İşinin ehli mi değil mi?

Minareleri, mihrapları, minberleri, çinileri, taş ve ahşap oymaları, halıları, süslemeleriyle Anadolu’nun en eşsiz kültürünü bünyesinde barındıran camilerin restorasyonları oldukça tartışmalı

Türkiye tarihi geçmişi en zengin ülkelerden biri. Ancak kültürel mirasını korumak bakımından iyi sınav vermiyor. Sadece geçmişten miras 118 ulu caminin tarihi bile nasıl zengin bir hazineye sahip olduğumuzun bir göstergesi. Buna karşın minareleri, mihrapları, minberleri, çinileri, taş ve ahşap oymaları, halıları, süslemeleriyle Anadolu’nun en eşsiz kültürünü bünyesinde barındıran bu camilerin restorasyonları oldukça tartışmalı. Bugün bu tartışmaların odağına son olarak Kastamonu’da 1506 yılında inşa edilen Nasrullah Camisi’nin restorasyonu oturdu.

Türkiye’de arkeoloji haberciliği alanında oldukça önemli işlere imza atan Arkeofili internet sitesinin kurucularından Erman Ertuğrul, iki yıl süren restorasyon çalışmaları sonucunda yeniden ibadete açılan 514 yıllık caminin eski ile yeni fotoğraflarını yayımladı. Ancak caminin eski ve yeni görüntüleri arasındaki fark hayli büyüktü.

Ağlatan restorasyon

Restorasyon çalışmalarından sonra ünlü hattat Ahmet Şevket Efendi tarafından yapılan süslemeler ve hatların birçoğunun kaybolduğu iddia edildi. Öyle ki; bazı eserlerin üstünün badana edilmesi ve hat sanatıyla bezeli panoların kaldırılması, Türk İslam sanatı uzmanı, yazar, hattat Mustafa Bektaşoğlu’nu ağlattı. Hürriyet’te yer alan habere göre Bektaşoğlu, “… Bu camide restorasyon sonrası içeri girdiğimde gözlerime inanamadım ve gözyaşlarımı tutamadım. Cami büyük bir hana dönmüş. Çok önemli hattatlara ait eserlerin olduğu iki dev levha artık camide bulunmuyor. Pek çok işlemenin de üzeri kapatılmış. Nusrullah Kadı Camisi bu restorasyonu hak etmedi” diyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada ise “Tüm hatlar, konumları ne olursa olsun sadece temizlenmiş ve özgün haliyle bırakılmış olup, mevcut hiçbir hat yazısı kaldırılmamıştır” denildi. Restorasyondan sorumlu olanlar eleştirileri haksız bulsa da fotoğraflar kamuoyunda, “Bu restorasyon değil, bildiğimiz badana” diye yorumlandı.

Bu yeni değil belli ki son da değil

Hatırlarsanız medya, geçen yıl da Antalya’da Selçuklu dönemine ait Alaaddin Camisi’nin 800 yıllık “taç kapısı” restorasyon işlemleri sırasında sökülerek yerine, yeni (!) bir kapı konulmasını sayfalarına taşımıştı. Restorasyon sonrası tarihi kapının bir sanat eseri sayılabilecek bezeme ve motiflerden oluştuğunu da hatırlatarak.

435 yıllık Sinan Paşa Külliyesi restore edilirken de, yük taşıyan kamyonların girip çıkabilmesi için tarihi duvarlarından birini yıktılar.

1591 yılında yapılan Süheyl Bey Camisi’ni camla kapladılar yetmedi, sekizgen yapısını bozdular.

MÖ 4’üncü yüzyıldan kalma Ayasofya Orhan Camii’nin eski tuğla duvarlarına cam kapı monte ettiler. Aynı zamanda kubbelerini betonla sıvadılar.

Bilmek hakkımız

Oysa restorasyonun anlamı; eski, tarihi bir eserin yıkılmış, bozulmuş bölümlerini aslına uygun bir biçimde onarmaktır. Tarihi korumak amacıyla bu restorasyonları yapıyoruz ama iyileştirmeden çok deforme ediyoruz! Eskiden bir iş yaptırılacağı zaman “İşinin ehli mi?” diye sorardık. Çünkü bu topraklarda muazzam ince işçilik örneği diyebileceğimiz ustalar yetişti! Gidin inceleyin, her biri inanılmaz birer işçilik örneği. Bugün bırakın o camileri yapmayı, onarmayı bile beceremiyoruz.

Bunların her biri önemli kıymetli haberler. Belki de her gün yapılan bu hataları yazarken öncelikle işinin ehli mi sorusuna yanıt aramalıyız. Yoksa artık “usta” kalmadı mı? İhaleyi alan şirketlerin bu işi kimlere yaptıracağını bilmek hakkımız.