Şiddetten daha tehlikeli olan zihniyet

Medya, bireysel suç gibi görünse de şiddeti haber yaparken, yaratılmak istenen bu korku iklimini de sorgulamalı

Komşunuz sizi yaşam biçiminizi beğenmediği ya da şort, mini etek giydiğiniz için dövüyorsa bu artık sadece bireysel suç değildir. Topluma dayatılmaya çalışılan bir zihniyetin tezahürüdür. Dolayısıyla medyanın bu şiddeti haber yaparken, yaratılmak istenen bu korku iklimini de sorgulaması gerekir.

Üniversite öğrencisi genç bir kadın, Ülkü Eroğlu. Bundan bir iki hafta önce, kendi ifadesiyle sabaha doğru 04.15’de sahurdan sonra evinin önündeki konteynere çöp atmaya çıktı. Dönerken komşusu Mahsun Tatar ile karşılaştı. Tatar, kızın üzerindeki şortu bahane ederek ağır hakaretlerde bulundu. Genç kızın “Sana mı soracağım ne giyineceğimi” yanıtı üzerine saldırdı; saçlarından sürükledi, dirseğiyle sırtını ve boynunu yumrukladı. Eroğlu’nun yardım çığlıklarına ailesi koştu, polis geldi, kadın şikâyetçi oldu, gözaltına alınan komşu ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Şiddete üretilen gerekçe

Haber; medyanın ve haber sitelerinin genelinde şu ifadelerle yer aldı: “Şort giydiği gerekçesiyle komşusunu darbeden Mahsun Tatar serbest bırakıldı”.

Bu başlık bize ne anlatıyor:

1) “Aslında serbest bırakılmaması gerekirdi ama buna rağmen bırakıldı.”

2) “Kılığını kıyafetini ya da tipini beğenmediğin bir insana şiddet uygulamanın cezası yok.”

3) “Şort giymek; şiddeti normalleştiren, meşrulaştıran, yaşam biçiminize müdahaleyi gerekli kılan bir harekettir.”

Sosyal medyada kadın örgütleri tepki gösterince komşu Mahsun Tatar’ın tekrar gözaltına alındığı öne sürülse de gözaltına alınmadığı anlaşıldı. İlgili savcılık aralarında bir arbede yaşandığını belirterek olayı “komşuluk ilişkilerine” bağladı. Oysa bu bir şiddet haberi; üstelik içerik açısından ve şiddete üretilen gerekçe nedeniyle çok daha fazla anlam barındıran bir haber. Bir süre sonra evinizin içinde de bir çeşit müdahaleye dönüşür ki dönüşüyor da!

Özgürlüğe saldıran zihniyet

Örneği çok! Bundan birkaç yıl önce hatırlarsanız, Ankara’da İngilizce öğretmeni genç bir kadın, karşı apartmanda oturan komşuları tarafından kendi evinde şort giydiği gerekçesiyle apartman yöneticisine şikâyet edildi. Yöneticinin de kadının evine gelerek, hakkında şikâyet olduğunu, perdeleri kapalı tutması yönündeki sözleri medya da haber olmuştu.

Yine 23 yaşındaki genç bir hemşire Maslak’ta evine gitmek için belediye otobüsüne bindiğinde bayramın birinci günü şort giydi diye tekme tokat dövülme anı hem medyada hem de sosyal medyada intihal yaratmıştı.

Kocaeli Gebze’de Gençlik Merkezi Kütüphanesi’ne giden genç bir kadın iddiaya göre güvenlik görevlisi tarafından “Bir daha kütüphaneye şortla gelmemesi” konusunda uyarılmıştı.

İstanbul Pendik’te de şort giydiği için bir saldırgan minibüste üniversite öğrencisine tekme tokat girişmiş, genç kız saldırıdan çok arkadaşlarının “Biz seni uyarmıştık”, “Biz sana bunu demiştik” yorumlarına üzüldüğünü belirterek, “Olayın darp olması da insanları etkilemiyor. Ben böyle giyiniyorsam, insanlara göre ben bunu hak etmiş oluyorum” demişti.

Bu tür haberlerin çoğalması; “…şort, mini etek gibi kıyafetleri giyme, dövülürsün” algısını yerleştirerek bir korku iklimi yaratmak için olabilir mi?

Bu cezasızlık hali yapanı daha da cesaretlendirir.

Her ülkede olduğu gibi şiddetin elbette bir cezası var. Ama bir insanın kılık kıyafetine karışmanın, şort giyme özgürlüğüne saldıran zihniyetin de bir cezası olmalı.