Virüsle gelen nefrete dair

Koronavirüsün yarattığı endişe toplumların nefret söylemlerini artırdı. Sosyal medyada binlerce paylaşımın özeti şu: “Koronayı Yahudiler buldu. Çinliler başlattı. Yaşlılar yaydı”

Binlerce insanın ölümüne neden olan koronavirüs nefret söylemi ve suçlarını da beraberinde getirdi. Neredeyse bütün ülkeler küresel soruna karşı “ortak çözüm” arayışına girerken sokaktaki bazı sıradan insanlar da sosyal medyadan nefret saçarak virüsün “sorumlularını” arıyor.

Korku, panik ve endişe derinleştikçe nefret söylemleri de arttı. Hatırlarsanız; virüsün ilk sorumlusu, ilk ortaya çıktığı yer olan Çin’di. Caddelerde, sokaklarda, restoranlarda Çinli görünce kaçışan insanlar, bir süre sonra gördükleri her yerde bu insanlara hakaret etti; yüzlerine tükürdü, otobüslerden indirdi, ülkelerini terk etmeleri, geri dönmeleri için şiddete dahi başvurdu.

Virüsün ikinci sorumlusu İsrail olarak gösterildi. Sosyal medyada virüsle ilgili çeşitli komplo teorilerinin hedefine Yahudileri oturtanlar, olayı “Koronavirüs lanetlenmiş bir ırk olan Yahudilerin işi” meselesine dönüştürenler… Haliyle binlerce paylaşım nefrete eğilimli birçok insanın kafasında koronavirüsü Yahudilerin çıkardığı, virüsün yayılımından önünde sonunda Yahudilerin çıkar sağlayacağı ve dünyayı kontrol edeceği gibi ifadelerle yol alıyor.

65 yaş algısı

Virüsün yayılmasının sorumlusu yaşa bağlandı. Belli bir yaş grubundaki kronik rahatsızlığı olan insanların ölümüne sebebiyet vermesi dünyanın her yerinde 65 ve üzerindeki insanlara yönelik başka bir algı yarattı. Bizde de sokaktaki durum çok farklı sayılmaz.

Birçok ülke ciddi önlemler aldı. Öyle ki bazı ülkeler sokağa çıkma yasağını ihlal edenlere ağır cezalar getirdi. Türkiye de 65 yaş ve üstü kişileri ve kronik rahatsızlığı bulunanları korumak amacıyla bu yasağı yaşla sınırlı tuttu. Sorun şu ki virüsün Çin’den dünyaya yayılması nasıl ki nefret söylemini bütün Çin halkına, komplo teorilerini de Yahudilere yönelttiyse virüsün yayılmasında da 65 yaş ve üstü insanları sorumlu tutan bir algı oluşturuldu.

Mesela yolda yürüyen bir kişiye, bir delikanlı zorla maske takıp, başına kolonya döktü. Hastaneden evine dönen bir vatandaş durduruldu; niye dışarıya çıktığı sorgulandı, acımasızca dalga geçildi.

Ve bütün bu rencide edici görüntüler sosyal medyada paylaşıldı. İspanya’da da sosyal medyada solunum cihazını 65 yaşındaki bir kişiden alıp koronavirüslü daha genç bir hastaya taktıkları iddiası, bu algının nasıl beslendiğine belki de en dehşet verici örnek. Belli bir yaştaki insanın yaşam hakkının elinden alınması...

Nefret suçu sadece hedefe koyduğunuz bir kişiye yönelmez. Yarattığınız algı sadece o kişileri mağdur etmez. Aynı zamanda o insanı ya da mağdur ettiğiniz kişiyi tanımlandığınız grubu da hedef alır. Milleti, dini, dili, ırkı, cinsiyeti, yaşı hedef alır.

Virüsün belli bir yaşta, belli kronik rahatsızlıkları olan insanlarda daha fazla etkisini göstermesi, tam da bu nedenle 65 yaş ve üzerindeki insanların sokağa çıkmamasına yönelik bir kararın ve bununla ilgili toplumda oluşan yanlış algılamaların sonuçlarıdır bunlar. O yaştaki insanları böylesine rencide etmek, o insanlara topluma kabul edilmediklerini, onları ayrıştırdığınızı, yok saydığınızı söylemektir. Oysa koronavirüs, yaş, cinsiyet, ülke, millet, dil, din, ırk ayırmıyor. Peki, nefret suçunu işleyenlere virüsün bulaşmayacağının ya da virüse rağmen yaşayacağının garantisini kim veriyor?

Ülkeniz mi, ırkınız mı, yaşınız mı?