Sıfır günü yaşanmasın diye

“Kış bahar havasında geçiyor.” Galiba ilk defa hep beraber bu cümlenin içinde bir müjde barındırmadığının farkındayız. Kiminle konuşsam “Yürüyüşe çıkalım, hava güzel” derken sesinde neşeden ziyade bir tedirginlik. Bu cümleyi de hemen ikincisi izliyor zaten: “Bu da iyi değil tabii, bir yağmur yağsa, böyle giderse halimiz ne olacak belli değil.” Aslında bu bile iyimser bir iddia, doğrusu “halimiz belli” olmalı. Herhangi bir haber kaynağını açtığımızda karşımıza çıkan, barajlardaki su seviyesinin bugüne kadarki en düşük seviyesine ulaştığı haberlerine bakıp da umutlu olabilmek pek mümkün değil. Üstelik halihazırda kuraklığa yatkın bir bölgede yaşıyoruz. Dün Milliyet’te yer alan haberde AÜ Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Çiçek’in ifadesiyle söylersek, “Türkiye’nin bulunduğu kuşakta yaz kuraklığı bir yazgı”, fakat bu yıl kışın da Balkanlar’dan gelemeyen soğuk hava dalgasıyla, kış kuraklığıyla da karşı karşıyayız.

Böyle “yazgı” deyince, “Oldu o zaman, yapacak bir şey yok, oturup tamamen biteceği günü bekleyelim” diye anlamak gerekmiyor elbette. Çünkü bu geldiğimiz durumda bizim ortada sınırsız bir kaynak varmış gibi har vurup harman savurmamızın da payı var. “Ne yapıyorum ben, bir insanın ihtiyacı kadar su harcıyorum, daha azı zaten mümkün değil” diyorsanız, National Geographic Türkiye yapımı “25 Litre” belgeselini acilen izlemenizi öneriyorum.

Belgesel 2017’de Güney Afrika’da susuzluk kapıya dayanınca Cape Town’a verilecek su miktarının kişi başı 25 litreyle sınırlandırılması projesinden yola çıkarak Türkiye ‘belirsiz’ bir gelecekte aynı felaket senaryosuyla karşı karşıya kalırsa ne yaparız?” sorusunun izini sürüyor. Daha doğrusu, kalmasın diye ne yapmamız gerektiğinin. Bunu da o haberlerle endişeye kapılan Gökhan Özoğuz ile birlikte yapıyor. Biz de Özoğuz ile yola çıkıp İstanbul’da şu anda durum ne, geçmişte nasıldı, gelecekte ne olabilir diye yetkili mercileri geziyoruz.

Öğreniyoruz ki İstanbul’da kişi başı ortalama günlük su tüketimi 190 litre. Durup üst paragrafa dönelim; Cape Town’daki “Sıfır Günü” uygulaması günde 25 litre hak veriyordu insana.

Sıfır günü yaşanmasın diye

Bunun üzerine Gökhan Özoğuz “o gün” gelmeden 25 litre suyla yaşama deneyi yapıyor evde. Ve ne kadar dikkate ederse etsin, günün yarısını bile getiremiyor. Cape Town’da sıfır günü gelmesin diye kişi başı su tüketimini 50 litreyle sınırlayan bir uygulama yürürlüğe girmiş ve bu durumu epeyce hale yola sokmuş. “Nasıl becerdiniz?” diye sorduğu Cape Towen’lı müzisyen, suyu idareli kullanma yöntemlerinden söz ediyor biraz. Temiz arabayla gezene iyi gözle bakılmıyormuş şehirde, o kadarını söyleyeyim.

Bu arada günde 190 litre kullanımdan söz ettik ya, o doğrudan kullandığımız su. Yıkanırken, yer içerken, çamaşırda, bulaşıkta. Bir de dolaylı kullanımlar var ki onlar bu gezegendeki su ayak izimizi belirliyor. Girip www.yarininsuyu.com adresinden kendi ayak izinizi hesaplayabilirsiniz. Hakikaten insanın aklına gelmeyebiliyor nereye ne kadar su harcadığı. Bir bardak kahve içtiğin zaman 140 litre su tüketmiş oluyormuşsun mesela.

Ben su ayak izimi hesapladım, günde 1983 litre gibi ürkütücü bir sonuç çıktı. Sonra size bir söz verdiriyor; “yarının suyu”nu korumak için atacağınız adımlara dair. Kulak vermeliyiz daha da geç olmadan. Artık yarının suyu değil bugünün suyu o.

Nelere söz veriyoruz bir sayalım:

Duşta geçireceğimiz süreyi 5 dakikaya indirmeye (10 dakikada 120 litre su harcanıyor)

Çamaşır makinesini tam dolu ve ön yıkamasız çalıştırmaya (Ön yıkama demek fazladan 10 litre demek)

Bulaşıkları makineye atmadan sudan geçirmemeye (Geçirirsek 57 litre daha gidiyor)

Kıyafet masrafımızı yarıya indireceğime (Bir tişört üretmek için 2700 litre su harcanıyor)

Haftalık et tüketimini yarıya indirmeye (Bir hamburger 2331 litre su demekmiş)