Mafya müzesi ve Türkiye

21. yüzyılda elimizi insana dair neye atsak hem ahlaken hem de vicdanen dökülüyoruz. Bazı organize suç örgütlerinin yeni para kaynağı göçmen çocuklar… Ve bu suç göçmen kaçakçılığında “sınır” tanımıyor

Türkiye medyasında bir süredir; şiddet haberleri genellikle “bireysel” suçlar olarak karşımıza çıkıyor. Oysa organize suç örgütlerinin sayısı ve işledikleri suçlar dehşet verici. Üstelik bu organize işler, bildiğimiz geleneksel mafyanın, mahalle ve şehir eşkıyalığının da çok ötesinde. Organize suçlar artık hem uluslararası hem de kıtalar arası… Organize suçların mahiyeti de uyuşturucu ve insan kaçakçılığından kara para aklama ve siber dolandırıcılığa, organ kaçakçılığından nesli tükenmekte olan türlerin ticaretine kadar uzanıyor. Bu küresel boyuttaki tehditler Amerika’da bir müzenin de konusu. Müzenin adı: The Mob Museum.Las Vegas’ta 1930’larda inşa edilmiş eski bir postane, daha sonra Amerikan mafyasının yargılandığı mahkeme binası olarak hizmet vermiş ve bugün son teknoloji kullanılarak mafya müzesine dönüştürülmüş. “Bugün dünyanın en önde gelen organize suç grupları hangileridir? Ne tür suçlar işliyorlar? Ve kolluk kuvvetleri bu çok uluslu girişimlere nasıl tepki veriyor?” gibi soruların yanıtını müzeden almak mümkün.

Sürekli güncellenen müze

Çünkü müze kendini sürekli güncelliyor. Zaman zaman büyük organize suç örgütlerini çökerten, alanında uzman emniyet mensuplarını da konuşmacı olarak davet ediyor. Müze organize suç örgütlerini, mafya davalarını izleyen araştırmacı gazetecilerin kitap ve makalelerine de içeriden bir bakış kazandırıyor. Müzenin amacı da bu zaten: Organize suçların 100 yıllık tarihi ve Amerikan toplumu üzerindeki etkisine ilişkin toplumsal bilinci geliştirmek…

Müzede 100 yıllık mafya tarihi, bugünün organize suçları, dijital küresel ağlar haritası, suç laboratuvarı, ateşli silah eğitim simülatörü, kartellerin yükselişi ve yargılanan bir mafyayla karşılaşıyorsunuz. Müzenin dokunmatik duvarında bir dünya haritası ve suça bulaşmış ülkelerin organize suçları da var. Bundan birkaç yıl önce müzeyi gezen gazeteci Ertuğrul Özkök, o haritada Türkiye’nin “Göçmen Kaçakçılığı” olarak yer aldığını açıklamıştı.

“Vahşet çetesi”

Milliyet, geçen hafta Türkiye’de göçmen kaçakçılığının organize suç olarak tüm hızıyla nasıl sürdürüldüğünü belgeledi. “Vahşet çetesi” olarak manşetine taşıdığı haberde, Suriye’de yaşayan ailelerden çocuklarını çalıştıracakları bahanesiyle para karşılığı alan bir çete, bu çocukları kaçak yollarla Türkiye’ye getirerek zorla dilendirdi. Çetenin 100 liradan az para toplayan küçücük çocukları hortumla dövdüğü ve cezalandırdığı anlaşıldı. Bu olayla Türkiye’ye getirilen Suriyeli 44 çocuğun bu şekilde dilendirildiği ortaya çıktı.

Milliyet, Göç ve İnsanı Yardım Vakfı’nın raporuna da dikkatleri çekti. Rapora göre; sadece geçen yıl 3 bin 119 çocuk mağdur edildi, 613 çocuğun yaşam hakkı ihlal edildi, bin 860 çocuk istismara uğradı. 72 çocuk da işkence gördü. 8 çocuk cinsel sömürüye maruz bırakıldı. 65 çocuk şiddet gördü. 269 yabancı uyruklu çocuk! Kim bunlar? Suriyeli, Afgan, Lübnanlı, Iraklı, Kazakistanlı, Mısırlı, Somalili çocuklar…

Araştırmacı gazetecilere çok iş düşüyor. Göçmen kaçakçılığı aynı zamanda insan kaçakçılığıdır. Üzerinde durulması ve araştırılması gereken bir konudur. Çünkü 21. yüzyılda elimizi insana dair neye atsak hem ahlaken hem de vicdanen dökülüyoruz. Belki de yozlaşmış bir topluma dair bir belgeselde denildiği gibiyiz: “Biz insanlar nasıl bu hale gelebildik?”

“Çünkü biz artık insan değiliz!”