Birini yaparken diğerini bozuyoruz

Ülkemizde tarihi eserlerin korunması, onarımı, aslına uygun olup olmadığı ve bunların sonuçları üzerine inanılmaz kötü bir sınav veriyoruz. Medyanın, tarihi doku ve çevre haberciliğinde, olay olup bittikten sonra değil, bu çalışmalar sırasında da kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir

Muazzam bir tarihi kültüre sahibiz. Ama kötü olan o tarihi gün yüzüne çıkarırken, onarırken, aslına uygun hale getirmeye çalışırken sürekli zarar veriyoruz… Örnek çok: Mesela geçen hafta Sümela Manastırı’nda beş yıl süren restorasyonla saklı mekânlar da gün yüzüne çıkarıldı. Bundan daha iyi bir haber olabilir mi? Şapeller, çan kulesi, misafirhane, keşiş ve öğrenci odaları, mahzen ve benzeri yapılar manastır tarihinde ilk kez ziyarete açıldı. Ama haberin medyaya yansıması daha farklı oldu. Denildi ki; Trabzon’daki Sümela Manastırı’nda 5 yıl süren restorasyonla oluşan inşaat plastik ve kiremit atıklarının Altındere Millî Parkı içinden geçen dereye döküldüğü ortaya çıktı. Doğa Koruma ve Millî Parklar Müdürlüğü, “İnceleme başlattık” demekle yetindi. Sosyal medya ayağa kalktı. Tepkiler üzerine dere kenarındaki hafriyat atıkları kaldırıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı da manastır yakınına hafriyat dökülmesinin kurumla bir ilgisi bulunmadığını, bir yol çalışmasının hafriyatı olduğunu açıkladı.

Medya, sadece bilgiyi vermekle yetindi. Oysa manastırın yakınında Altındere Vadisi Millî Parkı içine dökülen inşaat, plastik ve kiremit atıkları nedeniyle kirlilik oluştu, dere kıyısına dökülen atıkların bir bölümü belki de suya karıştı. Şimdi peyzajı, coğrafyayı ve vadiyi kirleten böyle bir işi kim yaptı? Adli ve idari bir soruşturma gerektirmez mi? Bilinçli ya da bilinçsiz, bu işlemi izinsiz yapanlar ve yaptıranlar hakkında gerekli adli ve idari soruşturma ve cezai işlem başlatıldı mı başlatılmadı mı?

Yorum ve araştırma gerekiyor

Elbette medya haberi olduğu gibi vermek durumunda. Ama bu tür haberler ayrıca yorum ve araştırmayı da gerekli kılıyor. Örneğin gazetecilerin, tarihi ve kültürel dokuyu bozmadan yapılması gereken bu restorasyon çalışmalarını bazen yerinde izlemesi, incelemesi; hangi koşullarda, hangi şartlarla nasıl ihale edildiğine kadar araştırması gerekiyor. Restorasyon sırasında da ilgili üniversitelerden ve meslek örgütlerinden ya da konunun uzmanı akademisyenlerden, tarihçilerden görüş alınıp alınmadığı da ayrıca önem taşıyor.

Dolayısıyla bu araştırma yapılsaydı Sümela restorasyonu sırasında hemen yakınında yaklaşık yüz metre kadar bir alanda ciddi miktarda inşaat molozu ve hafriyat malzemesi döküldüğünü, hafriyatın içinde ve üzerinde ciddi miktarda inşaat molozu, her türlü plastik, kiremit, sac gibi atıkla dolu olduğunu görmemek mümkün olabilir miydi?

12 bin yıllık gölü yok ettiler

Ülkemizde tarihi eserlerin korunması, onarımı, aslına uygun olup olmadığı ve bunların sonuçları üzerine hep beraber inanılmaz kötü bir sınav veriyoruz. Medyanın bu tür yenileme çalışmaları bittikten sonra değil, bu çalışmalar sırasında da kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir.

Bir başka içler açısı örnek Gümüşhane’nin Taşköprü Yaylası’nda define kazısı sonucu bir göl yok edildi: Buzul Çağı’ndan kalma 12 bin yıllık Dipsiz Göl…

Define arayıcıları kazı yaparken, gölü besleyen drenajın yanı sıra gölün tabanı bozuldu ve göl çamura bulandı. Kim izin verdi bu kazıya? Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü. Suyu tahliye edilen göl alanı iş makineleriyle kazıldı. Alakasız insanlara define arama ruhsatını veren kurumlar, şimdi bu zarardan sorumlu tutulmayacak mı?

Şimdi define de yok göl de yok!

Birini yaparken diğerini bozuyoruz

Birini yaparken diğerini bozuyoruz

Tepkiler üzerine dere kenarındaki hafriyat atıkları kaldırıldı.

Galata’da ne oldu?

Hatırlarsanız 1500 yıllık bir geçmişe sahip Galata Kulesi’nde de geçen yıl benzer sorunlar yaşanmıştı. Restorasyon sırasında kulenin içinde sonradan yapılan kısımlar yıkılıp, bin kamyonet dolusu ağırlık çıkartıldığında medya ve sosyal medya ‘Galata Kulesi’nin duvarları yıkılıyor’ şeklinde iddialarla konuyu gündemine taşımıştı. Özensiz biraz da acele bir işçilik gibi eleştirilere maruz kalmıştı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Galata Kulesi’nde yıkılan kısımların sonradan yapılan ve kuleye zarar veren kısımlar olduğunu hatırlatmış, restorasyonda kullanılan yöntemler konusunda ise ilgili firmaya gerekli yaptırımın uygulanacağını söylemişti. Üç ayda tamamlanan restorasyonu Bilim Kurulu yönlendirdi, 16 mimar çalıştı. Anıtlar Kurulu her safhasında takip etti. Buna rağmen bakanlığın sözünü ettiği firmaya restorasyonda “kullanılan yöntemler” konusunda nasıl bir yaptırım uygulayıp uygulamadığını bilmiyoruz. Oysa bu sürecin takipçisi olmak gazeteciliğin bir gereğidir. Tarihi değerleri koruyalım derken onlara nasıl zarar verdiğimizi bilmediğimiz sürece benzer sorunlar kaçınılmaz olacaktır.