O görüntü olmasaydı yargılama da olmazdı

Tek bir görüntü; hakkında 18’in üzerinde şikâyet olmasına rağmen görevine devam eden polis memurunu bu kez yargının karşısına çıkardı

George Floyd’un nasıl öldürüldüğünü hatırlıyor musunuz? Geçen yıl, Minneapolis’te “Sahte 20 dolar” ihbarını değerlendiren dört polis, siyahi vatandaş Floyd’u şüpheli olduğu gerekçesiyle durdurdu. Polis memuru Derek Chauvin, kelepçeli şekilde yere yüzüstü yatırdığı Floyd’un boynuna 8 dakika 46 saniye boyunca diziyle bastırarak ölümüne sebep oldu.

O görüntü olmasaydı yargılama da olmazdı

Biz bunu nereden biliyoruz? O sırada olay yerinde bulunan bir sivilin olayı kaydetmesinden. Floyd’un defalarca “nefes alamıyorum” dediğini gösteren video kayıtları dünya medyasını ve kamuoyunu ayağa kaldırdı.

Polisin adil yargılanması mümkün olabilir mi? Demokrasilerde oluyor. Floyd’un öldürülmesini manşetlerine taşıyan Amerikan medyası, Floyd’u öldüren polis memuru Chauvin davasına bakan 12 jüriden birinin “Dizinizi boynumuzdan çekin” yazılı tişört giydiği ve “Siyahların hayatı değerlidir” yazılı şapka taktığı gerekçesiyle jürinin “tarafsızlığını” da tartışmaya yol açtı. Çünkü haklar, adil yargılanma ve hukuk herkes içindir hem suçlular hem de mağdurlar için...

Tek bir görüntü; hakkında 18’in üzerinde şikâyet olmasına rağmen görevine devam eden polis memurunu bu kez yargının karşısına çıkardı. Ölüme sebebiyet veren orantısız şiddete tanık oldukları halde bunu engellemeyen meslektaşları da meslekten menedildi.

Sizce bu görüntüler olmasaydı, George Floyd davası olur muydu? Ve demokrasi olmasaydı, polisin işlediği suçla ilgili karar verecek jüri üyesinin Floyd’un ölümünü kınayan tişörtü giymesi nedeniyle yargının tarafsızlığını yitireceği endişesi yaşanır mıydı?

“Kayıt yapan kişileri engelleyin”

Emniyet Genel Müdürlüğü, geçen hafta, “ses ve görüntü kaydı alınması” hakkında bir genelge yayımladı ve emniyet mensuplarına dedi ki; “Görevinizi icra ederken ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermeyin. Eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engelleyin. Kanuni şartları oluştuğunda da adli işlem yapın”. Bunu da “özel hayatın gizliliği” ve “kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kullanılması”na bağladı. İçişleri Bakanlığı, bu genelgenin gazetecilere uygulanmayacağını belirtse de 1 Mayıs’ta bazı gazetecilerin polis tarafından görüntü alması engellendi.

Habercilikte haberin kendisi kadar görsel hafıza da önemlidir. Tarihe tanıklık eder. Türkiye’de yıllarca insan hakları haberleri üzerine çalışan, demokratik gösteri ya da eylemlerde orantısız güç kullanan kamu görevlilerinin davalarını izleyen gazeteciler, bazen tek bir fotoğraf karesi ya da görüntünün hem haberin hem de olası bir davanın en önemli delili sayılacağını da bilir.

 “Bizim de meslek kurallarımız var”

Bir gazeteci, kamu görevlilerinin ve vatandaşların kişilik hakkına ve güvenliğine zarar verecek bir habercilik yapabilir mi? Yapamaz. Polis de yapamaz. Kanunlar da bunun için var. Ayrıca her meslekte olduğu gibi bizim de kendi meslek kurallarımız var. Mesela diyoruz ki; “Bir gazeteci fotoğraflarda ekleme, çıkarma, kolaj veya montaj yapmamalı. Kamusal kimliği olmayan kişilerin fotoğraf ve görüntülerini, etkinlik, olay, panel, konser gibi kamuya açık alandaki faaliyetler dışında kamu yararı ve haber değeri söz konusu olmadığı müddetçe izinsiz çekmemeli”. Çünkü halkın doğru haber alma ve bilgi edinme hakkı vardır ve medyanın görevi de bunu en iyi şekilde yerine getirmektir. Bir gazetecinin görevini yapmasını engellemek basın özgürlüğü ihlalidir. Haklar mağduriyetler olmasın diye vardır. Oysa yasaklar daima hak ihlallerini doğurur. Hak ihlalleri de hukuksuzluğu...