Bu hata dizileri çelmeliyor!

19 Kasım 2020

Hatalar… Kimine göre ‘En iyi öğretmen’, kimine göre de yeni şeyler denemekten korkmamanın göstergesi. Dahası Dostoyevski’nin dediği gibi, hatalarla yüzleşmek yerine hatalarla yüzsüzleşme, durumuna düşmek de var hesapta… Ki, insanları ve çalışmaları değerlendirme hususunda asıl bu detaya dikkat etmek şart! Zira önemsenmeyen, dikkate alınmayan ve bundan ötürü sürekli tekrarlanan hataların etki alanı bir hayli geniş olabiliyor.

Nitekim sadece eğlence aracı olmakla kalmayıp yarattığı iş olanaklarıyla da günümüzün yükselen değerine dönüşen kurgu dünyasında, pek çok yapım ısrarla tekrarlanan hatalara kurban gitmekte. Her sezon artan oranda yeni dizi zamansız finalle noktalanmakta. Keza bu sezon da büyük beklentiyle yola çıkıp birkaç bölüm sonra veda etmek durumunda kalanlar oldu. Gariptir ki, eskiden bir işin yayından kaldırılması daha çok ses getirirken ve o sezon hangi dizilerin erken finale yollandığıyla daha çok ilgilenilirken, şimdilerde kanıksanan bir hale geldi bu zamansız gidişler!

Peki… ‘Reytinge kurban gitti’ klişesiyle ömürleri noktalanan yapımlar gerçekte neyin kurbanı oluyor? İzleyicinin dikkatini çekme hususunda nasıl bir hataya düşüyorlar da rakipleriyle baş etmekte zorlanıyorlar? Nedir dizileri çelmeleyen hata?

Esasında bu sorulara cevap vermek için çok düşünmeye gerek yok. Çünkü kısa sürede biletleri kesilen işlerin büyük bir kısmı ortak hatadan muzdarip… Tek tipleşme!

DİZİLERİ ERKEN FİNALE GÖTÜREN FAKTÖR

Günümüz dünyasında seçenek bolluğu yaşıyor gibi görünsek de, özünde birbirinin kopyası veya çok benzeri ürünlerle çevrelenmiş halde hayatımız. Bu bağlamda tüketim kültürünün yaygınlaştırılmasında olduğu kadar toplumsal güdülenmede de yeri büyük olan televizyonun, hayatımıza girdiği günden bu yana, tek tipleştirici bir özellik taşıdığını söyleyebiliriz. Yani televizyon denilen teknolojik gelişimin kendisi, doğrudan tek tipleştirici bir vasfa sahip. Ancak bu olumsuzluğun yayınlanan içeriklerdeki farklılıklarla kısmen bertaraf edilmesi de mümkün.

Gel gör ki, diziler başta olmak üzere ekranda yer alan işlerin bazıları, kalıpları kırmaya soyunurken bazıları da, farklılık yaratma gibi bir gayret içine girmeye yanaşmıyor. Hal böyle olunca da ne tanıtım bolluğu işe yarıyor, ne fanlarının desteği izleyici çekmeye yetiyor, ne de kadroyu ünlü isimlerle doldurmak fayda ediyor. Kaçınılmaz sonla karşılaşıyorlar çabucak.

Kuşkusuz bizim ekranlarımız için artık bir rutine dönüşen erken finaller arasında bu sonucu hiç hak etmeyenler de bulunmakta. Farklılık yaratmak isterken gerek söylem diliyle gerekse öyküsüyle izleyici algısına hitap edemeyen ve pisipisine harcanıp gidenlere sözümüz yok zaten. Bizim asıl dikkat çekmek istediğimiz nokta, karakter yapılandırmasından oyuncu performansına… Öykü temelinden, içerik gelişimine… Hep aynı çizgide hareket ederek yenilik yarattıklarını zannedenlerin sergilediği ‘

Yazının devamı...

Gençler bu diziyi tutar mı?

12 Kasım 2020

Bir Fransız atasözü ‘Gençler ümitle, ihtiyarlar hatıralarla yaşar’ der. İnsanların sahip olduklarında kıymetini bilemeyip sonrasında sürekli özlem çektikleri gençlik, günümüz dünyasında ne oranda ümit dolu, orası meçhul ama gençlerin varlığından pay çıkartma girişimi gani gani.

Nitekim gençlik aşklarını-didişmelerini-yaşam çabalarını konu edinerek yaratılan kurgular da bu doğrultuda sıkça karşımıza çıkmakta. Romantik komediler, okulluların çekişmeli aşk maceraları en çok ele alınan gençlik işlerinden. Aralarında gençliğin ümitlerine-hayallerine hitap etmeyi başarıp dikiş tutturan da var… Gençlerin duygularına dokunmaktan uzak yavanlıklar-yapaylıklar sergileyip işi abartarak kısa sürede noktalananı da!

Hal böyleyken şimdilerde yapımcılığını BKM’nin üstlendiği yeni bir gençlik işi ekrana çıkmak için gün saymakta. Senaryosu, Melis Civelek tarafından kaleme alınan; Serdar Gözelekli’nin yönetmenliğini üstlendiği ‘Sol Yanım’, Star TV’nin yeni dizisi olarak izleyiciyle buluşacak.

Peki, bu dizi nasıl bir gençlik öyküsü sunacak bize? Yaratılacak gençlik atmosferinde fark yaratacak bir tablo bulacak mıyız? Senaryonun yetişkin kanadı gençliğin öyküsel akışını tamamlayan ve boşlukları layıkıyla dolduran niteliklere sahip olacak mı?

Kısacası; ‘Sol Yanım’, bildik gençlik işlerinin kısırdöngüsünü kırmayı başarıp gençlerin bu diziyi tutmasını sağlayacak özellikler sergileyebilecek mi? Tanıtımdan ve genel hikâyeden yola çıkarak ‘Gençler bu diziyi tutar mı’ sorusuna cevap arayıp ön değerlendirmemizi yapalım.

‘SOL YANIM’ BOŞLUĞU DOLDURUR MU?

Gençliği konu edinen kurgular sıkça karşımıza çıkmakta diyoruz ya… Gel gör ki, psikiyatrik ve tarihsel yapımlara yönelik merakın yükselişte olduğu bu sezonun yapımlarına baktığımızda mevcut işler arasında doğrudan gençliği hedefleyen bir dizinin bulunmadığını görüyoruz.

Artık gittikçe yaygınlaşan dijital platformlarda bolca gençlik dizisi bulunduğundan mıdır yoksa gençlik işlerinin, fiyaskoya dönüşme noktasında, diğerlerine kıyasla daha riskli olduğunda mı? Bilinmez… Onca dizi bolluğunda

Yazının devamı...

Yenilikler bitmek bilmiyor

4 Kasım 2020

Salgının kaygısı, depremin acısı derken… Moraller düştü, eskinin heyecanı da yitip gitti hayatımızdan. Kuşkusuz insanların çoğuna hâkim olan bu ruh hali kurgusal yaklaşımda da gösterdi etkisini. İzleyici, eskiye kıyasla daha seçici oldu. Hal böyleyken büyük umutlarla izleyiciyle buluşan yeni dizilerden bazıları beklenen ilgiyi bulamayıp erkenden noktaladı ekran yolculuğunu. Geride kalanlar da müşteri kaçırmamak için kadrolarına sürekli yeni isimleri katmakta buluyor çareyi.

Öte yandan televizyon cephesindeki tablo böyleyken kanalların yeniliklerden medet umma gayretinde bir düşüş yok. Gerek dizi, gerekse program açısından yenilikler bitmek bilmiyor. Her kanalda sürekli farklı seçenekler sunulmakta. Bunlardan birkaçına bakalım şimdi.

‘TOZKOPARAN İSKENDER’ GELİYOR!

Dizileri, belgeselleri ve çocuk kanalındaki yapımlarıyla dikkat çeken TRT, yeniliklerini sürdürme yolunda kararlı adımlarla ilerlemekte. Çok yakında TRT 1 ekranında yerini alacak olan ‘Tozkoparan İskender’ de bu kararlılığın yeni göstergesi.

Okçuluk, kahramanlık ve kahkaha dolu sahneleriyle sevilme ihtimali yüksek olan bir iş, ‘Tozkoparan İskender’. Zira daha çocuk yaşta rekorlara imza atmış süper kahraman İskender’i, yol arkadaşları Salih ve Fikri hocalarıyla birlikte günümüze getirirken renkli bir dünya sunacak bize. İskender’in peşinden ayrılmayan ezeli düşmanı Giovanni de bu renkliliğe farklı bir boyut katacak nihayetinde.

Dizinin kadrosuna baktığımızda… ‘Tozkoparan’dan tanıdığımız isimlerin yanı sıra sürpriz oyuncular var. Çağan Efe Ak, Tuana Naz Tiryaki, Esat Polat Güler, Yusuf Gökhan Atalay, Burak Alkaş, Fırat Albayram, Sera Tokdemir, Muhittin Korkmaz, Esin Gündoğdu, Mehmet Emin Kadıhan, Suna Selen gibi isimler güzel bir kombinasyon sunacak.

‘Tozkoparan İskender’in hikâyesine gelince…

12 yaşında olmasına rağmen olağanüstü yeteneklere sahip olan kemankeş İskender’in derdi, 2020 yılından yaşadığı döneme geri dönmek. Çünkü bunu başaramazsa tarihin seyri değişecek, Tozkoparanlar yok olacak ve kötüler kazanacak. Ancak İskender’in derdi sadece bununla sınırlı kalmıyor. Çünkü günümüzde de pek çok sorun onu bekliyor olacak. Bir türlü kontrol etmeyi beceremediği güçleriyle de sıkıntı yaşayan İskender, sürekli peşinde olan Venedikli okçu Giovanni ve okuldaki Kasırga takımıyla da baş etmek zorunda. Neyse ki tüm bu tehlikelere karşı Mavi Ay takımı İskender’i yalnız bırakmayacak.

Yazının devamı...

Anti kahramana ‘Saygı’ bakışı…

27 Ekim 2020

Kahraman nedir? İyilerin kötülere karşı kazandığı zafer öykülerinde başı çeken kişi diyebiliriz mesela… Ya da insanların hayranlık ve saygı duyabileceği işleri yapma cesareti gösterenler için de kullanabiliriz ‘kahraman’ sıfatını. Dahası kurgularda da dayanıklılığı yüksek, hiçbir şeyden korkmayan, her olumsuzluğun karşısında durabilen en önemli kişi, kahramanımızdır.

Kısacası ‘kahraman’ dendiğinde akla ilk gelen iyilikle, sevgiyle ve kötüleri alt etme cesaretiyle donatılmış kişilerdir. Kurgulardaysa çoğunlukla ‘erkek’ olarak öne çıkartılan ve öyküdeki kötüyü bertaraf etmekle mükelleftir bu karakterler. Bu amaç doğrultusunda, kahramanların çevresindeki sıradan insanlardan farkı açıkça vurgulanır zaten. Gel gör ki, kahramana bakış artık eskisi gibi değil. Yaşamdaki algı değişimiyle paralel biçimde, kahramanlara bakış açısı da farklılaşmaya başladı.

Kahraman algısı süreç içinde nasıl geçmişteki destansı unsurlardan sıyrılıp bireyselleşmişse, son dönemlerde de gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşılmakta kahramanlara. Toplumsal mesajcılık, psikolojik analizler ve gerçek hayatta söylenmesi gereken ne varsa kurgusal kahramanlar üstünden dillendirilmekte.

Böylece anlatıların ana konusu olan ‘kahraman’ miti de, salt kurtarıcı iyi olmaktan çıkıp, dönüşüm yaşamakta… Ki bu dönüşümle kendini gösteren yeni figür bizi, Dostoyevski’nin ‘Yer Altından Notlar’ kitabında, “Bırakın kötülüğü, aslında hiçbir şeyi tam olarak beceremedim: Ne iyi, ne kötü, ne alçak, ne onurlu, ne kahraman, ne de böceğin tekiyim” tasviriyle ortaya attığı modern anti kahramandan bu yana etkilemekte… Ve kahramanların üstün vasıflarını kendinde toplamadan onun tam zıddı bir kişilikle popüler olan ‘Anti kahraman’ sevdasına sürüklemekte. Çoğunlukla ana kahramanın karşısında konumlandırılarak suça meyilli, uyumsuz, acımasız kişi olarak vasıflandırılan anti kahramanların, onların bu hale gelmesinde rol oynayan geçmiş mağduriyetleriyle kabul edilebilir forma sokulmasıysa bu sevdayı iyice körüklemekte.

Nitekim Joaquin Phoenix’e En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ı kazandıran ve ödülleri toplayan ‘Joker’in kazandığı başarı, insanlardaki ‘kötü’ ve ‘kahraman’ algısının nasıl değişime uğratılabileceğini ispatlarken aynı mantık dizi içeriklerinde de göze çarpmakta. Özellikle silahların ve raconların konuştuğu içerikler anti kahramanlarla dolu.

Nasıl ki, Ercüment Çözer karakteriyle anti kahraman tutkusuna farklı bir renk katan BluTV’nin ‘Saygı’sı en taze örneğimiz! Peki, anti kahramana ‘Saygı’ bakışı nasıl? Bakalım.

ADALET, ‘SAYGI’DAN GÜÇ ALIR!

Yazının devamı...

Öğretmen’in dönüşü nasıl?

14 Ekim 2020

‘Öğretmen bir kandile benzer. Kendini tüketerek başkalarına ışık verir’ demiş Mustafa Kemal Atatürk! Nitekim Japon yapımı ‘‘Mr. Hiiragi's Homeroom’’ dizisinden uyarlanarak geçtiğimiz sezon FOX ekranındaki yerini alan ‘Öğretmen’ dizisi tam anlamıyla bu mantığa uyan bir öğretmen profili sunmuştu bize. İlk bölümüyle de hayli dikkat çekmişti malumunuz.

Alışılmışın ötesinde bir öğretmen tipini ‘Akif’ karakteriyle yansıtan içerik, öğrencilerine yol gösterme ve gençlere düşünmeyi, sorgulamayı öğretme çabasındaki Akif’i sıra dışı bir tabloyla ‘Suçlu kim’ araştırmacılığına yönlendirmişti. Liseli gençleri, kendilerini bekleyen tehlikelere dair uyarırken, aynı zamanda gerçek arkadaşlık ve dostluk olguları üstüne düşündürmeye yönlendiren yapım oldukça renkli bir yapıya sahipti kısaca. Dahası enerjik bir içerik sunan dizide İlker Kaleli’nin mükemmel performansı da oldukça dikkat çekiciydi.

Gel gör ki, beğeni almakla birlikte eleştirilere de hedef olan yapım olanca artılarıyla ekranda fark yaratırken ne yazık ki virüs engeline takıldı tüm diğer işler gibi. Kuşkusuz bu uzun mola henüz yeni başlayan işler için ivme kaybına sebep olabilecek bir olumsuzluktu. Salgın şartlarından dolayı büyük umutlarla çıktığı ekranda dördüncü bölümüyle ilk sezonunu noktalamak durumunda kalan ‘Öğretmen’ de bu olumsuzluğu tattı zaten.

Uzun bir aradan sonra gerçekleşen geri dönüş, umulan verimlilikte gerçekleşmedi. Çarşamba’dan Pazar’a aktarılan dizi, AB’de yedinci sırada yer alırken, Total’de özet bölümüyle 10’uncu olabildi ancak. Anlayacağınız dizi kan kaybetti ve ‘Öğretmen’in dönüşü muhteşem olamadı. Peki, sebep sadece verilen uzun ara mıydı? Tabii ki hayır!

ÖĞRETMEN NEDEN KAN KAYBETTİ?

Beş sezondur ilgiyle izlenen ve yeni sezon çekimlerine başlamayarak belirsiz bir sürece giren ‘Savaşçı’nın yerine getirilen ‘Öğretmen’nin neden kan kaybettiğini salgın molasından bağımsız olarak sorguladığımızda ilk olumsuz etkenler, geç başlangıç ve gün değişimi olarak gösteriyor yüzünü.

Henüz yeni başlayan ve tam bağımlılık yapmamış olan bir dizinin, zorunlu aranın ardından topladığı izleyiciyi elinde tutabilmesi için elini çabuk tutup rakiplerinden önce ekranda yer alması gerekmez mi? Elbette gerekir. Hele de bu işin içeriği, başlangıçta birtakım eleştirilere maruz kalmışsa ve ilk bölüm sonrası bir parça gerileme yaşanmışsa daha çok gerekir.

Şöyle ki; 4 Mart 2020 Çarşamba tarihindeki başlangıcıyla AB’de zirveye yerleşen dizi, Total’de ve ABC’de üçüncü olmuştu. Ama devamında bu çizgi korunamamıştı. İkinci bölümde zirveden düşüp ikinci gelen yapım, diğer gruplarda da dördüncülükte yer almıştı. Keza üçüncü ve dördüncü bölümleriyle de üçüncülükle beşincilik arasında oynamıştı sıralaması. Yani gününe göre bir aşağı bir yukarı sonuç alan dizi, beşinciliğin altına düşmese bile, dikkatli olmalıydı. Zira yeni sezonda işi sıkı tutması yönünde mesaj verilmişti bu sonuçlarla!

Yazının devamı...

Show TV ‘Alev Alev’…

6 Ekim 2020

‘Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım’ demiş Necip Fazıl Kısakürek… Bu sezonun dizi bolluğuna bakılırsa, bizim yapımcılar da karıncalar gibi harıl harıl çalışmakta. Salgın ortamında ziyan etmek istemeyen yabancı film şirketleri ‘The Batman’, ‘Matrix 4’, ‘Dune’, ‘The Flash’, ‘Shazam! 2’ gibi projelerini birer birer 2021’e, 2022’ye ertelerken bizde kurgu bolluğu yaşanıyor. Ekranlara çıkmak için gün sayan dizilerimizin tanıtımları peş peşe yapılıyor.

Karınca misali çalışılan bu süreçte, dev eserler olmasa bile, kanalların dizi yarışından herkesin beğenisine hitap edecek bir çeşni çıktığı muhakkak. Kuşkusuz bu çeşninin hayli hararetli bir reyting ve tercih savaşına sebep olacağını söyleyebiliriz. Öyle ki, aynı gün yapımları arasında tercih yapmakta zorlanan izleyiciyi de ekranların alev alev olduğu bir sezon beklemekte.

Nitekim yeni sezon tanıtımını ‘‘Sen de Show’a bak’’ diyerek hayli renkli bir biçimde yapıp iddiasını ortaya koyan Show da bu doğrultuda elindeki kozları yakında ekrana sürme hazırlığında. Fragmanıyla dikkatleri çeken ‘Alev Alev’ dizisi de Show’u alev alev yapacak yenilerden. Kısaca bir ön değerlendirmede bulunacak olursak…

ADALET ARAYIŞI VE GERÇEK AŞK

‘Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir’saptamasıyla erkek şiddetine boyun eğme durumunda kalarak acısını içinde yaşayan kadınların dünyasına pencere açan ‘Alev Alev’, tanıtımlarından anladığımız kadarıyla bir kadın öyküsü olarak çıkacak karşımıza. Onca erkek öyküsü varken bu detay dizinin ilk artısı bana göre!

Peki, ne bulacağız bu kadın öyküsünde? AY Yapım imzasını taşıyan dizinin fragmanından yola çıkarak değerlendirmemizi yaptığımızda içeriğin tablosu çok net gösteriyor kendini aslında.

Erkek şiddetine maruz kalıp ölmemek için çocuğuyla birlikte kaçmayı düşünen kadının kızıyla birlikte göğüslediği zorbalığı tanıtımında sergileyip buradan başka kadınların dünyasına geçerek her aşkın bir kadının cenazesini neden kaldırdığı söylemine dalan ‘Alev Alev’, tarihi sarnıcın alevlerinde dehşetin yüzünü yansıtarak çıkıyor ortaya. Bu kısacık anlar bile bize ‘Aşk için ölmemek’ gerektiğini çok iyi anlatıyor zaten.

Velhasıl buradan da anlaşılacağı üzere,

Yazının devamı...

Dizilerin durumu vahim!

29 Eylül 2020

Günümüzün yükselen değeri nedir diye sorulacak olursa, hiç düşünmeden ‘Yaratıcılık’ derim. Zira insan doğasını farklı kılan unsurlardan olmanın ötesinde, ileri gitmenin en önemli şartlarından biridir yaratıcı olmak, yaratıcılığı desteklemek. Kuşkusuz yaratıcılık için de düş gücüne ve amaca sahip olmak şart. Nasıl ki, ‘Yaratmanın başlangıcıdır düş gücü… Dilediğinizi düşler, düşlediğinizi amaçlar, amaçladığınızı yaratırsınız sonunda’ demiş Nobel Edebiyat Ödülü ve Oscar sahibi yazar Bernard Shaw.

Peki… Yaratıcılık bu denli önemli bir unsurken yaşamın içinde ne oranda karşılaşabiliyoruz? Aslına bakarsanız belli kesimlerin yarattıklarının çoğunun taklidiyle, tekrarıyla kendini gösteriyor yaratıcılık halleri. Keza kurgu dünyasındaki yapımlara da aynı durum hâkim.

Dijital ortam dizilerinden ‘Atiye’, ‘Hakan: Muhafız’ gibi işler başta olmak üzere, pek çok intihal iddiasıyla çalkalanan yerli yapım cephesinde yaratıcılıktan söz etmek hayli zor. Zira başarıyı yakalayan kurguların çoğu uyarlamalardan veya gerçek olaylardan alıntı. Keza şiddet içeriğiyle akışını geliştirme basitliğinde olan içerikler de, izleyicinin parlattıklarından.

Senaryo ve izleyici cephesinde hal böyle olunca, sözüm ona özgünlük iddiasıyla yola çıkanların hesabı kısa zamanda kesiliyor ve dizi âleminde düşlerle-hayal gücüyle geliştirilecek yaratıcılık elbirliğiyle köreltiliyor. Böylece dizilerin durumu yavaş yavaş vahimleşiyor.

Nitekim bu vahamet içinde bulunduğumuz yeni sezonda daha net gösterdi yüzünü. ‘Yeni Hayat’, ‘Bay Yanlış’ gibi diziler ‘Mucize Doktor’, ‘Kırmızı Oda’, ‘Masumlar Apartmanı’ gibi uyarlamaların varlığında hayli geriledi. FOX ‘Bay Yanlış’ için final kararı alırken ‘Babil’, ‘Hercai’, ‘Baraj’ gibi geçen sezondan gelen işler da yeni dönemde uyarlamalardan çelme yiyerek finale giden yola girmiş halde. Dahası oyuncu takviyesiyle durumu kurtarmaya çalışan ‘Maria ile Mustafa’ gibi işlerin belli izleyici kesimine hitap etmenin ötesine geçemediği açık.

Peki, ‘Dizilerin durumu vahim’ dedirten bu olumsuz tablonun temelinde yatan sebep ne? Adı geçen dizilere kısa yorumlar getirerek bakalım.

DİZİLERİN ÇÖKÜŞÜNDEKİ ANA SEBEP NE?

Uyarlamalara ve racon kesen mafyatik içeriklerin sunduğu şiddet ortamlarına dayanarak yola çıkan senaryoların çoğunun günümüz izleyicisinden rağbet gördüğü gerçeğinde, diğer işlerin içerik performansına baktığımızda en büyük aksaklığın, karakter ve öykü akışının

Yazının devamı...

Dizilerde yenilikler tam gaz!

22 Eylül 2020

Hani ‘Adam gibi’ deyimi vardır, dilimizden hiç düşmeyen… İnsana yakışır vasıfları kendinde toplayan, iyilik unsurlarına sahip kişileri veya durumları vurgulamak için kullanırız. Gerçi yaşamın içinde ‘Adam gibi’ olma özelliğini taşıyanlarla pek sık karşılaşamayız ama… Özlemimiz hep ‘Adam gibi’ olandan yanadır çoğunlukla.

Nitekim günlük yaşantımızda neredeyse yegâne eğlence aracına dönüşen kurgulara karşı da aynı hassasiyetteyiz. Birbirinin içinden çıkmışçasına ekrana sürülen; bir sonraki bölümün nasıl gelişeceğini kolayca tahmin edebildiğimiz; genelde, sonu baştan belli olan klişeler öyle çok izletildi ki bize artık heyecan verici, sürprizi olan, mantığı ve aksiyonu yerinde, su gibi akıp giden yapımları görmek istiyor gözlerimiz. Şimdiye dek hep istedik istemesine ama maalesef isteyenin bir yüzü kara durumuyla kalakaldık büyük oranda.

Neyse ki, bu sezon geçmişten biraz daha farklı bir tabloyla başladı. Dizi sektörü de içine düşülen kısır döngüyü görmüş olmalı ki, yeni yapımlar az çok değişik tattaki içeriklere sahip. Eskiler mola verdikleri yerden aynı içerik performansıyla yol alıp yenilikçilik vasfından uzak kalırken, yeni işlerden bazıları ekrana taze soluk getirmeyi başarmış halde. İzleyici de bunları boş geçmedi neticede.

‘Masumlar Apartmanı’, ‘Kırmızı Oda’ gibi psikiyatrik gerçeklikleri roman uyarlaması olarak senaryolaştıranlara ilgi büyük oldu mesela… İnsanlar, yapay dünyalarda zaman öldürmektense başkalarının sorunlarıyla bütünleşmeyi daha çok sevdi. Öte yandan ünlülerin dünyasında işlerin nasıl yürüdüğünü gerçeklerle özdeşleşerek aktaran ‘Menajerimi Ara’ misali uyarlamaya da rağbet gösterildi.

Asıl güzel olansa, bu sezonun getireceği dizilerdeki yeniliklerin bu kadarla kalmayacak olması. Mesela TRT 1’de yayına girmeye hazırlanan yapımlar ‘Dizilerde yenilikler tam gaz’ dedirtecek türden içeriklere sahip. Dizi-program harmanı vasfındaki ‘‘Türkan Hanım’ın Konağı’’ ile sabah programlarına yeni bir renk katan TRT 1, şimdi de hem tarihe uzanan yeni bir kahramanlık coşkusunu, hem de bozkırdan seslenen bir Anadolu masalını izleyicisiyle buluşturacak. Biz de bu iki yapıma kısaca değinip dikkatinizi çekmek istedik.

EKRANIN TARİHE ‘UYANIŞ’I!

‘Tarihten edindiğimiz en iyi şey, onun uyandırdığı coşkudur’ demiş tarihin ünlü ismi Goethe. Bu sözün günümüzdeki karşılığı, son dönem ekranlarında artışa geçen tarih dizisi tutkusu olsa gerek. Bu noktada en bol örnek veren de TRT 1 olmakta şimdilerde.

Yazının devamı...