Sınırları havaya uçuran kalp

Bazı filmler var, insan bütün detayları unutsa da onu izledikten sonraki duygusunu unutmuyor. Sinemadan çıktığı anı (evet, sinemada film izlediğimiz günler), karanlık salondan İstiklal Caddesi’ne adım atarkenki dalgınlığını (hem de Beyoğlu’nda), perdeye bakıp bakıp gülümsediği ya da hüzünlendiği anları yıllar geçse de beraberinde taşıyor. Hayatında gördüğü en iyi film olması gerekmiyor, bu bir duygu sahiden. Ve benim için “Gitmek: Benim Marlon ve Brandom” böyle bir film. Tekrar izlersem büyüsünü bozmaktan korkacağım kadar böyle bir film.

Sınırları havaya uçuran kalp

İzleyip yağmurlu bir İstiklal Caddesi’ne çıkışımı dün gibi hatırlıyorum. Senaristi ve başrol oyuncusu Ayça Damgacı’yla buluşup hem filmi hem de hayat hikâyesini konuştuğumuzu ki zaten ikisi iç içe geçmekte, çünkü Ayça kendi yaşadığı bir aşkı anlatıyor, senaryoya da birlikte imza attığı yönetmen Hüseyin Karabey ile birlikte. Romantik, komik, hüzünlü, cesur bir aşk hikâyesi.

2008’in kasım ayı imiş film gösterime girdiğinde. Şahane çevrimiçi film platformu MUBİ’nin şubat seçkisinde görünce dönüp tekrar baktım; filme konu olan aşkın tohumları 2001 yılında Taksim Meydanı’nda atılmış. Ayça Damgacı’yı yolda bir adam durdurmuş ve “Filmde oynamak ister misiniz?” diye sormuş. Yönetmen de yanında. Adıyaman’da çekilecek “Sarı Günler” filmi için onun fiziğinde bir kadın arıyorlar, oyuncu olduğunu bile bilmiyorlar. 

Ayça Damgacı Adıyaman’da sette bir sabah kahvaltısında ilk kez görmüş Hama Ali Han’ı. Kendisinden 14 yaş büyük bir Kuzey Iraklı oyuncu. O zamanki ev arkadaşlarına anlattığı şekliyle “Nasıl karizmatik, nasıl akıllı, aynı bir Kürt Marlon Brando.”

Aralarında bir aşk başlıyor, iki hafta Adıyaman, bir hafta İstanbul. Gene Damgacı’nın ifadesiyle, “Türdeşini bulmuş bir hayvan hissiyatı” ve bu duygunun peşini bırakmama kararı.

İşte “Gitmek: Benim Marlon ve Brandom” bu karardan sonrasını anlatıyor. Bir buçuk senelik ayrılık, kavuşma çabası, motosikletini satıp sevdiği adama para gönderen, göç örgütlerinden Laleli’deki insan kaçakçılarına kadar birçok kapıyı çalan, en sonunda da kalkıp yollara düşen gözü kara bir kadının macerası var filmde.

Pek çok ödülü var ama birkaçını sayarsak: Hüseyin Karabey Tribeca Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü almıştı ilk filmi “Gitmek” ile. Film Tokyo Film Festivali’nde En İyi Asya  Ortadoğu Filmi seçilmişti. Ayça Damgacı Saraybosna, İstanbul ve Adana film festivallerinden en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanmıştı. O zamanlar konuştuğumuzda “Keşke yaşansaydı da film olmasaydı...” demişti. Bilmiyorum şimdi ne düşünüyor ama bence yaşanmama pahasına da olsa iyi ki film olmuş.

MUBİ 14. kuruluş yıl dönümünü kutlayacağı 14 Şubat Pazar günü 24 saatliğine ücretsiz olarak erişime açılacak. Sevgililer Günü’nde özel bir şey yapasınız varsa aşk uğruna verilen mücadele üzerine böyle sahici bir film izlemek güzel bir program olur. Ayça Damgacı’nın filmde duyacağınız “Ey sevgili! Seni sevmekten ve düşlemekten asla vazgeçmedim / Sen benim Diego Rivera’msın / Yıldızlarsın sen, ay ve bulutlar, haberlerdeki F-16’lar / Kırmızı yatağımdaki o koca bedensin / Çekmecemdeki son sigara, beni sarmalayan o koca kadife yeşil ceketsin / Sınırı bir kuş gibi uçarak geçtiğim, kendisine uçtuğum adamsın, İran’sın, Suriye’sin” diye başlayan şiirine de dikkatle kulak vermenizi öneririm. Bir kalp bazen bütün sınırları havaya uçurabilir.

 

DİĞER YENİ YAZILAR