Ve tarih gerçekten tekerrürden ibaretmiş!

Savaşa yönelik yaptırımlar ya da uluslararası hukukun devreye girmesi, sivil katliamları durdurmuyor

1990’lı yıllar. George Bush’un ABD Başkanı olarak ilk, Sovyetler Birliği’nde ise Mihail Gorbaçov’un Devlet Başkanı olarak son günleri... 1990 Ekim’inde, Birleşmiş Milletlerin bahçesine Amerikan ve Sovyet nükleer füze atıklarından yapılmış bir heykel dikildi. Heykeltıraş Gürcü asıllı Rus Zurab Tsereteli. Heykelde iki başlı bir ejder ve bu ejderi öldürmekte olan Aziz George figürü yer aldı. 

Heykel sıradan bir heykel değil. Heykelin yapımında 1987’de Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (Intermediate Nuclear Forces-INF) Antlaşması uyarınca yok edilen ABD Pershing II füzeleri ile Sovyet SS-20 füzesinden kalan parçalar kullanıldı. Bu iki füzenin kalıntıları “İyi, kötüyü yener” adıyla heykele dönüştürüldü. 

Birleşmiş Milletlerin bahçesinde döneminin en çok konuşulan üç adamı, heykelin açılışını yapmak için bir araya geldi. Sovyet Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze, BM sekreteri Perez de Cuellar ve ABD Dışişleri Bakanı James Baker... 

Gorbaçov, füze atıklarından yapılan anıtın yeni Sovyet Amerikan ilişkilerinin, dünya barışının ve gerçek nükleer silahsızlanmanın başlangıcının bir simgesi olduğunu belirten bir mektup gönderdi. Sovyet Dışişleri Bakanı Şevardnadze de “Nükleer ejder mutlak kötüdür. Bu canavarlar füzeleri üreten iki devletin isteğiyle yok edildi...” diyerek ‘tarihi’ bir konuşma yaptı. Rusya’nın BM’ye 45’inci kuruluş yıldönümü armağanı olan heykelin açılış töreninden sonra Amerikan ve Sovyet stratejik gücünün üçte bir oranında azaltılması konusunda START (Strategic Arms Reduction Treaty-Stratejik Silahların Azaltılması) Antlaşması imzalandı.  

Heykel, varlık sebebi dünyanın barış ve güvenliğini korumak, silahlanmayı denetlemek, anlaşmazlıkları çözmek olan Birleşmiş Milletler binasının bahçesinde hâlâ duruyor. 

***

Fakat üzeri cilalanmış anlaşmaların hiçbiri, bu süper devletleri, dünyayı ceset tarlalarına dönüştürmekten alıkoymaya yetmedi. İki yıl sonra 1 Mart 1992 tarihinde Bosna Savaşı başladı. “Büyük Sırbistan” hayaliyle başlatılan, katliamlarla sürdürülen savaşta; bir ülke haritadan silindi yüz binlerce insan öldürüldü, tecavüze uğradı, kayboldu. Perde arkasında yine Avrupa, NATO, ABD ve Rusya ile BM vardı.  

Öyle ki sadece Srebrenitsa katliamında öldürülenlerin sayısı 8 bin 373 olarak kayıtlara geçince, şimdi olduğu gibi birden bu olaya da “savaş suçu” demeye başladılar. Sanki başkalarının topraklarını talan eden savaşın kendisi bizzat suç değilmiş gibi! 

Yıllar sonra, 2016’da Lahey’de Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Sırp lider Radovan Karadziç, “savaş suçu” işlediğine hükmedilerek 40 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2021’de de nihayet ömür boyu hapse mahkûm edilen eski Bosnalı Sırp General Ratko Mladiç’in cezası onandı. Fakat bu yargılamalar, başta Hollanda olmak üzere Avrupa’nın NATO’nun Rusya ve Amerika’nın bu cinayetlere sessiz kaldığı hatta katliamlardan sorumlu oldukları gerçeğini değiştirmiyor. 

Bosna Savaşı’nda yaşananlar, hukuksal bakımdan belgelenmiş soykırım olsa da katliamın Srebrenitsa ile sınırlı kalmadığı, yıllar sonra ortaya çıkarılan 500’ün üzerinde toplu mezarla daha da anlaşılır hale geldi. Sonuç olarak bu savaş bittiğinde iki kişi yargılandı, ama Srebrenitsa ve Prijedor’da üç nesil katledildi... 

***

Bugün bu kanlı tarihinin bir tekrarını yaşıyor olabilir miyiz? Ya da şöyle soralım: 2022’nin Buça katliamı, 1995’in Srebrenitsa katliamının “benzer” ama “farklı” bir tekrarı olabilir mi? Rusya’nın Ukrayna’daki bazı bölgelerden çekilirken geride bıraktığı görüntüler, Srebrenitsa ve Prijedor’daki katliam görüntülerinden farklı değil. 2015’te Sırplar tarafından Srebrenitsa’da katledilen Boşnakların anılması amacıyla hazırlanan BM Güvenlik Konseyi karar tasarısının Rusya tarafından reddedildiğini hatırlarsak, Rusya’ya karşı hukuksal yaptırımın çok da anlam ifade etmediğini görürüz. 

***

Yani savaşa yönelik yaptırımlar ya da uluslararası hukukun devreye girmesi, sivil katliamları durdurmuyor. 30 yıllık bir tarihe bakınca anlamak mümkün... Boşnaklar kendi evlerinde sığınmacı durumuna düşerken, Sırplar katlettikleri Boşnakların evlerinde oturarak “savaş suçu” davalarını izledi. 

Medyanın sorması gereken belki de şu: Buça’daki katliam nedeniyle Rus diplomatları sınır dışı etmek, Putin’in yargılanmasını istemek ve soruşturma girişimleri sivillerin katledilmesinin önüne geçecek, savaşı durduracak önemde ve öncelikte kararlar mıdır?  

Üstelik Srebrenitsa katliamına ilişkin uluslararası hukukla dünya kamuoyunun nasıl oyaladığına bunca yıl tanıklık etmişken... 

İnsanın canını en çok yakan şey; kötülük karşısında çaresiz kalmak, hiçbir şey yapamamak, bir savaşın seyircisi durumuna düşmek... Haklının haksızı, iyinin kötüyü, barışın savaşı hâlâ yenemediğini görmek!