Dünya siyaseti virüse yenildi

Dünya medyası hemen her gün koronavirüs istatistiklerini, hayatını kaybedenlerin trajik hikâyelerini yazıyor. Oysa virüsün altını “kazısa” arkasından dehşet verici bir hikâye çıkacak belki de

Virüs nedeniyle bir buçuk yıldır dünyadan tecrit edilmiş bir şekilde evlerimizde tutuluyoruz. Birçok ülke aşıyı bulduğu halde, bu süre içerisinde milyonlarca insan öldü ve hâlâ ölüyor. Dünya ülkeleri, küresel bir sorun olmasına rağmen özellikle “aşının patenti” gibi konulara küresel bir çözüm üretemedi. Peki, ne oldu? 2019 Aralık’ından bu yana geçen sürenin en iyi özetini geçtiğimiz günlerde dünya medyasına yansıyan üç haber ortaya koydu:

1. haber: Virüsün ilk olarak ortaya çıktığı Çin’in Wuhan şehrinde, binlerce kişi bir müzik festivalinde mesafesiz, maskesiz sarmaş dolaş bir araya geldi.

2. haber: Aynı günlerde Hindistan’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin cesetleri yer olmadığı için şehirlerin meydanlarında yakıldı. Ülkede oksijen tüpü kalmadı, hastalar pencerelerden atlayarak intihar etti, sokaklara caddelere sıra sıra dizilen cesetlerin arasında ailelerini aradı. Ganj Nehri’nden cesetler kıyıya vurdu…

3. haber: Bazı ülkeler koronavirüs aşılarının üretim kapasitesini artırmak için fikri mülkiyet hakkının kaldırılmasına yönelik çağrıda bulundu. Aşı üreten BioNTech bu öneriyi reddetti. Bunun iyi bir fikir olmadığı, patentlerin kaldırılması halinde dahi gelecek 12 ayda hazır edilebilecek aşı dozu miktarının üzerine çıkılamayacağı yönünde görüş bildirdi.

İnsan unutuldu

Bu bir ya da birkaç ülkede meydana gelen bir salgın değil. Dünyadaki bütün ülkelerin dolayısıyla bütün bilim insanlarının ve siyasetçilerin sorunu. Sizce dünya siyaseti koronavirüs krizini doğru yönetebildi mi? Kovid-19 salgınını daha hızlı bitirebilmek adına aşılar üzerindeki fikri mülkiyet haklarını koruyan patentlerin kaldırılması yönünde daha en başında karar alınması gerekmiyor muydu?

1990’lı yıllarda HIV salgını sırasında, dünyayı tehdit altına alma olasılığına karşı devletlere patentleri aşabilme hakkı tanıyan bir dünya, bugün çok daha büyük sorunlara yol açan koronavirüse karşı neden daha başında önlem almadı?

Dünyanın toplam aşı üretim kapasitesi 3.5 milyar. Patent yüzünden bu kapasitenin yüzde 43’ü kullanılabiliyor. Dünya nüfusu 7 milyar ama 130’dan fazla ülkede şu ana kadar 600 milyona yakın kişi aşılandı. Özellikle son on yıldır bütün bilim insanları dünyayı bekleyen en büyük tehlikenin salgın hastalıklar olduğunu belirtmesine ve hatta yatırımların sağlık alanında yapılması yönündeki açıklamalara rağmen, bugün sorunun sadece patentle çözülemeyeceğini söyleyenler, “Depo yok, üretim teknolojisi yok, bu aşıları güvenle saklayacak teknik altyapı yok” diyebiliyor. Neden? Çünkü uzaya, teknolojiye, savaşlara, çatışmalara milyar dolarlar akıtırken insanı unuttu.

İki ateşin farkı

Hukukta bir söz vardır: “Geç gelen adalet, adalet değildir.” Dünya medyası hemen her gün ülkelerin koronavirüs istatistiklerini, tablolarını yayımlıyor. Ölenlerin listesini tutuyor. Ekonomisi çöken ülkeleri kayıt altına alıyor. Virüsten hayatını kaybeden insanların trajik hikâyelerini yazıyor. Oysa virüsün altını “kazısa” arkasından dehşet verici bir hikâye çıkacak belki de! Tam da bu nedenle dünya siyasetinin bu konuda neden çözüme odaklı bir yol izlemediği sorusunun yanıtını bulmamız gerekiyor.

Çünkü bu süreçte insanlığın geldiği nokta da çok vahim. Bir sosyal medya kullanıcısı, Çin’de fırlatılan bir roket ile Hindistan’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin yakıldığı fotoğrafı yan yana koyarak şöyle diyor: “İşte Çin’de yakılan ateş ile Hindistan’da yakılan ateş arasındaki fark.” Bu aynı zamanda dünya siyasetinin de bir özetidir.