Medyanın iklim krizine bakışı

Küresel iklim politikalarını sürekli güncellemesi açısından medyanın da üzerine büyük sorumluluk düşüyor. Birçok rapor medyanın çevre sorunlarına yaklaşımının hayli sorunlu olduğu yönünde

Geçtiğimiz günlerde iş dünyası yeni dönemin rekabet senaryolarını masaya yatırdı. Ortak görüş; Avrupa Birliği’nin “Yeşil Mutabakatı” çerçevesinde ticaretini sürdürülebilirlik zemininde kurgulayan ve bu değişime ayak uydurabilenlerin rekabette bir adım öne çıkacağı yönünde. İş insanının bu önemli adımını belirleyecek olan da tarımdan enerjiye, sanayiden lojistiğe tüm sektörlerde iklim kriziyle mücadeleyi temel alan, çevresel sürdürülebilirliği önemseyen politikaların varlığı.

AB’nin yeşil ve dijital dönüşüm gündemi, sadece iş dünyasının değil, medyanın da yakından takip etmesi gereken öneme sahip, iş birliği gerektiren bir konu. Dolayısıyla küresel iklim politikalarını sürekli güncellemesi açısından medyanın da üzerine büyük sorumluluk düşüyor. Bu yapılmıyor değil. Örneğin geçen yıl dünya genelinde 11 binden fazla bilim insanı, “Dünyanın açık ve tartışmasız bir iklim kriziyle karşı karşıya olduğu” uyarısında bulununca, yıllardır “iklim değişikliği” ifadesini tercih eden The Guardian gibi bazı gazeteler haber dilinde değişikliğe gitti ve “iklim değişikliği” ifadesi yerine “iklim krizi” ifadesini kullanmaya başladı.

Medyanın iklim krizine bakışı

İnkârcılara daha fazla yer

Buna karşın birçok rapor medyanın hâlâ çevre sorunlarına yaklaşımının hayli sorunlu olduğu yönünde. University of Applied Sciences Utrecht’te araştırma yöntemleri ve medya üzerine dersler veren Sergül Nguyen, Journo’da yer alan bir makalesinde bu konuyu ele aldı ve medyanın iklim bilimi inkârcılarına daha fazla yer verdiğini söyledi. Nguyen, bunu bir görüş olarak değil, bir araştırmanın sonucu olarak değerlendiriyor. Araştırma; ABD’li bilim insanı Alexander Michael Petersen’ın başında olduğu bir grup bilim insanı tarafından gerçekleştirildi. 2000-2016 yıllarında yayımlanan 100 bin haber incelendi. Bu haberlerde 386 bilim insanı ile 386 iklim değişikliği karşıtının isimleri, alıntıları ve atıfları tarandı. Buna göre, medyanın iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşan ya da artan sıcaklığı “doğal” sebeplere bağlayan akademisyen, iş insanı ve politikacılara, yine aynı sayıda iklim bilimciye kıyasla yüzde 50 oranında daha fazla yer verdiği anlaşıldı.

Nguyen’e göre; New York Times, The Guardian, The Wall Street Journal ve Daily Telegraph gibi en saygın gazetelerde bile “inkârcıların” az farkla da olsa daha görünür durumda oldukları ortaya çıktı. Yani; karşıt görüşler orantısız temsil ediliyor. Medyanın bu tutumu, iklim değişikliği alanında uzmanlaşmış bilim insanlarını itibarsızlaştırırken, karşıt görüştekilerin kamuoyunda egemen kıldığı söylemi güçlendiriyor.

Bilimden yana tercihler

Hükûmetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayımladığı, geçen yıl 52 ülkeden 107 uzmanın hazırladığı bir rapora göre de; ormanların tahribi, hayvancılık ve çiftçilik uygulamalarının yol açtığı karbon emisyonu, iklim krizini daha da derinleştirecek. Bilim insanları, son 40 yıldaki buz kitlesi, buzul kalınlığı, okyanus ısı içeriği, deniz seviyesi, yanan alanların yüzölçümü, şiddetli hava olayları gibi göstergelerde hızlı bir kötüye gidiş olduğunu tespit etti. Sonuç; insanlığın kritik bir dönüm noktasındayız!

Medyanın kendisine sorması gereken şu: İklim krizinde bilimden yana olmadığımızı söylemek mümkün mü? O halde öncelikle haber tercihlerimizi bilimden yana yapmalı, bilimsel temeli olan haberlere öncelik tanımalı ve haber dilimizi değiştirmeliyiz.