Bir cinayetten nemalanan ayak takımı!

Abdi İpekçi cinayetinde adı geçenlerin hemen hepsi, bütün hayatlarını işledikleri bu cinayetten nemalanarak geçirdi


11 Ekim 1979: Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi cinayeti davasının ilk duruşması. İstanbul 1 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nin duruşma salonunda, sanık sandalyesine oturan tetikçi; bir iki isim mırıldandı ve “sonraki duruşmada her şeyi açıklayacağım” dedi. İkinci duruşma gerçekleşmeden tetikçi cezaevinden kaçırıldı.

Bir cinayetten nemalanan ayak takımı

Sonraki günlerde cinayeti planlayanlar, aracı kullananlar, tetikçiyi kaçıranlar, saklayanlar, yurt dışına çıkaranlar üzerinden dava şekillense de sanık sandalyesinde oturan pek olmadı, kaçırılan tetikçiye gıyabında ölüm cezası verildi ve dosya kapandı.

Böylece cinayette adı geçenlerin hemen hepsi bütün hayatlarını işledikleri bu cinayetten nemalanarak geçirdi. Öyle ki; aralarında pay ettikleri gerçekte açığa çıkmış “cinayet sırrı” hemen hepsinin tek geçim kaynağı oldu. Ailelerinin bile… Ve hiçbiri böylesine kirli bir geçim kaynağından utanmadı. Cinayetten pişmanlık duymadı.

Uyduruk senaryolardan nemalandılar

Aksine, yıllarca birilerine gözdağı vermek için ya her şeyi açıklayacakmış gibi davrandılar. Ya da yeni cinayetlere de talip olduklarını göstermek için, kendilerini besleyen görünmez güçlere her şeyi bilen ama asla konuşmayan adamı oynadılar. Zamanla olayda adı geçenlerden bazılarının birbirlerini tanımanın dışında, aslında bir şey bilmediği anlaşıldı. Bunlar cinayetten sonra medyada çıkan haberler üzerinden senaryolar ürettiler.

Bazıları da zaten bilinenleri, parça parça bazen de hedef şaşırtarak “itiraf” (!) ettiler.

Dolayısıyla bu cinayetin en altındaki tetikçilerinin ismini telaffuz dahi etmek istemiyorum.

Ama biliyorum ki; teybi kapattığınızda, içlerinde cinayet silahını bir milyon dolara bırakmak isteyen de vardı, asıl planlayıcıların kim olduğunu söyleyen de. “Bu cinayetin emrini veren bir kişi değil. O kalem topluca kırıldı” diyen de. Kaç 10 mu 12 mi? İsimler sıralandığında kimsenin zamanla “dokunamayacağı” isimlerden oluşan bir “zincir” ortaya çıkıyordu. Ve bu cinayetin tetikçileri her defasında “görünür” olmak için, birbirlerinden kopya çeker gibi hep aynı şeyi tekrarladılar: “Bazı konular devlet sırrıdır bizimle mezara kadar gider...”

Sanığı olmayan  dört İpekçi davası

İşin aslı dönemin faili meçhul cinayetlerinde rol oynayan kontrgerilla devleti kullandı tetikçileri değil. Bu yüzden cinayeti bilenler sessiz kalırken, hiçbir şey bilmeyenlerin konuşmasına daima izin verildi. CIA’den Paul Henze ne demişti: “O ideal bir komplocu. Ama gerçekleri bilmiyor.” Kim? İpekçi’nin katili. Zaten tetikçiler de İpekçi cinayetini devlet sırrı olduğu için değil, aksine yargı önüne çıkarılmayan gerçek azmettiricileri, ömür boyu haraca bağlamanın bir yolu olarak kullandılar. Her birinin cinayete dair ifadeleri bu yüzden defalarca değişti. Ama cinayetin üzerinden geçen 42 yılda bizim için değişen bir şey olmadı. Bu yüzden; 2. dava; aynı tetikçinin Papa suikastı davasında verdiği ifadeler üzerine beş yıl sonra açıldı ama bir kişi ceza aldı, o da tutukluluk süresine sayıldı. 3. dava; 19 yıl sonra ortaya çıkan iki kişinin tanıklık yapmaktan vazgeçmesi nedeniyle delil yetersizliğinden düştü. 4. dava; bir mahkûmun savcılığa gönderdiği bir mektupla başladı, davanın bir numaralı sanığının dosyası zaman aşımına girince bu dosya da kapandı. Yıllar sonra başa dönüldü. Firari tetikçiler ellerini kollarını sallayarak geldiler; biri beraat etti, diğeri cinayeti tek başına işlemiş gibi on yıl yatıp çıktı. Davanın seyrini değiştirecek birçok önemli bilgi ise iddianameler de sadece birer iddia olarak kaldı.

Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi İzet şöyle demişti: “Beni asıl kahreden bu cinayetin aydınlanmamış olması değil de hep alacakaranlıkta kalması, öyle bıraktırılması (…) Sanki her bilgi, her belge hatta kanıt ve tanıklar buharlaşıp görünmez oldular. Sonra tahliyeleri, kaçırılmaları ve kahramanlaştırılmalarını izledik. Sanki gerçek bir duvara çarpıp da paramparça oldum ben, inançlarım, umutlarım, saygılarım parçalandı. Kırıldı ufalandı.”

Çünkü tetikçiler ne kadar çok konuşursa gerçek fail o kadar görünmez olur!

DİĞER YENİ YAZILAR