Sosyal medya dijital Frankeştayn!

Los Angeles Times şöyle yazdı: “The Social Dilemma (Sosyal İkilem), bu sene gördüğünüz en önemli belgesel olacaktır.”Öyle de oldu. Dünya medyası da “The Social Dilemma” belgeselinin mutlaka izlenmesi gerektiğini, özellikle de genç kuşaklar için bunun bir zorunluluk olduğunun altını çizdi. Nedenini belgesel üzerinden açıklayalım.


Sosyal İkilem” belgeseli, sosyal medyanın insanlara manipülasyon, aldatma ve sinsilik üzerinden empoze ettiği bilgilerle bizi nasıl kontrol altına aldığını anlatıyor. Anlatanlar, Twitter, Facebook, Instagram, Google gibi sosyal medyayı yaratan bilgisayar bilimcileri. Aralarında meslek etiği nedeniyle bu kurumlardan ayrılanlar var… Bugün, bu teknolojinin muhteşem şeylere ön ayak olduğu gerçeğini göz ardı etmiyor, felaket çığırtkanlığı yapıp korku salmıyorlar. Hatta bu platformlar sayesinde dünya çapında anlamlı sistematik değişimler olduğunu da kabul ediyorlar, ama sonuçları açısından madalyonun arka yüzünü hiç düşünmediklerini itiraf ediyorlar.

Kontrolümüzü kaybettiriyor

Mesela diyorlar ki;

Sosyal medya sayesinde, dünya çapında öyle bir nesil yarattık ki, bu insanların içinde büyüdükleri ortamda iletişim ve kültür dedikleri şey tamamen manipülasyondan oluşuyor.

Yaptığınız her şeyin ortasına aldatma ve sinsilik koyduk. İkna teknolojisiyle davranışınızı değiştirdik.

Bilgi çağından dezenformasyon çağına geçtik. Çünkü yanlış bilgilerden yana bir sistem yarattık. Yalan bilginin, gerçek bilgiden 6 kat daha hızlı yayılmasını bilinçli yapmadık, ama şirketlere daha fazla kazandırdığı için bundan da vazgeçmedik. Sosyal medyada para ödemiyorsun; çünkü ürün sensin. Bir ağacın ölüsünün dirisinden daha değerli olduğu bir dünya burası… Belgeseldeki en sarsıcı itirafların olduğu bölüm ise sosyal medyanın bize kimliğimiz ve inandıklarımız konusunda kontrolümüzü kaybettiriyor olması.

Medeniyetimizin sonunu getirebilir

Sanal gerçekliğin yaratıcısı, bilgisayar bilimcisi Jaron Lanier; bizi giderek daha fazla aptallaştıran sosyal medya platformlarında dolanıp durursak 20 yıl daha böyle sürdürürsek; muhtemelen kasıtlı cehaletle medeniyetimizin sonunu getireceğiz görüşünde.

Google’ın tasarımcılarından İnsani Teknoloji Merkezi kurucularından Tristan Harris’e göre de dünya bir çılgınlığın içerisinde ve kendinize sorun; bu normal mi yoksa bir büyünün etkisi altında mıyız? Teknoloji varoluşsal tehdit değildir. Şayet teknoloji; kitlesel karmaşa, öfke, kabalık, güvensizlik, yalnızlık, yabancılaşma, daha fazla kutuplaşma ya da gerçek sorunlara odaklanma yetersizliği yaratıyorsa toplum böyle olduğu içindir.

Gerçek dünya daha güzel

Sosyal medya gerek çocuklarımızın akıl sağlığı gerek siyasi söylemlerimiz olsun kendilerini açık etmeden dünyayı istekleri doğrultusunda şekillendiren birer dijital Frankeştayn haline geldi. Belgeselde yer alan sosyal medyada beğenilmediği için, özgüven sorunu yaşayan gençlerin intiharları sanırım buna en iyi örnek. Öyle ki; belgeselde sosyal medya yaratıcıları, kendi çocuklarının sosyal medyaya girmesine kesinlikle izin vermediklerini de açıklıyor. Belgesel, ne yapmalı sorusunun da yanıtını veriyor. Evet, teknoloji hem ütopya hem de distopya… Ama teknolojinin çalışma şekli bir fizik yasası değildir, dolayısıyla bu da değiştirilebilir. Sağlıklı toplum yapısı, bu sömürücü iş modelinden kurtulmamıza bağlı. Amacımız dünyayı daha iyi hale getirmek olmalı… Peki, bu belgesel, insanları başka yeni platformlara yöneltmek amacı güden bir manipülasyon olabilir mi? Bilmiyoruz, ama şunu biliyoruz; sizi etkisi altına alan, sizi değiştiren, sizi ele geçiren, sizi aldatan, yönlendiren, sizi kayıt altına alan her şeyi kapatın…

Dünya çok daha güzel!