Kaderi yeniden yazan kadınlar

"Coğrafya kaderdir". Sosyal medyada en çok karşımıza çıkan cümle olabilir bu. Her duruma uyarlanabilir bir cümle. Boynu bükük bir kabulleniş, bir teslimiyet taşıyor ve konuyu da kapatıyor bir anlamda. “İstiyorsan sen akıntıya kürek çek hobi olarak da sonuç değişmez” dese daha doğrudan olacak.

İKSV İstanbul Film Festivali’nin çevrimiçi gösterimleri arasında “Ateşle Yazmak / Writing With Fire” adlı şahane filmi izlerken kafamda dönüp duran cümle de bu oldu. Rintu Thomas ve Sushmit Ghosh’un Sundance’den izleyici ödüllü belgeseli, Hindistan’da Dalit kadınlar tarafından 2002 yılında kurulan Khabah Lahariya (Haber Dalgaları) adlı gazetenin hikayesini anlatıyor. Halihazırda sadece kadınlar tarafından çıkarılan tek gazete olarak varlığını sürdüren bir yayın organı.

Dalitler (Dokunulmazlar), Hindistan’daki kast sisteminin en altında bile değil, “dışında” kabul edilen, hor görülen, ezilen topluluk. Pis olduklarına inanılıyor, çocukları okula alınmıyor, oturacak ev bulamıyorlar. Kadınları iki kat kötü muamele görüyor, Uttar Pradesh de üzerlerindeki baskının en yoğun olduğu bölge. Hani kaderden söz edeceksek en kötüsünden. Gelin görün ki ne coğrafya ne kader tanıyan bir grup kadınla karşı karşıyayız.

Film, ajansın yayın yönetmeni Meera Devi, cevval muhabirlerinden Suneeta Prajapati ve yeni yetişen Shyamkali Devi ile birlikte yol alıyor. Gazetenin dijitalleşme sürecini, Meera’nın aralarında telefonun açma kapama düğmesini bilmeyenler olan ekip arkadaşlarını teknoloji ile tanıştırmasını, gazeteciliğin evrensel ilkelerini anlatmasını, bütün bunları dünyanın en yumuşak sesi ve tatlı gülümsemesiyle yapmasını izliyoruz. O yumuşak ama kararlı tavrıyla açamadığı kapı yok zaten. Evde çocuklarının ödevlerine yetişemediği için öğretmenden yardım isterken de “Gazeteci misiniz dedektif mi?” diye söylenen iktidar partisi adayıyla röportaj yaparken de aynı kararlılıkta. 14 yaşında evlendirilmiş, kayınvalidesi ve kayınpederi okumasına sıcak baktığı için ders aralarında eve koşup bebek emzirerek eğitimini (siyasal bilimler yüksek lisansı) tamamlayabilmiş bir kadın karşımızdaki. Bütün bunlar olurken “Evde bir erkek varken kadının çalışması ne demekmiş?” diyen kocasını da unutmayalım.

“Gazeteci dediğin üst kastlardan bir erkektir” inanışını değiştiren cesur kadınların ajansı Khabar Lahariya o “erkek gazetecilerin” kurcalamayı tercih etmediği bütün haberlerin izini sürüyor. Suneeta mesela, 10 yaşında madenlerde çalışmaya başladığı için kanundışı madencilik konusuna hâkim ve aynı anda hem polise hem mafyaya hem yönetime kafa tutacak haberler yapıyor. Erkek muhabirler o sırada onu alaya almakla, “Polisi önce övmen lazım” diye akıl vermekle meşguller. Meera her tecavüz vakasının peşine düşüyor, karakola gidip neden dosya açmadınız diye hesap soruyor. Karşılaştığı geçiştiren tavırlar öyle tanıdık ki.

“Gelecek nesiller bize soracak,” diyor Meera: “Ülkemiz değişirken siz ne yapıyordunuz? O zaman Khabar Lahariya göğsünü gere gere ‘Var gücümüzle habercilik yapmaya çalıştık’ diyecek, ‘Gazetecilik anlayışımızı demokrasinin sesi haline getirdik”. Bir süre sonra Khabar Lahariya’nın haberleriyle tecavüzcüler tutuklanmaya, köylere yol yapılmaya, elektrik verilmeye başlıyor. Evet, Suneeta mesela evinde elektrik olmadığı için akşamları şarj edemediği telefonuyla yapıyor o haberleri. Ve olanaksızlıklardan ötürü kaliteden taviz verilmiş haberlerden söz etmiyoruz. Gayet ustalıkla kotarılmış, ulusal kanalların da haberlerini kullandığı, seçimleri sahada koşturarak izleyen, Tanrı Rama’nın doğum günü kutlanırken onlarca kılıçlı erkeğin arasına dalıp “Tanrı’nın politikayla ne alakası var, neden dini bir festivalde iktidar partisinin renklerinde giyindiniz?” diye mikrofon uzatan kadınlardan oluşan bir ajans. Coğrafyaya ve kadere değil “değişime” dair bir öykü. filmonline.iksv.org adresinde bugün de açık.

Kaderi yeniden yazan kadınlar