konulardaki çelişkiyi belirtmek için sıkça kullanılan bir soru vardır… ‘Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan’! Nitekim dizi içeriklerinin hayatla daha fazla paralellik gösterdiği günümüzde, aynı mantığı kurgular için de devreye sokup ‘Kurgular mı hayattan ilham alıyor, hayat mı kurgulardan’ diye sorgulamak mümkün. Zira geçmişten günümüze kurguların hayattan esinlendiği bir gerçek. Öte yandan edebi eserlere kıyasla daha geniş kitlelere ulaşma ve etkileme gücüne sahip olan diziler-filmler açısından olaya bakıldığında hayatın da kurgulardan ilham aldığını söyleyebiliriz.

Anlayacağınız ‘tavuk-yumurta’ ikilemi, hayatla kurguları iç içe geçirerek algı yaratma mantığındaki dizilerde de mevcut. Yerli yapımlar üstünden baktığımızda, işlenen konuların hayallerden ziyade yaşamsal gerçekleri yansıttığını görüyoruz… Ki, bireyleri ve dolayısıyla hayatı şekillendiren bu durum özellikle içinde bulunduğumuz sezonda eskiye oranla daha yaygın. Gerçek psikiyatri vakalarından tarihi yorumlamalara, hayatı kurgularla denkleştiren dizilere rağbet çok. Yanı sıra aile içinde yaşanan ihanet ve şiddet sorunlarından gelişen tabloların kurgulardaki karşılıkları da ilgiyle izlenmekte.

Velhasıl dijital ortamlardaki fantastik senaryo bolluğuna karşın ekrana yönelik içeriklerde hayata dokunan kurgu çeşnisi ön planda. Dahası alınan sonuçlar da gösteriyor ki, ekran izleyicisinin isteği de bu yönde.

Hal böyleyken hayatın en ateşli mücadelelerini kurguya dönüştüren bir yeni dizi dikkat çekiyor. Show TV’de yer almaya hazırlanan ‘Kırmızı Kamyon’! Şimdi tanıtımlarına dayanarak göz atalım bu diziye ve ön değerlendirmede bulunalım kısaca.

‘KIRMIZI KAMYON’ EKRANLARDA BİR İLK!

Kurgu dünyasının hemen her konuyu kendine malzeme yaptığı malum. Nasıl ki, mesleki yaşanmışlıklar da bunlardan biri. Dahası bu tür konuları işleyen yapımların, gerçekçi yaklaşımla ve çekici anlatım diliyle yaratıldıklarında, ilgiyle karşılandıkları örneklerle sabit. Yabancılarda da, yerlilerde de durum aynı. Lakin yabancılarla karşılaştırıldığında doktor dizilerinin, polisiyelerin, askeri yapımların bolca üretildiği yerli sektörde kimi önemli meslekler göz ardı edilmiş durumda maalesef. Can ve mal güvenliği açısından toplumsal sorumluluğu yadsınamaz olan itfaiye erleri de bunlardan biri!

Yabancı kurgularda gerek sinema filmi, gerekse dizi şeklinde hayli başarılı örneklerle yansıtılan itfaiyecilerin dünyasına şimdiye kadar el atıp dizileştiren nedense çıkmadı. Bir ihtimal yapımın zorluğu ve büyük emek gerektirdiği olabilir bu ihmalkârlığın gerekçesi. Neyse efendim… Artık bu yokluk durumu değişecek kısmetse. Kahraman itfaiye erlerinin hayatlarını izleyiciyle buluşturmak için ‘Kırmızı Kamyon’ geliyor zira. Peki, gerçekleri kurgulaştırıp hayata dokunacak olan bu yeni dizi neler verecek izleyicisine?

Kısaca ön değerlendirmemizi yaparsak… İlk sözümüz, 10.Ev Yapım imzalı

Yazının devamı...