Kadından profesör olsa ne yazar!

Türkiye’de kadın profesör sayısının Avrupa’dan fazla olması, niteliksel durumumuzun ne olduğunu anlatmıyor. Bir başka deyişle kadınların mesleki başarısı, konumu, unvanı; cinsiyetçi algıyı, uğradığı tacizi, mobbing gerçeğini ortadan kaldırmıyor

İki dönem Türk Cerrahi Derneği Başkanlığı da yapan Profesör Dr. Yeşim Erbil’in “Türkiye’de kadın cerrahların yüzde 47’si ‘mobbing’e uğruyor, yok sayılıyor, hak ettikleri değer asla verilmiyor” sözlerinin üzerinden çok geçmedi. Sonrasında birçok kadın akademisyen iş dünyasında uğradıkları ayrımcılığı, cinsiyet eşitsizliğini yargıya taşıdı. Geçtiğimiz günlerde Akademisyen Kudret Çobanlı da “mobbing”e uğrayanlardan biri olduğunu açıkladı. 2018’de İfade Özgürlüğü Derneği’nde proje koordinatörü olarak görev yaptığı sırada, derneğin yöneticisi akademisyen Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in “mobbing”ine (iş yeri zorbalığı) maruz kaldığını belirten bir yazı kaleme aldı ve şöyle dedi: “Birlikte çalıştığımız süre boyunca benimle aşağılamadan veya azarlamadan konuştuğu sadece iki sefer hatırlıyor oluşumdur. Bu aşağılama ya da azarlamaların çok azı sizden beklenen işin niteliğiyle ilgiliydi… Toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki uçurumumuz işten kovulmamla sonuçlandı.”

Kadından profesör olsa ne yazar

 

Aynı günlerde TBMM’de kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılması amacıyla kurulan komisyona yapılan bir sunumda ise şu ifadelere yer veriliyordu: “Türkiye’de kadın profesör oranı yüzde 32.5, bu rakam AB’de yüzde 20.8 seviyelerinde.”

Çok sevindik ve hatta bunu cinsiyet eşitliğinin bir göstergesi saydık. Oysa bu durum, “mobbing”i bir tarafa bırakıyorum; 2014 yılından bugüne kadar toplam 60 öğretim elemanının, sadece “kadına taciz” nedeniyle üniversitelerden ihraç edildiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bir başka gerçek Türkiye’de erkeklerin yüzde 63’ü çalışma hayatının içindeyken kadınlarda bu oran yüzde 29’u geçmiyor oluşu.

Dolayısıyla bazı istatistiksel gerçekler bir bütün olarak ele alındığında bir anlam taşır. Türkiye’de kadın profesör sayısının Avrupa’dan fazla olması tam da bu nedenle niteliksel durumumuzun ne olduğunu anlatmıyor. Bir başka deyişle kadınların mesleki başarısı, konumu, unvanı; cinsiyetçi algıyı ortadan kaldırmıyor.

Medyadaki yaklaşım

Medya Takip Merkezi’nin son yaptığı araştırma da medyada cinsiyetçi yaklaşım üzerine. Araştırma bazı yayın organlarında “Sosyal medya maço çıktı!” başlığıyla verildi. Çünkü yapılan araştırmaya göre, medya “iş insanı”, sosyal medya ise hâlâ “iş adamı” demeyi tercih ediyor. Türkiye’de kadınların iş hayatına katılımı ve cinsiyetçi yaklaşımın kırılması yönünde yürütülen mücadele, medyanın haber dilinde yaşanan pozitif yaklaşımla karşımıza çıkıyor. 10 bini aşkın haber taramasına göre; “iş insanı” ifadesi medyada, konuya dair toplumsal duyarlılığın arttığı 2021 yılında, 2020 yılına göre yüzde 64 artış göstererek 89 bin 876 kez kullanıldı.

Profesyonel sosyal medya takip servisi Digilup verilerine göre; sosyal medyada belirtilen iş sıfatları ile ilgili 133 bin 800 yorum ve paylaşım yapıldı. Geleneksel medyanın “iş insanı” sıfatına dair gösterdiği hassasiyet, sosyal medya kullanıcılarında görülmedi. Son bir aylık verilere göre, sosyal medyada ortalama 95 bin paylaşım ve yorumda “iş adamı” sıfatı kullanıldı.

Şimdi sıra bizde!

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Küresel Medya Birliği’ne Türkiye’den üye olan ilk ve tek gazete Milliyet, şimdi de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla oluşturulan nesiller boyu eşitlik platformuna katılarak önümüzdeki beş sene boyunca dönüştürücü güce sahip yeni adımlar atacağını deklare etti. Böylece yine bir ilke imza attı ve forum kapsamında küresel çapta taahhüt veren tek medya kuruluşu oldu.

Özellikle kadınların ekonomik hak ve özgürlükleri kapsamında bir dizi yeni çalışma başlatacağının sözünü dünyanın önünde “Şimdi sıra bizde!” diyerek veren Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mete Belovacıklı’nın, “Bugün tüm dünyada kadınların ve kız çocuklarının ekonomik ve sosyal hayatta hak ettikleri yeri edinemedikleri, baskı ve şiddete uğradıkları bir gerçek. Bu noktada hem kadınların yaşadığı problemlere hem de erkeklerin ve erkek çocukların norm ve davranışlarındaki değişiklik ihtiyacına yönelik, medyanın ‘kurumsal sorumlu vatandaşlık’ gereği aksiyon almasına büyük önem veriyoruz” sözleri boşuna değil. Milliyet’in kadın sorunlarına yaklaşımı ve bu konudaki çabaları bizim en haklı gururumuz.

Kadınların ve kız çocuklarının daha eşit ve adil bir dünyada yaşayabilmeleri için medyanın toplumun üzerindeki dönüştürücü gücüne biz inanıyoruz. Bu sayede eşitlik mesajlarımızın toplumun her kesimine ulaşacağına, okurlarımızla birlikte değişimi, dönüşümü birlikte başaracağımıza da…