Salgın sonrası en büyük tehlike: Tek kullanımlık yeni bir hayat

Virüsü fırsatçılığa çevirenlerin doğayı talan etmesi ve “tek kullanımlık poşet” alışkanlığının geri dönmesi, salgının doğa ve çevre açısından çok da olumlu bir sürece yol açmayacağını ortaya koyuyor

Koronavirüs salgınının baş göstermesi üzerine, sokağa çıkma yasakları, uçuşların durdurulması, bazı fabrikaların üretime ara vermesi, şehirlere giriş çıkışların yasaklanması gibi birçok önlem hava kirliliğinin azalması yönünde bir etki yarattı. Öyle ki; sadece İstanbul’da hava kalitesinin 1-12 Nisan 2020 tarihleri arasında yüzde 28.6 oranında iyileşme göstermesi, “Virüse karşı alınan önlemler hava kirliliğini sorun olmaktan çıkarıyor mu?” sorusunu da beraberinde getirdi.

Uzmanlar, sadece hava kirliliğinin azalmasına bakılarak alınan önlemlerin doğaya iyi geldiği yönünde bir değerlendirme yapılamayacağı görüşünde.

Örneğin Ekoloji Birliği, koronavirüs (Kovid-19) günlerinde ülkenin dört bir yanına yayılan inşaat, enerji, maden gibi projelerin “Evde kal” kampanyalarına rağmen sürdürüldüğünü haritayla ortaya koydu. Bazı şirketlerin, doğayı nasıl talan ettiğini, doğanın salgın fırsatçılığıyla nasıl bir saldırı altında olduğunu ve sokağa çıkma yasağını fırsat bilip nasıl hukuk dışı yollara başvurduklarını açıkladı. Salgın nedeniyle yaşanan korku ve panik ise tüketim alışkanlıklarını ve önceliklerini değiştirmiş görünüyor. Enfeksiyon uzmanlarının bez torba ve filelerle alışverişin riskli olduğunu açıklamalarının ardından tüketiciler yeniden market poşetlerine yöneldi. Yetkililerin açıklamalarına göre poşet üretimi son bir ayda yüzde 25, maske ve koruyucu kıyafet üreten firma sayısı ise beş kat arttı. Avrupa’da da durum farklı değil. Tek kullanımlık plastiklere yönelik talep artış gösteriyor; iş yeri yemekhanelerinde, restoranlarda ve kafelerde de artık tek kullanımlık plastik ürünler kullanılıyor. Sosyal medyada sokaklara, caddelere, sağa sola atılmış, maske ve eldiven fotoğraflarından geçilmiyor.

Gelecek için önlemler

Peki, bu plastiklerle kendimizi korurken, bu atıkların doğaya vereceği zararın ne olacağını biliyor muyuz? Dünya ülkeleri milyarlarca ton atığın geri dönüşümünü sağlayabilecek mi? Kendi hayatımızı tek kullanımlık poşetlerle maskelerle, eldivenlerle ya da plastik bardak ve tabaklarla daha korunaklı hale getirirken doğaya verdiğimiz zararı yok mu sayacağız?

Harvard Üniversitesi İklim, Sağlık ve Küresel Çevre Merkezi yöneticisi Dr. Aaron Bernstein, iklim değişikliği ve küresel sağlık politikasının kamuoyu ve medya tarafından çok ayrı sorunlarmış gibi lanse edildiğini, ancak sağlık ve çevre politikasının ayrı görülmesinin tehlikeli bir aldanmaca olduğu görüşünde. Sağlığımızın tamamen iklime ve gezegeni paylaştığımız diğer organizmalara bağlı olduğunu söyleyen Bernstein’a göre, iklim değişikliği, Lyme hastalığı ve su yoluyla taşınan hastalıklar gibi bazı enfeksiyon hastalıklarının yayılma şartlarını çoktan daha elverişli hale getirdi.

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma da, iklim değişikliğiyle mücadelede gereken eylemlerle, insanların daha sağlıklı bir hayata kavuşması için gerekli unsurların aynı olduğunu ortaya koyuyor.

Dolayısıyla önümüzdeki süreçte bizi neyin beklediğini tam olarak bilemesek de önümüzde “Gelecek salgınları önlemek için ne gibi önlemler almalıyız?” gibi devasa bir soru duruyor.

Kovid-19’da olduğu gibi, iklim değişikliği konusunda da endişelenmeliyiz. Hayatımızı tehdit eden salgınlardan korunmanın yollarından biri de “neler yapabileceğimiz” üzerine düşünmek olmalı.

Tek kullanımlık bir poşete karşılık, hayatın kendisinin de “tek kullanımlık” olduğunu unutmadan!